İslâm’ı tek kaynaktan öğrenmenin mahzurları

14 Ağustos 2016 Pazar

İslâmî kişiliğin muradı ilâhî çizgisinde teşekkül edebilmesi için bilgilenmenin sağlıklı olması şarttır. Çünük sahih iman ve salih amel etmek için önce doğru ilim gerekir. Hz. Resûlullah’ın (sas) öğretilerini bir araya getiren hadis kitaplarına baktığınızda konu başlıklarına göre bölümlere ayrıldığını görürsünüz. Burada muhaddislerin “İlim Kitabı”nı “İman Kitabı”na takdim ettiğine tanıklık edersiniz. Bu takdim tesadüfî değil bilerek yapılmıştır. 

Bunun sırrı şudur: Kişi bilmediği bir şeye hakkıyla iman edemez, salih amel işlemesi de zordur. İslâm, insanları öğrenmeye davet eder. İster bu teklifi kabul etsin ister reddetsin, ama neyi kabul ettiğini de neyi reddettiğini de bilerek yapması gerekir. Bunun için ilim elzemdir. İsteyen usûl kitaplarına bu meyanda bakabilir.

Bizim bugün altını çizmeye çalışacağımız husus, hakikat bilgisinin tâlibi olan kişi ve hareketlerin ilim kaynaklarını ve ilmi alacağı ehil kadroları teke indirme tehlikesine işaret etmektir. İslâm ilim litaratüründe bütün kitaplar bir manada Kur’an ve Sünnet’in bize aktardığı hakikati anlatmaya matuftur. Binlerce âlim bu amaçla eserler vermişlerdir. Nihayetinde hakikatin anlaşılmasında beşer gayretinden bahsediyoruz ve dolayısıyla hiçbir âlim kendi gayretleri sonucu vardığı yorumu mutlaklaştıramaz. Bütün âlimlerin hakikati anlatmadaki kolektif gayreti bizim önümüzü aydınlatır ve takdire şayan yürek emeğinin bir ürünüdür ve fakat masum değildir. Ölçü vahiydir.  

Bir kişi kendisini yahut bir meşrep kendi üstadını mutlaklaştırırsa, tek kaynak olarak onu alırsa burada sapmaların başlaması kaçınılmaz olur. Bugün Gülen yapılanmasının karşılaştığı mukadder sonucun en önemli sebebi bu olsa gerektir.

Pakistan’da 90’lı yılların ortalarında Şükrü Arslan Hoca ile tanışmıştık. Gülen hareketi adına okullar açmaya gelmişti. Medrese kökenli birisiydi. Gülen yapılanmasının ilk kurucularındandı. Medyada hakkında Gülen’e Arapça dersi veren hoca diye de haber yapıldı. Onu bizim için ilginç kılan sıradan bir Gülenci olmamasıydı. 

Özellikle de Gülen’in Kürtlere yönelik yaklaşımını eleştirdiği için yapı içinde kendisine ihtiyatla yaklaşılıyordu. 90’lı yılların sonlarına doğru bu meyanda Gülen eleştirisi yaptığı bir yazı Vakit gazetesinde de yayımlanmıştı. O yazı aslında ilk olarak Gülen’e verilmiş ama yapılan yapısal özeleştiri kabul görmemişti. Sonradan anladık ki, bu eleştiri sebebiyle merkezden uzaklaştırılmış, önce Sudan’a sonra da Pakistan’a okullar kurmaya gönderilmişti. 

Pakistan’da kendisiyle ailece görüşürdük. Bir gün yine cemaat eleştirisi yaparken şunları söyledi: Medreseyi bitirdikten sonra hizmet için ağabeylerin yanına gittim. Şahsi imkânlarımla Arapça birçok kaynak eser almış, mütevazı bir kütüphane kurmuştum. Onları okuduğumu gören ağabeyler; bütün kitapların anlatmaya çalıştığı hakikatin Risale-i Nur’larda olduğunu, diğerlerini okumanın vakit kaybı olacağını söylediler. Bunun üzerine bütün kitaplarımı sattım, sadece risaleleri okumaya başladım. 25 yıl sonra bunun ne kadar yanlış olduğunu görünce tekrardan medeniyetimizin kaynak kitaplarını almaya ve okumaya başladım.

Bu anekdot müntesiplerini tek tipleştirmek isteyen yapıların Ümmet’in ilmî birikimine kendisini nasıl kapattığını ve ilmî bir denetim olmadan kapalı devre yol almaya çalıştıklarını gösterir. Bu tür yaklaşımların arızalı bir din tasavvuru ve dinî pratikler üreteceği izahtan varestedir. 

Bugün bütün Türkiye; akademisyenler, kurmay subaylar, hakimler, savcılar, valiler ve toplumun diğer seçkin tabakasına müntesip onbinlerce kişinin Gülen’e nasıl körü körüne bağlandıklarını anlamaya çalışıyor. Bize göre bunun en önemli sebebi dini tek kişiden öğrenmek ve o kişinin hakikatin ilmini elinde tutan seçkin bir insan olduğuna inanmaktan kaynaklanmaktadır. 

Gülen hareketi içinde 17 sene bir dönem assubaylardan, bir dönem de spordan sorumlu imam olarak görev yapmış Said Alpsoy, geçenlerde CNN Turk kanalında ifşaatlarda bulunurken mealen şu câlibi dikkat sözleri sarf etti:

FETÖ’nün en az örgütlenebildiği iller dindarlığın daha yüksek olduğu Konya, Erzurum, Karadeniz’in doğu illeri gibi yerlerdir. Bunların en yoğun örgütlenebildiği iller ise dindarlığın az yaşandığı Ege bölgesi gibi yerlerdir. Genelde dini Gülen’in kitap ve kasetlerinden öğrendikleri ve başka kaynaklardan beslenmedikleri için sorgulamıyorlar. 

Şu açıktır; ellerinde neyin doğru neyin yanlış olduğunu ölçecek bir terazi olmayan kişiler ya mutlak inkâra ya da mutlak itaate saparlar. 

 

Günün Özeti

YORUM YAZ