Batı’ya ikiyüzlülüğünü hatırlatmak yanlış mı?

13 Nisan 2017 Perşembe

Batı’nın sömürü nesnesi olmuş ülkelerde BM’nin üzerinde ittifak ettiği hukuk kaideleri, devletler arası teammüler sık sık ayaklar altına alınır. Bunu da en zengin, en gelişmiş, insan hakları, demokrasi şampiyonluğu yapan ülkeler yapar.  

Rusya, Çin, Hindistan ve İran gibi ülkeler bunu yapmaz manasında değildir bu. Ancak insan hakları savunusuna sığınma durumları, müdahale ettikleri ülkelere demokrasi götürme gibi iddiaları olmadığından bunların yaptıklarının ne olduğu müsellemdir. 

Sivillere karşı kimyasal silah kullanımı savaş suçu sayılmıştır meselâ. Bu suç işlendiğinde çıkarları öyle gerektirirse Batı ülkeleri sus pus olur; görmedim, duymadım moduna girerler. İşkence suçtur ama destekledikleri ülkeler veya kendi kurumları işkence yapabilirler. Darbe kötüdür ama darbecileri kendileri örgütler, Sisi örneğinde olduğu gibi kırmızı halıyla karşılayıp iltifat yarışına girebilirler. Onların desteklediği ve örgütlediği terör örgütleri makbuldür çünkü.

16 Nisan referandumuna nasıl müdahale ettikleri, “Hayır” kampanyasını nasıl destekledikleri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı karalamak için her zeminde nasıl çalıştıkları ortadadır. Türkiye’nin iç siyasetine, halkın hür iradesine direkt müdahale etmekten çekinmiyorlar. 

Bu minvalde söylenecekler bir kitaba sığmaz. Bunlar yaşandığında birçok yazar Batı’nın içinde bulunduğu bu ilkesel tutarsızlığı ve ahlâksızlığı önce kendi toplumlarına anlatır, sonra da Batı’ya prensipler aynasına tutarak yaptıklarını göstermeye çalışırlar. Bunu yapmak da bizden meseleye duyarlı olan bir kesimi rahatsız ediyor. 

Yazılanların doğru olmamasından dolayı değil rahatsızlıkları. Batı’nın bunu bir alışkanlık ve karakter hâline getirmesinden dolayısıyla bu gerçekleri hatırlatmak yerine neler yapılması gerektiği üzerine yoğunlaşılması, çözümler üretilmesi gerektiğini söylerler. 

İtiraz etmelerinden maksat sloganlara sığınmak, rahatsız olan vicdanları susturmak ve öfkeleri dindirip bir şeyler yapmamaksa eğer, yapılan itiraza katılabiliriz. Ama bunu yapmaktan maksat toplumsal duyarlılık oluşturup, Batı’nın albenisi yüksek sloganlarına kanmamayı sağlamaksa bu önemlidir. 

Batı’ya çifte standartlarını hatırlatarak ahlâkî üstünlüğün onlarda olmadığını göstermek ise bu önemlidir. Bunu yaparak hiç kimseye değil, kendi potansiyellerimize dayanmamız gerektiğini göstermek ise bu önemlidir. Çözümü sorunu bilerek meydana getirenlerde aramamamız gerektiğini ortaya koymaksa bu elbette önemlidir.

Yapılanın adını koymak, zulmü görünür kılmak zulmü önlemenin yollarından birisidir. Zulüm ne kadar gizli kalırsa o kadar kalıcı ve yıkıcı, ne kadar görünür olursa o kadar kısa ömürlü olur. Dünyevî çıkarlarını bütün değerlerin üstünde tutan, gücü kutsayan güçler bu yüzden yaptıklarını gizlemeye, açığa çıkanları da üstlenmemeye çalışırlar. 

Bugün medya neye yarıyor sanıyorsunuz? İnsanların hakikatleri öğrenmesine mi yoksa algı operasyonları yürüterek algılar üzerinden toplumları yönlendirmeye ve gerçekleri örtmeye mi? Medyanın gücü yoktur. Güçlülerin medyası vardır. Güçlüler neden medya sahibi olurlar sanıyorsunuz? Para kazandırmadığı, aksine zarar ettiği hâlde medya onlar için neden vazgeçilmezdir?

Sesi olmayanların sesini güçlülerin medyasına rağmen duyurmak acziyet sayılmamalıdır. Ama tabii ki bu yapılınca mesele kapanmamıştır. Bu birey ve toplumları harekete geçirmek üzere yapılmalıdır. Birileri bunu yapacak, birileri de neler yapılması gerekenlerin üzerinde duracaktır. Birisi diğerini ortadan kaldırmaz, aksine gerekçesi olur.

 

  • İsmail İsmail 7 ay önce
    Sadece güçlü olanın sözü geçer. Batıda ya da doğuda fark etmez. Bir zamanlar biz güçlü idik, bizim sözümüz geçerdi. Mutlaka güçlü olmak lazım...
  • KILadyoKILadyo7 ay önce
    HER YANLIŞI HATIRLATMA BATIYA BİR PUNTA ATMAKTIR