THY - TR Çıkışlı DAB

Osmanlı Kudüs’te 2 bin vakıf kurmuş, ya biz?

22 Aralık 2017 Cuma

Ey, Davud Peygamber’in… Ey, İbrahim Peygamber’in… Ey, Süleyman Peygamber’in… Ey, İsa Peygamber’in, Ey, Hazreti Muhammed’in (aleyhisselatu vesselam), Ey, Emiral Mü’minin Hazreti Ömer’in (RA)… Ey, mü’minlerin kılıcı Selahaddin Eyyubi’nin… Ey, Kılıç Arslan’ın… Ey, Osmanlı halifelerinin evveli Yavuz Sultan Selim’in… Ey, cihan padişahı Kanuni  Sultan Süleyman’ın… Ey, Osmanlı’nın en mahzun komutanı Mutasarrıf İzzet Bey’in… Ey, yüreklerimizi parçalayan Kudüs’teki son Osmanlı askeri Onbaşı Hasan’ın mukaddes şehri!

Ey, “Kudüs’e hakim olan, dünyaya hakim olur”, denilen beldelerin sultanı!

Seni anlatmaya hangi kelime, hangi cümle, hangi satır ve methiyelerin gücü yeter!

Kudüs, Allah’ın rızası… Kudüs, Kur’an-ı Kerim’in beyanı… Kudüs, cihad, fetih… Kudüs,  günahların silindiği yer… Kudüs, namaz kılanlara kat kat sevabın verildiği cennet kapısı… Kudüs, Peygamber’in emri… Kudüs, peygamberlerin şehri… Kudüs, Hazreti Meryem ile bir anne kucağı… Kudüs, tarih, kültür, sanat… Güzellikleriyle bir cazibe merkezi…

Ve Kudüs, barış, sulhu selamet…

Şair Nazir Kabbani’nin dediği gibi, “Ey Kudüs, ey peygamberler kokusu, ey yerin göklere en yakın avlusu…” Kudüs, gökte yaratılıp yere indirilen şehir…

Nuri Pakdil’in anlatımıyla;

Tûr Dağını yaşa / Ki bilesin nerde Kudüs / Ben Kudüs’ü kol saati gibi taşıyorum…

Ayarlanmadan Kudüs’e / Boşuna vakit geçirirsin / Buz tutar / Gözün görmez olur…

Gel / Anne ol / Çünkü anne / Bir çocuktan bir Kudüs yapar…

Adam baba olunca / İçinde bir Kudüs canlanır…

Yürü kardeşim / Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin…

CENABI HAK’TAN BİZLERİ AFFETMESİNİ İSTEDİK

Kudüs için artık harekete geçme zamanı, diyerek gazeteci olarak geçen mübarek Ramazan ayında şehirlerin sultanını, o şehirdeki Mescid-i Aksa’yı ziyaret etmiştik…

İsrailli askerlerin insanlık dışı itiş-kakışlarına, baskılarına rağmen destur isteyerek kapısından içeri girdik…

Ulu mabede, oradaki mahzun ve mazlum müslümanlara selam verdik…   

Mescid-i Aksa’ya, Kubbetüs-Sahra’ya, o güzel beldenin 100 yıldır ağlayan her taşına toprağına yüzümüzü, gözümüzü sürdük…

Yabanların eline düşen vatan toprağımızı, cennet bahçelerinden Zeytin Dağı’nı gözyaşları içinde hasretle öptük, okşadık, kokladık…

Affeder mi bilmem ama, bu kadar geciktiğimiz, gidemediğimiz ve bir şey yapamadığımız için üç inciden birikıblemizistikametimiz, binlerce yıllık tarihe tanıklık eden Ulu Şehir için Allah’tan affımızı istedik…

Ziyaretimizin gerçekleştiği Ramazan ayında evanjelist siyonistler henüz Kudüs’ü başkent olarak ilan etmemişti ama ABD Başkanı Trump, bugünlerin sinyalini veriyordu…

Mübarek aylarda olmamıza rağmen Kudüs sokaklarında yine Müslüman kanı akıyordu… Irkçı Yahudiler Ağlama Duvarı’nın Mescid-i Aksa’ya açılan bölümünde bulunan kapıya seyyar tahta merdivenler kurmuş, zaman zaman taşkınlık ederek kutsal mekanın Müslüman bölgesine girmek için tedhişin zirvesine çıkıyorlardı.

Her zaman olduğu gibi o günlerde de Kudüs sokaklarında terör estiren İsrailli askerler, Mescid-i Aksa’nın tüm kapılarını tutuyor, Müslümanların dükkanlarını kapatıyor, şüphelendiklerini tutukluyorlardı…

İşte Kudüs’te tarihler 15 Haziran 2017’yi gösterirken bir günde Bera İbrahim Salih, Adil Hasan Ahmed Ankuş ve Amir Muhammed Abdulkadir Bedevi isimli 3 Filistinli genç, yine birkaç gün sonra 23 yaşındaki İmad Semir El-Hirbavi İsrail askerlerince hunharca şehit ediliyordu…

Tabii kan bugün de durmuyor…

Rahmetli Necip Fazıl Kısakürek’in Sakarya Türküsü adlı şiirinde “Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!” misali bugün de Kudüs’te Filistinlilere, müslümanlara yönelik öldürmeler, yaralamalar, baskılar, tutuklamalar velhasıl mezalim artarak devam ediyor…

BÖLGEYİ İNSAFSIZLARIN İNSAFINA BIRAKMAYALIM

Özellikle Müslüman Türk iş dünyasına seslenerek, sözü getirmek istediğim yer şurası ki, biz hâlâ Kudüs’e karşı vefa borcumuzu ödemiş değiliz! Medine kahramanı Fahrettin Paşa, Kut’ül Emare kahramanı Nurettin Paşa ve Kudüs’ü aylarca İngiliz müttefik güçlerine karşı savunan kahraman Osmanlı askerleri, bizleri küçük de olsa harekete geçirmeye yetmiyor mu?

Ey, Türk iş dünyası!

Yahudi ve Hıristiyan alemi, Kudüs’e, Filistin’e yatırım yapmak, vakıflar kurmak için can atarken, para yağdırırken bizler aynı şuurla kıblemiz Kudüs’e, Filistinli kardeşlerimize bir şeyler yapabiliyor muyuz?

Ey, Türk iş dünyası!

Dünyanın dört bir yanına, yatırım, ticaret, iş diye koşarken, Kudüs’e, Filistin’e yatırım yapmak, vakıflar kurmak hiç aklımızın ucundan geçti mi? Yoksa bölgeyi küresel tekellerin insafına mı bıraktık?

Sadece Kızılay’ın, İHH’nın, Yeryüzü Doktorları’nın çabalarıyla bu iş nereye kadar devam eder? Taşıma suyla Kudüs davasına ne kadar hizmet edilebilir?

Ey, Türk iş dünyası!

Osmanlı 1538 yılında Kudüs’ün fethinden sonra o günün şartlarında 3 dinin rahatça barış içinde yaşaması ve ibadetlerini yerine getirebilmesi için binlerce kilometre uzaklıkta 2 bin vakıf tesis etmiş… Bugünün şartları düşünüldüğünde orada şu anda bize ait her sokağın bir vakfı olması gerekmez miydi?  Bir düşünelim… Osmanlı fetihten daha 100 yıl önce 1432 yılında Kudüs’te vakıflar açmaya başlamış… Bizde ise çıt yok! 

Ey, Türk iş dünyası!

Diğer taraftan Osmanlı’nın 1872 yılında Kudüs’ü doğrudan İstanbul’a bağlayarak bütün ihtiyaçlarını giderdiği bunca özel gayretini nasıl unutabiliriz?

Ey, Türk iş dünyası!

Bu kadar geniş imkanlarımıza rağmen hiç değilse Kudüs’e, Filistin’e atalarımız Osmanlı’nın hizmetlerinin onda birini yerine getirelim de mes’uliyetten kurtulmaya çalışalım, dünyayı savaş ve dolarla tehdit edenlere dersini verelim, diyorum…

 

 

YORUM YAZ