Emeğin değerini takdir edebilecek merci yok!

29 Aralık 2017 Cuma

Sendikalar, şu günlerde istihdam piyasasında “taşeron işçi kapma” yarışındayken yeni asgari ücretin belirleneceği gün geldi çattı!

Aman ha, 75 – 100 TL’lik artışlardan farklı bir ücret beklemeyin… Hayal kırıklığına uğrarsınız!

Bundan önceki “Asgari ücret uygulaması acilen kaldırılmalı!” başlıklı yazımda, yeni asgari ücret belirlenirken, işveren veya işçi sendikalarının gönlü yapılsın, birileri memnun edilsin diye milyonlarca insan emeğinin, alın ve akıl terinin yok sayılmaması gerektiğini, asgari ücretin, gerçek karşılığının verilmesi halinde hakkaniyetin ve adaletin ihdas edileceğini belirtmiştim…

Yine aynı yazımda emek veya istihdam piyasasında asıl realitenin, her yıl daha da artan asgari ücretli milyonlar oluşturmak değil, bilakis yıllara yayılarak eğitimin ve bilginin ön planda tutulduğu, asgari ücretli sayısını giderek azaltan ve sonunda asgari ücreti ortadan kaldıracak bir sistemin hayata geçirilmesi olduğunun altını çizmiştim…

Ardından; işte böyle bir sistemde, toplumun yüzde 1’ini bile teşkil etmeyenler değil, bilakis kaliteleşmiş, nitelikli bir istihdamla birlikte katma değerli üretim ve yüksek getirili ihracat ortamında çalışan, çalıştıran ve tüketen hayat standardı yükselmiş mutlu ve memnun milyonlar oluşturulabileceğini, böylece iş barışının sağlanabileceğini, dile getirmiştim.

ÇATIŞMALAR NEREDEN ÇIKIYOR?

Samimiyetle söylüyorum; şu anlattığım asgari ücret anlayışı, istisnalar kaideyi bozmaz ama, ne işverende, ne işçide, ne sendikalarda, ne de siyasilerde mevcut! Ancak şunu eklemeden edemiyorum, maalesef bugün Türkiye’de emeğin değerini, hakkını tayin ve takdir edilebilecek bir merci ve bir sistem yok! İşte çalışma hayatındaki çatışmalar buradan çıkıyor…

Her şeyden önce, insandan çok makineye, emekten çok paraya, çalışanından çok şahsi ihtiyaçlarına değer veren işveren, ucuz işçilik ararken kalitesiz üretimle kendisine sunulan yüksek ithalata dayalı enerjinin hakkını dahi veremiyor. Kazancını sadece çalıştırdığı insanların ucuz emeğinden elde etmeye uğraşıyor. Dolayısıyla çoğu zaman asgari ücretliye verdiği maaşı bile çok görüyor!

Bu durum birkaç istisna dışında Türkiye’de faaliyet gösteren tüm sektörlerde aynı…

Bakınız, bir atasözümüz ne diyor: Ucuz etin yahnisi yavan olur

Ha, yeri gelmişken şunu da hatırlatayım; istihdam piyasasında gerekli düzenlemeler yapılmazsa; ucuz ette de yahni de bulunamayacak, haberiniz olsun! Çünkü gelen yeni nesil, ne sabırlı, ne müsamahakâr, ne kanaatkâr, ne de söz dinleyen cinsten!

Yahu, bugün öyle işveren var ki, işe alacağı kişiyle pazarlık ederken, “Bak dostum, benden asgari ücret falan isteme… Sana 700 TL veririm… 10 gün de sigorta yaparım… Kabul edersen, buyur çalış!” diyecek kadar ya aciz ya da gözünü para hırsı bürümüş!

Acizsen işveren olma, milletin emeğini sömürme! Ama gözünü hırs bürümüşse, hırsın aklından ve vicdanından önde gidiyorsa sana “Ateşin bol olsun!” demekten başka bir söz yoktur, sanırım!

Buradan SGK’ya ihbar falan yapmıyorum… Siz de biliyorsunuz zaten! İşyerlerini dolaşın, istihdam piyasasında, anlattığımdan daha garip, daha feci manzaraları göreceksiniz! Kayıtsız çalışanları bir tarafa koyunuz, çocuk işçiden, kimliği bile belli olmayan yabancılara kadar piyasada yok yok! Açıkçası fotoğraf hiç iç açıcı değil!

Ama “Para kazanmayı bir kenara koyun, çalışanlarımızın bize duası yeter” diyerek dışarıda bir işsiz dahi bırakmak istemeyip gecesini gündüzüne katan, çalışanlarıyla adeta kardeş olmuş kıymetli işverenlerimize saygı ve hürmetlerimiz sonsuz…

YENİ ÜCRET SİSTEMİ NE OLSUN!

Çalışma hayatına gelince… Okuyucularımız bana özellikle “Tamam, asgari ücret sistemini kaldıralım da, yerine ne koyalım?” şeklindeki soruları çok sık sormaya başladı.

Evet, bu sistem kaldırılırsa, yerine ne konulacak?

Çok kolay! Öyle aylarca, günlerce düşünmeye gerek yok ki!

Gerçi henüz daha sanayi envanterini bile yapamamış bir ülkeyiz ama genel olarak emek piyasasının iş kapasitesi, istihdama katılım sayısı, bölgesel nüfus ve işyerleri dağılımı sürekli güncellenen envanter şeklinde meydana konulduğunda, istihdamın pusulası da ortaya çıkmış olur.

Bu tür araştırmaları özel, tüzel birçok sivil toplum kuruluşumuz yapıyor… Ama birbirine olan bağlantısı kurulamadığından fazla işe yaramıyor… Mesela bir ay veya bir yıl içinde şu kadar şirket açıldı, şu kadar şirket kapandı… Bilgi güzel… Ancak bu bilginin verimli ve işler şekilde nasıl kullanılacağını, bu bilgiden nasıl istifade edileceğini anlatan yok! Belki bilen de yok!

İşte araştırma ve incelemeler neticesinde oluşan bu veriler uzmanlaşmış bir enstitü tarafından bir araya getirildiğinde zaten emek piyasasının fotoğrafı çekilmiş oluyor. Bu fotoğraf doğrultusunda benim önerim, bugünkü asgari ücret uygulaması yerine, kademelendirilmiş, terfi sistemine dayalı, bilgiyi ve mahareti ön plana alan “İşe ve beceriye göre ücret” sistemi… Yani “İşçinin emeğini, hakkını teri kurumadan ver!” sistemi…

Ancak bu sistemin devlet tarafından çok sıkı kontrol edilmesi ve kaçağa mahal verilmemesi gerekiyor…

İşte, denetimi yüksek, sendikalar, üniversiteler, işçi - işveren sivil toplum kuruluşları başta olmak üzere tüm tarafların bir araya gelip insan onuruna yakışır “İşe ve beceriye göre ücret” sisteminin, istihdam piyasasındaki tartışma, kavga ve çatışmaları ortadan kaldıramayacağını ve iş barışını sağlayamayacağını kimse söyleyemez!

Bakınız, işsizlik oranlarının bu kadar yüksek olmasının sebebinin halen uygulanan asgari ücret sistemi olduğunu da herkes söylüyor!

Bilmem daha da açmaya gerek var mı?

 

YORUM YAZ