Evrim teorisine eleştiriye tahammülsüzlük

12 Ağustos 2017 Cumartesi

Cumhuriyet Gazetesi yazarı Nuray Mert evrim teorisinin kesin kabul edilmesini uygun bulmadığını yazınca gazetesinden kovuldu. Bu hadise evrimcilerin düşünce özgürlüğüne karşı olduklarını bir kere daha gösterdi.Ne yazmıştı Nuray Mert, bir bakalım:

“Evrim teorisi de, adından da anlaşılacağı gibi bir ‘teori’dir, yani varsayımdır.” 

“…evrim teorisinin bilim yerine konmasına karşıyım. Adı üzerinde evrim teorisi, ne kadar bilimsel kesinlik kazandırılmaya çalışılırsa çalışılsın veya ne kadar bilimsel olarak çürütülmeye çalışılırsa çalışılsın, nihayetinde insanın oluşumuna ilişkin bir akıl yürütme biçimi…” 

Bu sözlerin nesi yanlış ki? Elbette evrim teorisi adı üzerinde teori, yani ileri sürülen ispatlanmamış bir görüş sadece. Zihinlerinin arkasında ateist ve pozitivist niyet taşıyan evrimciler herkesin kendileri gibi olmasını istediklerinden evrime laf ettirmiyorlar. Çünkü bilirler ki evrimi kabul etmeyince tek yol Allah’a imandır.

Evrimcilerde bazı özelliklerin ortak olduğunu görüyoruz. Sıralayalım:

Evrimciler tesadüfen cansız maddelerden tek hücreli canlıların oluştuğunu, sonra giderek yine tesadüflerle milyonlarca tür bitki ve hayvanın ortaya çıktığını ileri sürerler. Sonra ise 300 gram beyinli şempanzeden yine tesadüfle 1400 gram beyne sahip ve bilinçli insanın evrildiğini iddia ederler. Bunu kabul etmemeyi bırakın bu konuda soru sorma hakkınız bile yoktur. Hemen ‘bilim düşmanı’ damgasını yersiniz. 

Evrimciler o kadar olayı saptırırlar ki evrimi yerçekimi ile dünyanın yuvarlak oluşu ile bir tutarlar. “O zaman dünyanın düz olduğunu da söyle” diyerek saçmalarlar. Evrimi benimsemeyenleri aşağılar, alay eder, bilime karşı olmakla itham ederler.

Saplantılıdırlar, önyargılıdırlar. Zaten kendileri de evrimi ‘a priori’ olarak, yani deneye ve tecrübeye gerek olmadan daha baştan peşinen doğru kabul ettiklerini söylerler. Onlar için bilim evrim teorisine eşittir. Bilim dergisi veya kitabı diye çıkardıkları yayınlarda hep sıklıkla evrimden söz eder, evrimi öne çıkarırlar. Onların derdi bilim değil ideolojik saplantılarıdır.

Kâinatın yaratıcısı vardır, olmak zorundadır” derseniz, “Yaratanı sokarak bilim olmaz” diye hemen atılırlar. Ancak yazılarında devamlı, “doğa böyle istedi”,evrim mükemmeli bulur”, “evrim çare üretir”, “tesadüf yine yardım etti” diye tesadüfü, evrim teorisini ve tabiatı tanrılaştırırlar.

Dünyanın bir köşesinde bulunan fosilleri “evrim teorisini ispatlayan kalıntı” diye haberleştirir, günlerce evrim propagandası yaparlar. Sonra iddialarının boş olduğu veya aksine evrimi çürüttüğü anlaşılınca sesleri kesilir, konuyu kapatırlar. Yarabbi, daha küçük yaşlardan beri belki binlerce defa bu doğrultuda haberler okumaktan yoruldum, ancak evrimciler bir türlü kanıt bulamadılar.

Yalancı ve gerçekleri çarpıtmada üstlerine yoktur. Yerine göre Piltdown adamı gibi sahte fosillerle bilim dünyasın yanıltıp evrimi ispatlamaya çalışırlar. Fakat yüzlerine gözlerine bulaştırırlar. Çünkü gerçeğin er geç ortaya çıkma gibi bir huyu vardır.

Bilim insanı değil militandırlar, olgunlukları yoktur. Evrim teorisini eleştirenlere tahammül edemez, sert ve fanatikçe karşılık verirler.” Evrim teorisi ile tasarımı birlikte müfredatta okutalım” dediğinizde bile şiddetle karşı çıkarlar.

Sözgelimi, “cansız madde nasıl canlıya dönüştü?” veya “maymundan insana değişim nasıl oldu?” ya da “tek hücreli canlıdan nasıl 100 triyon hücreli insan ortaya çıktı?” dediğinizde hemen zamana sığınırlar. “Dünya milyarlarca yaşta, zaman içinde oldu” deyip işin içinden sıyrılırlar.

İnsandaki zihni gösterip, “cansız madde olan atomlardan nasıl farkındalık veya düşünme, muhakeme gibi bilinç ortaya çıkıyor?” diye sorguladığınızda “bilim sonra çözecek” deyip kaçamak cevap verirler.

Şu da var, evrim teorini savunmakta çaresizliğe düştükçe, acınacak hallere geldikçe yeni argümanlar devreye sokarlar. Mutasyon derler, tesadüfe geçerler. Olmadı doğal seçilimi kabul ederler, mükemmel olanın hayatta kalacağını iddia ederler. Sonra sıçramadan bahsederler. “Şempanze beyni sıçrama ile insan beynine dönüşüverdi, çünkü evrim öyle istedi” der ve bunu bize bilim diye mantık diye yutturmaya çalışırlar.

Evrimcilerin zavallı halleriyle ilgili söylenecek çok şey var ancak son olarak şunu ekleyelim: Evrimcilerin çoğu aslında evrime inanmaz. Çevremizdeki muhteşem ve mükemmel yaratıkların tesadüflerle kendiliğinden oluşmadığını bilirler. Ancak yaratıcıyı kabul etmemek için evrim de evrim diye tekrarlayıp dururlar.

Meselâ erkek tavus kuşunun o rengârenk, seyretmeye doyum olmayan görüntüsüne bakınca, harika güzelliği görünce hayran kalırlar. Ancak iman etmemek için “dişilerine kendilerini beğendirmek için evrim erkek tavus kuşuna böyle uygun gördü” diye son derece bilimsel(!) izahta bulunurlar.

Ah evrimciler gerçekten acınacak durumunuza şaşırıyorum.

 

  • İhsan Hocaİhsan Hoca12 sa önce
    Şubat 2017’de Sayın Cumhurbaşkanımıza arz ettiğim aşağıdaki yazıyı dikkate alarak binlerce mağdur Yardımcı Doçente yardımcı olmanızı istirham eder, saygılar sunarım. A-)7 Şubat 2017’de Sayın Cumhurbaşkanımıza arz ettiğim bir yazıyı sizlere sunmak istiyorum: “…Sayın Cumhurbaşkanım; Size, ‘Yardımcı Doçent’ Kadrosunda çalışan binlerce Öğretim Üyesi adına bir mağduriyetimizi arz etmek istiyorum: Emsallerimizin, ölünceye kadar atama işleminin dışında kullanmadıkları, bir ömürde bir defa, bir biçimde, Yabancı Dil Sınavı’ndan aldıkları 65 Puanını gösteren belgeyi alamadığımız için, yıllardır bulunmamız gereken Profesörlük kadrosuna bir türlü geçemedik. Emsallerimizin makaleleri varsa, bizim de var; emsallerimizin kitapları varsa bizim de var; emsallerimizin ‘Bilim Doktoru’ diploması varsa, bizim de var; emsallerimizin 20-30 yıllık üniversite hocalığı hizmeti varsa, bizim de var; ama emsallerimiz Profesör, biz Yardımcı Doçent kadrosundayız ve binlerce Yardımcı Doçent olarak 50 yaşımızı geride bırakmış olarak emekli olmak üzereyiz. Binlerce Yardımcı Doçentin anılan mağduriyetini, sizlerin yardımına ve takdirlerine saygıyla arz ediyorum. 07.02.2017…”B-)Yardımcı Doçentlik Kadrosunun Kaldırılması İle İlgili Öneriler: Yardımcı Doçentlik kadrosunda 5 yıl çalışmış olanlar Doçent yapılmalıdır. Yardımcı Doçentlik kadrosunda 5 yıl çalışmış olma süresi de dâhil en az 20 yıl öğretim elemanı olarak üniversitede çalışıp derse girmiş ve yaşı 50’yi geçmiş olan Yardımcı Doçentler de Profesör yapılmalıdır.