Hiçbir zaman küçük Amerika olmadık!

31 Ocak 2018 Çarşamba

Türkiye, hiçbir devir ve dönemde Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve mandalaşmış devletçikler gibi küçük Amerika olmadı!

Çünkü Türkiye, 1950’lerden itibaren bölgesinde kendisine karşı NATO kaynaklı Gladyo, ASALA, PKK, DAEŞ, DHKPC ve FETÖ gibi mel’un operasyonlar yapılsa da asla kimliğini kaybetmedi, uydu devlet olmadı! Yokluklara rağmen demir yumruğunu her zaman masaya vurdu. İşte Kıbrıs Barış Harekatı, 15 Temmuz, Fırat Kalkanı, Afrin Zeytin Dalı Harekatı demir yumruğun son örnekleri…

Binaenaleyh geçmişte Başbakan Adnan Menderes’in ABD’ye boyun eğdiği, Amerikan emelleri doğrultusunda hareket ettiği iddiaları kahve konuşmalarından öteye gidemez, hakikati de yansıtmaz. Adnan MenderesMilli Mücadele’nin zeybeği idi. Gaziydi, mücahitti… Darağacına giderken de mücahitti ve şehit oldu. Buna tarih de, millet de şahittir!

Hepimize ilham olan Üstad Necip Fazıl’ın “Zeybeğin Ölümü” adlı şiirini hatırlamayanımız yoktur! 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinin karşısında duran Üstad Necip FazılMenderes için dile getirdiği, “Bilmem susarak ölmek mi hüner? / Ondan son iz uzak, uzak bir fener / Öldü mü? Çatlarım yine inanmam! / Diriye yanarım ölüye yanmam” dizelerini herhalde boş yere kaleme almadı! Üstad Necip Fazıl, 27 Mayıs darbesi sürecinde Adnan Menderes’e ağıt yakarken milletin de hissiyatına tercüman olmuştu, öyle değil mi?

Tabii iktidarları dönemlerinde ABD menfaatlerine hizmet edenler olmadı değil… Üstad Necip Fazıl 1967 yılında yazdığı “Süleymanname” adlı taşlama şiirinde bunu açıkça ortaya koyar. “Sen gül diyarının yapma gülüsün! / Aynı yapmacıkla Çoban Sülü’sün!” diyerek Süleyman Demirel’i şiddetle eleştirdi. Mustafa Yürekli üstadın ifadesiyle ÜstadSüleymanname şiiri ile o yıllardaki iktidarın mantalitesini deşifre ederken statükoculuğuna da tavır aldı.

MİLLET VE DEVLETİYLE

 İKAME OLAN GERÇEK TÜRKİYE BU

Maamafih belki Küba’ya Rusya’nın küçük ülkesi denilebilir ama, Türkiye’ye asla ABD’nin küçük Amerika’sı yaftalaması yapılamaz. Türkiye’nin yakın tarihinde yaşadığı kargaşalar da; birincisi mandayı kabul etmediğinden ikincisi mazi ile atisi arasında kararsız kaldığı siyasi, sosyal, idari, örfi, hukuki, iktisadi ve felsefi tenakuzlardan neşet etmiştir... 

Dolayısıyla bugün Türkiye üzerindeki ABD ve müstevli güçlerin emperyalizmini tartışırken, sahip olduğumuz ve asla kaybetmeye tahammül gösteremeyeceğimiz dernek, meşrep, mektep, medrese, tarikat gibi nadide değerlerimiz ve az bulunur milli şahsiyetlerimize şüphe ile bakmanın ve onları itham etme yanlışlığının tarihi vesaikle de bağdaşmadığı ortadadır... 

Bugün Afrin Zeytin Dalı Harekatı ile başını ezmeye çalıştığımız PKK ile tam 34 yıldır mücadele eden ve bağımsızlığı adına Sevr hülyalarını her fırsatta batının kursağına tıkayan Türkiye’yi anlamak kanaatimce her vatandaşın milli görevidir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında, siyasetiyle, dış politikasıyla, hükümetiyle, askeriyle, ekonomisi ve yerel yönetimleriyle küllerinden sıyrılmış Türkiye gerçeği bugün ayağa kalkmıştır. İşte yıllardır özlemini çektiğimiz milletiyle ikame olan gerçek Türkiye budur!

KÜÇÜK AMERİKA OLSAYDIK 

2. DÜNYA SAVAŞI’NA GİRERDİK

Konu gereği 1940 - 1950’li yıllara gitmekte fayda var. İkinci Dünya Savaşı sonrası küresel soğuk savaş, siyasi ve ekonomik krizlerden tabii ki Türkiye de nasibini aldı. Fakat ABD veya batıya kesinlikle payanda olmadı. Savaş boyunca Türkiye’de ekonomi durdu, fiyatlar arttı, birçok temel gıda maddesi karaborsaya düştü ama ülke güvenliğinden taviz verilmedi, büyük bir ordu yıllarca silah altında tutuldu. Muhteris mihver devletlerden gelen baskılara rağmen savaşa girilmedi. Türkiye, ABD ve batı mandası veya bugün dillendirilmeye çalışılan küçük Amerika olsaydı, herhalde İkinci Dünya Savaşı’nın içinde yer alırdı.

Savaş sonrası küresel konjonktür gereği dünyada oluşan demokrasi hareketlerine Türkiye de ayak uydurdu. 1946 yılında çok partili hayata geçildi. Birleşmiş Milletler teşkilatına ve NATO’ya üye olan Türkiye’nin en büyük meselesi elbette ekonomiydi. Çünkü halk savaş yıllarında enflasyon kaynaklı çok yıpranmış, satın alma gücü fevkalade düşmüştü. Bilhassa 1950’ye kadar Anadolu’da açlık derecesinde büyük bir sefalet baş gösterdi.

TÜRKİYE’DE DEVALÜASYONUN 

SİYASETLE OYUNU

Devalüasyon, bu yıllarda Türkiye’nin kapısını çaldı. Ne hikmetse devalüasyonun Türkiye’de siyasetle oyunu hiç bitmedi… Buyrun işte kronoloji:

7 Eylül 1946’daki devalüasyon kararı, 1950 seçimlerinde CHP iktidarının sonu oldu. 4 Ağustos 1958’de Demokrat Parti’nin devalüasyonu da aynı akıbetle sonuçlandı. Adnan Menderes başkanlığındaki Demokrat Parti askeri darbe ile iktidardan uzaklaştırıldı. Sonrası malum!.. 10 Ağustos 1970’de devalüasyon kararı alan Süleyman Demirel’in Adalet Partisi (AP) 12 Mart 1971 askeri muhtırası ile iktidarını kaybederken yine 24 Ocak 1980’de devalüasyon kararı alan Süleyman Demirel’in AP – MHP koalisyonu, ekonomideki bozulmanın yanında artan terör olayları sebebiyle askeri darbe ile hükümetten alındı… 5 Nisan 1994 yılında devalüasyona mecbur kalan Tansu Çiller’in DYP – SHP koalisyon hükümeti de yapılan ilk seçimde sandıktan çıkamadı. 21 Şubat 2001 tarihinde gizli devalüasyon denilen sabit kurdan dalgalı kura geçen DSP – MHP – ANAP koalisyon hükümeti de, 2002 seçimlerinde iktidarı yeni kurulan AK Parti’ye bırakmak zorunda kaldı.

Türkiye bugün “küçük Amerika” iddialarına inatla; askeri, siyasi, ekonomik ve sosyal bütün alanlarda bağımsızlığını haykırıyor! Bunu herkes iyice bellemeli!

 

YORUM YAZ

  • FatihFatih19 gün önce
    Sayın yazar, küçük Amerika değil isek, incirlik üssünün ne işi var ülkemizde??
  • pppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppp19 gün önce
    hocam 1923- 1950tek parti dikdasında türkiye bil fiil komünistbir rejimi yaşamıştır. amaçları islamı yok etmekti ama yok edemediler edemeyeceklerde. chpnin geberdiği meselebu