Yeni Akit - M&S Asistans

F. Gülen kavgası!

24 Ekim 2016 Pazartesi

1920’lerde Sermaye dinsiz bir Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasını desteklemişti... 1948’de kuracağı İsrail devletine yer açmak, 1998’de kuracağı İsrail imparatorluğuna tetikçilik yapacak bir devleti oluşturmak istiyordu... 

1950’ye kadar CHP’yi iktidarda tutan Sermaye, 1950’de onu indirip DP’yi iktidar etti. DP’ye verilen görev Türkiye’nin altyapısını yapmaktı. Adnan Menderes ise Türkiye’yi tarım döneminden sanayi dönemine geçirdi ve dünyada kötü örnek oldu diye Sermaye onu astırdı... 

1960 yılında devlet dairesinden kovuldum ve 1961’de Ankara’dan İzmir’e gittim. 

İzmir’de Sermaye ile uzlaşmış Kestanepazarı Derneği vardı. İsmail Tanrıbuyruğu ve Ali Tosun’un hocalık yaptıkları bu dernek İzmir Sermayesi ile uzlaşmıştı ve şeriatsız bir İslâm üzerinde faaliyette idi... Abdullah Gül, Fehmi Koru, Sabri Tekir ve Osman Eskicioğlu, İhsan Emci’nin öncülüğünde İslâmî faaliyet gösteriyorlardı... Bunların çoğu İzmir İmam-Hatip Okulu talebeleri idiler. İzmir’de Yeşilay ve Türk Ocağı faaliyette idi. İhsan Emci’nin ısrarı ile Türk Ocağı yönetimine girdim. Bu gençler bana İzmir ve Ege’de konferanslar verdirmeye başladılar. Sermaye’nin söylediklerini söylüyordum. Doğrudan karşı çıkmadılar. Faizsiz İslâm şeriatını savunuyordum. Sermaye bundan rahatsız oldu...

Sermaye, Yaşar Tunagür’ü Kestanepazarı Derneği’ne getirdi; kendisi harita teknisyeni bir vaizdi, Yüksek Mühendis Süleyman Karagülle’yi devre dışı bırakacaktı. Çok zeki ve samimi Müslüman olan Yaşar Tunagür S. Karagülle ile bir oldu ve Süleyman Karagülle’yi destekleyen gençleri daha talebe iken müftü muavinliği ile görevlendirdi. 

O, Ankara’ya gitti, F. Gülen’i getirdiler. F. Gülen de S. Karagülle ile çalışmaya başladı; Nur evleri kuracaklardı... 

Nur evleri olmadı ama Akevler’i kurduk ve Akevler’de başlayan Adil Düzen çalışmaları semere verdi… Gorbaçov SSCB’de inkılap yaptı... Yıkılan SSCB ülkelerine ABD ve Sermaye giremiyordu, çünkü oralardaki şartlar müsait değildi, hiçbir Amerikalı veya İngiliz o ülkelerde yaşayamazdı, kaldı ki oralarda İngilizce bilen yoktu. ABD, ABD Sermayesi, Demirel iktidarı ve Yaşar Tunagür’ün desteklediği F. Gülen cemaati ile anlaştılar... F. Gülen’i Akevler’den ve Millî Görüş’ten uzak tutmak için de bunlar bir oldular. Biz F. Gülen’i o zaman iyi işler yaptığı için destekledik. İşte o dörtlü destekle bugünkü F. Gülenciler teşkilatı oluştu. Dünyanın her tarafında okullar açtılar..

Dünyanın neresine giderseniz gidin Türkçe konuşan iş adamları bulursunuz... 

İşte bu dörtlü anlaşmış iken sorun yoktu. 

Şimdi Yerli Sermaye ile işbirliği yapan S. Demirel yoktur. ABD Sermayesi ile ABD iktidarı çatışma halindedir. Gülen cemaati de işgal edilen teşkilatı eskisi gibi desteklemiyor. Şimdi büyük bir sermayeye sahip cemaatli birinin mirası paylaşılıp cemaat ortadan kaldırılacak. Azraillik görevi de Türkiye’ye havale edilmiş. Ne var ki mirasın taksiminde anlaşamıyorlar...

Türkiye diyor ki; ben araziler verdim, o halde bu dev servet benimdir... Amerikan Sermayesi de diyor ki; ben tesisler yaptım, dolarları harcadım, bu dev tesis benimdir... ABD diyor ki; bu harcamaları Sermaye değil ABD (devlet) yapmıştır, bunlar benimdir... Samimi Risale-i Nur şakirtleri de diyor ki; ne münasebet, bunlar bizim katkılarla oluştu, bizimdir...

Çözüm ne olabilir? 

Gelin, insanlığa büyük hizmetleri olan bu dev kuruluşu öldürmeyin, mirasının paylaşımı kavgasını yapmayın. Bu dev kuruluşun hatalarını düzeltelim. 

Bu kuruluşu uluslararası İNSANLIK vakfI hâline getirelim...

Birer hakem atansın, hakemler ittifakla başhakem seçsinler. Kurulacak hakemler heyeti bu vakfı kursun ve dört ortağın paylarını belirlesin... Böylece bu dev kuruluşun/vakfın oluşmasında Akevler’in fikrî katkısı en çok olandır ve hiçbir şey talep etmemektedir, adil bir şekilde hakemlik yapmaya da hazırdır. Biz KuR’an’a uyarız; ‘Hükmettiğiniz zaman adaletler hükmedin’ ayetinin dışına çıkmayız. Biz bugün mevcut olan kötülüklerin kişilerin kötülüğünden ileri gelmediğine kaniyiz, kötülüğün kaynağı “bozuk/zalim düzen”dir. Adalete doğru adım atacağımızdan bizim yani insanlığın çıkarı vardır ve bu çıkar çıkarınızla çatışmamakta, çıkarınızın paralelinde olmaktadır...

Böyle bir insanlık vakfının kurulması, üçüncü bin yıla barış içinde girme doğrultusunda atılacak en büyük adımdır. Savaş kimseye bir şey kazandırmaz. Hele böylesine asırlık savaşlar insanlığın sadece acı ve ıstırap içinde boğulmasını sağlar... 

Yine söylüyorum: İlahİ kitapların ve Kur’an’ın hakemliğinde, bu kuruluş vakıf kuruluşa dönüşsün. Faaliyetin zararlı tarafı yok edilsin, yararlı tarafı ile daha etkin hâle gelmiş olarak devam etsin. Gelin savaşı bırakalım, üçüncü bin yıla barış içinde girelim... 

 

YORUM YAZ