Yoksa boğazınıza “Afrin” mi kaçtı?

26 Ocak 2018 Cuma

Hani faizler yükselsin diye doları, dövizi manipüle edenler, nerede?

En küçük zafiyette, milletin ensesinde boza pişirenler galiba dillerini yuttu!

Nutukları tutuldu, ne yapacaklarını bilemiyorlar!

Yoksa boğazlarına “Afrin” mi kaçtı?..

Mehmetçik’in gürlemesiyle yürekleriniz ağızlarınızdan çıktı, değil mi?

Bir de altınızı kontrol edin... Belki bir şey bulursunuz!..

Afrin zaferine, tabii ki “aferin” demenizi beklemiyoruz... Demezsiniz, hatta diyemezsiniz de zaten!

Kalbinizde, düşüncenizde, dünyanızda din, iman, vatan, millet, bayrak, devlet sevdası olmadığı için sizler bu duyguların ne manayı geldiğini bilemezsiniz!  

Varsa yoksa, para! Varsa yoksa faiz! Varsa yoksa üç kağıt!.. “Dini imanı para olmuş!” derler ya, işte sizler öylesiniz...

Meydanı boş bulduğunuzda, söğüşlemediğiniz insan kalmaz... 24 saat yaptığınız iş; emeksiz, ter dökmeden, iş üretmeden, haksızca milleti soyup soğana çevirmek... Enflasyon üreterek vatandaşın sofrasından, boğazından ekmeğini, kazancından emeğini tırtıklamak...

Elinize gözünüze dursun!.. Gözünüzü toprak doyursun!

Haydi, “Afrin’e askeri harekat yapılıyor” bahanesini köpürte köpürte gündeme taşıyın! Dövizi fişekleyin... Faizleri şişirin... Borsaya dip yaptırın... Enflasyonun ocağına bir iki odun daha atın... Atın da görelim! Haydi sıkıyorsa yapın! Ödünüz patladı değil mi?

Oğlum zor oyunu bozar... Afrin Zeytin Dalı Harekatı da sizi bozdu!

FAİZCİLERE KÖTÜ HABER

Ey faizciler! Size kötü bir haber vereyim! Hem de Davos kaynaklı...

Kısa zaman sonra yükselttiğiniz faizlerin ayaklarınıza dolandığını, elinizdekilerin mum gibi eridiğini, kendi ürettiğiniz dolapların altında kaldığınızı göreceksiniz... Siz faizciler için belki de son 40 yılın en büyük krizi geliyor, haberiniz olsun!

Dünyanın en büyük hedge fonu Bridgewater Associates’ın kurucusu Ray Dalio, Davos’ta verdiği mülakatta, “Faizlerde yüzde 1’lik bir yükseliş tahvillerde 1980 ile 1981 arasından bu yana gördüğümüz en büyük ayı piyasasına yol açabilir. Faizlerdeki artış tahvil yatırımcıları için 40 yılın en büyük krizini tetikleyebilir” diyor, doğru da söylüyor!

İşte bundan sonra hisse senetleri dönemi başlıyor, tahvilcilerin, faizcilerin devri kapanıyor.

Bence ne kadar tedbir alırsanız alın, boş. Makuslar içinde boğulup gideceksiniz.

Kurtarıcı olarak gördüğünüz ABD Merkez Bankası FED de sizi yüzüstü bırakacak! Çünkü bütçesi batmış, hükümeti kapanmış ABD sizi mi düşünecek! Şimdi o iki eli şakaklarında, “Faizleri nasıl artıracağım?” diye karalar bağlarken ülkeye dönecek karşılığı olmayan dolarların derdine düşmüş!

Bazı yorumcular da 2018 yılı projeksiyonunu çizerken Türkiye için “yüksek büyüme, yüksek enflasyon, yüksek cari açık, yüksek faiz, yüksek kur” gibi ekonomiyi anlam verilemeyecek bir şekilde yükseğe bağlamış. Bence gelişmelere sağlıklı gözlüklerle bakılsaydı, temel dinamikler böyle yorumlanmazdı.

Yüksek büyümeler olabilir, ama başta kur olmak üzere “yüksek” olarak sıralanan hiçbir tahmin gerçekleşmez.

Bir kere Türk Lirası inebildiği en zayıf noktaya geldi. Bundan sonra TL’nin değerlenme zamanı... Dünyada belki enflasyon yükselişleriyle faizler artabilir ama Türkiye’de bunun aksi gerçekleşecek.

Bakınız, “Enflasyon niçin çıkıyor?” diye kendinize bir sorun... Bu soruyu cevaplamak o kadar kolay değil. Fakat ilmi çerçevede biliyoruz ki, fiyatların sürekli artış halinde olması manasına gelen enflasyonun iki sebebi var, üçüncüsü yok! Biri talep, diğeri arz kaynaklı...

İlki piyasada talep yani tüketim, arzdan yani üretimden fazlaysa fiyatlar artıyor, enflasyon oluyor. Buna talep enflasyonu  deniyor. Ancak periyodik yapılan güven endeksleri de gösteriyor ki, Türkiye’de halkın talebine, tüketimine bağlı enflasyon oluşturduğunu hiç kimse söyleyemez. Zira, ülkemizde arz, talepten daha fazla... Sonra halkın yüksek enflasyon yapacak derecede alım gücü de yok!

BİZDEKİ TALEP DEĞİL 

KUR ENFLASYONU

Talebi geçtik... Arza, daha doğrusu üretime bakalım...

Kur, faiz, enerji, ara malı, hammadde, reklam – ilan, hava şartları, ulaşım ve işçilik gibi üretim ve lojistik girdilerinde maliyetler yükseldiğinde fiyatlar da o nispette artıyor. Bunun adı da arz enflasyonu oluyor...  Türkiye’de arz enflasyonunu, diğer adıyla maliyet enflasyonunu tetikleyen kur... Açıkçası kura dayalı ithalat ağırlıklı arz veya üretim, enflasyonu yükseltiyor.  Kur, enflasyonu tetiklerken enflasyon da faizleri yukarı itiyor. Ardından üretici yüksek faizle finans kullanmak zorunda kalıyor... Dolayısıyla enflasyon ve faiz kaynaklı kısır bir döngü ortaya çıkıyor.

Daha net söylersek, bizde enflasyon tamamen kura bağlı. Kur yükselince enflasyon çıkıyor, kur düşünce enflasyon iniyor... Türkiye’de enflasyonu artıran arza, üretime bağlı fiyat artışları... Bizdeki talep değil arz yani maliyet enflasyonu, daha açıkçası kur enflasyonu!

Daha önce “Türk Lirası güçlüyse, sen de güçlüsün!” diye bir yazıyı kaleme almıştım. Bu görüşüm giderek daha da doğruluk kazanıyor. Dolayısıyla Türk Lirası güçlendikçe, ekonomide kur baskısı azalacak, enflasyon düşme eğilimine girecek ve faizler de gerileyecek!

Dolayısıyla mel’un faizciler Türkiye’nin siyasi ve ekonomik dinamikleriyle oynayamayacak!

İşte beni sevindiren asıl manzara da bu!

 

YORUM YAZ

  • OsmanOsman25 gün önce
    Sedat Bey; "2018 de çok dış borç odememiz var" deniyor. Sizin yazinizdanda muşkil bir durum olmadığı algılanıyor. Borç konusu hakkinda bilgilendirebilirseniz memnun oluruz. Teşekkürler.