Cemaat’ten FETÖ’ye

21 Temmuz 2016 Perşembe

15 Temmuz akşamı gerçekleşen darbe girişimini iki boyutta analiz etmek daha gerçekçi olacaktır. Birinci boyutu yerel, ikinci boyutu ise küreseldir. Yerelden kastımız Gülen hareketinin nevi şahsına münhasır kimyası. Küreselden kastımız ise genelde NATO, özelde de ABD’nin coğrafyamıza dair projesi. 

Türkiye’nin bir parçası olduğu ve sınırları yeniden çizilmek istenen Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasayla alakalı ABD projesinden bahsediyorum. Yerel ve küresel olan bu denklemde buluşmuş, yerel küresel olana beyat etmiştir.  

Yerelle başlayalım. 70’li yıllarda başlayan ve 84 sonrası ivme kazanarak devam eden devletin her türlü kurumuna sistemli olarak sızan bir yapı var karşımızda. Özellikle de devlet yönetiminde en hassas kurumlar olan askeriye, yargı, eğitim ve emniyet kurumlarına.

Hem devlet hem de dindar camia yapılanları az çok biliyordu. Ancak dindar camia bunun bir gün ülkeye el koymak amacıyla değil, o gün halkın değer yargılarına savaş açan, batılılaşmayı agresif politikalarla dayatan ve bahusus dini toplumsal hayattan tasfiye etmeyi ilerlemek olarak gören devlet erkine karşı kendini ve dindarları koruma girişimi olarak yorumluyor ve kerhen olumlu da bakıyordu. Çünkü devlet dindar insanların inançlarıyla devlet bürokrasisinde ve siyasette temsil edilmesine müsade etmiyordu.

Bu yapı dönemin katı devlet politikaları sebebiyle yer altında kuruldu, büyüdü ve bugüne geldi. Kapalı bir yapı olduğu için de bu yapının teolojisi ve usûlü yeterince tartışılamadı. Bu yapı dinî faaliyetleri tehdit gören devlet aklı ve uygulamaları sebebiyle mutlak gizliliği prensip edindi.

Bunu kendi içinde İslâmî bir kavram olan takıyye ile meşrulaştırdı. Takıyyenin sınırlarını fıkhın kabul etmeyeceği boyutlarda genişleterek uyguladı. Öyle ki, takıyye bir yaşam tarzına dönüştürüldu. Bu yapının takıyyeyi karakter hâline getirmesinde o günlerin vesayet sisteminin payını bir kez daha hatırlatalım. Bu zeminde kamufle olmak amacıyla haramların açıkça işlenmesi tecviz ve teşvik edildi.

Bu yapı modern bilgiyle kuşanmış dindar nesiller yetiştirmek iddiasıyla binlerce okul kurdu. Bu yapıdan olmayan dindar camia da çocuklarını buralara gönderdi. Bu çocukların önemli bir kısmı ikna edilerek bu yapıya kazandırıldı ve bu yapının amaçları doğrultusunda devlet kademelerine yerleştirildi. 

Dindar Anadolu insanlarının çocukları Gülen öğretileriyle ve ona mutlak itaat kültürüyle yetiştirildi. Emir verildiğinde kendi insanlarına silah çekebilecek, TBMM’ni bombalayabilecek gözü, şuuru ve vicdanı kapalı birer militana dönüştürüldü. “Terörist müslüman, müslüman da terörist olamaz” diyen Gülen’e bağlı kadrolar ülkeyi ele geçirmek uğruna topyekûn intihar eylemine kalkışabildi.

Aslında bu kadrolar ordu ve emniyet içerisine sokulduğu günden beri bir gün devleti ele geçirmek üzere motive edilerek yetiştirildi ve bekletildi. Bunların kızıl elması kendilerinin el koyacağı devletti. Takıyye icabı ibadetlerden uzak, haramlarla iç içe yaşayan bu kadrolar sürekli bu kutsal vazifeyle yetiştirilmiş olduğundan “halka ateş aç” emri geldiğinde itaat edebilmiştir.

Bu süreçlerin ABD’nin onayı ve koruması altında yaşandığı bugün daha iyi anlaşılmaktadır. Ancak ne zaman ve ne kadar ABD bilfiil bu işin içindeydi, onun bütün boyutlarıyla tesbiti belki de hiçbir zaman mümkün olmayacak. Çünkü CIA genel manada faaliyetlerini örtülü yürütür. 

ABD’nin birçok ülkede olduğu gibi Türkiye ordusu içinde de farklı kesimleri örgütleyip darbeler yaptığı tartışılmaz bir gerçektir. Son darbe girişimini de 40 yıldır orduya sızmasına izin verdikleri “ılımlı İslâmcılar” diye tanımladıkları Gülen’e bağlı kadrolar eliyle yaptılar.

Bundan maksatları, Türkiye’nin ABD ekseninden çıkmaması, yeniden sınırları çizilmekte olan Ortadoğu haritasını kabul etmesi, bu bölgede kendi tarih tecrübesiyle uyumlu siyaset geliştirmemesi ve geçen yüzyılda oynadığı bölge jandarmalığı rolüne devam etmesi olarak özetlenebilir. 

Darbecilerin TRT’de silah zoruyla okuttukları bildiride darbe gerekçesi olarak öne sürdükleri; “Laiklik ve Batı’dan uzaklaşmak” gerekçesi bu meyanda Batı’ya bir beyat bildirisiydi. Batı, bildirinin satır aralarından el sallıyordu. Oyunu bozan ise, halkın kolektif şuuruyla bu eli görmesiydi.. 

Günün Özeti

YORUM YAZ