THY - Kastamonu

Borçlanma ve ithalatla bu iş nereye kadar?

17 Ocak 2018 Çarşamba

Daha önce gelir dağılımı konusunda Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) rakamlarıyla ülkemizin mevcut durumunu anlatmaya devam edeceğimi belirtmiştim… Bu arada borçlanma üzerine kurulan bir ekonominin, tedbir alınmadığı sürece fırtınalara açık olacağını da ifade etmek isterim…

Evet, 2016 yılına dair TÜİK’in “Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması”na göre, gelir dağılımı dengesizliğinin yanında yoksulluk ve özellikle sürekli yoksulluk oranlarındaki çarpıklık dikkat çekiyor. Araştırmada, nüfusun yüzde 14,3’ünün yoksulluk sınırı altında hayatını sürdürmeye çalıştığı görünüyor.

Diğer taraftan sürekli yoksulluk oranı ise, sosyal politikalar ile birlikte yapılan iyileştirmelere rağmen ancak yüzde 15,8’den yüzde 14,6’ya çekilebildi… 

Şu bir gerçek ki, sadece Türkiye’de değil, Türkiye’nin dahil olduğu OECD ülkeleri arasında son 50 yıllık ölçeğe göre, gelir adaletsizliği giderek artıyor. OECD ülkelerinde yaşayan en zengin yüzde 10’luk nüfusun geliri, en yoksul yüzde 10’luk gruba ait gelirinin 10 katına çıkmış… Bu oran 25 yıl önce 7 kat seviyesindeydi.

ÜLKENİN YÜZDE 70’TEN FAZLASI BORÇLU

Bilindiği üzere, sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımında adaletin arttığını, sıfırdan uzaklaşıldıkça gelir dağılımda adaletin azaldığını ifade eden Gini katsayısının Türkiye’de 2016 yılı itibariyle 0,397’ten  0,404’e yükseldiğini daha önceki yazımda belirtmiştim. Avrupa ülkeleri arasında gelir dağılımı eşitsizliği açısından maalesef ilk sıradayız.

Türkiye’deki bölgeler arası gelir dağılımı dengesizliği konusuna gelirsem… Bakın ciro demiyorum, kâr demiyorum, elde edilen gelirin dağılımı diyorum… Gelir adaletsizliğinin en yüksek olduğu bölge 0,414 ile Adana – Mersin… Ardından 0,413 ile İstanbul, üçüncü olarak 0,412 ile Van – Muş – Bitlis – Hakkari grubu izliyor… Gelir adaletinin en yüksek olduğu bölge ise 0,315 ile Zonguldak – Karabük – Bartın

Bir önemli anekdot daha… Vatandaş, borçlanıyor… Ülkemizde konut alımı ve konut masrafları dışındaki taksit ödemeleri ve herhangi bir sebeple borçlu olanların nüfusa oranı yüzde 68. Konut alımıyla ilgili borçlanmayı da sayıya kattığınızda oran daha da yükseliyor…

Yine Türkiye’de eğitime göre yoksulluk oranlarına bakalım… Okur-yazar olmayanlarda yüzde 26,2; bir okul bitirmeyenlerde yüzde 24,1; lise altı mezunlarda yüzde 12,5; lise ve dengi mezunlarda yüzde 6,2. Yükseköğretim mezunları ise yüzde 1,7 ile yoksulluk oranına sahip.

ARSALARIN DEĞERİ KAT KAT ARTTI

Tabii, son açıklanan makro verileri de değerlendirmeden geçmenin doğru olmayacağını düşünüyorum… Çünkü Türkiye ekonomisi bugünlerde önemli başarılara imza atıyor.

Kentsel dönüşümün duvara dayandığı ve “konut hesabı” uygulamasının daha etkin hale getirilmesi kararının alındığı bu dönemde Kanal İstanbul gibi küresel büyüklüğe sahip bir projenin hayata geçirilmesi, inşaata dayalı büyüme modelinde kararlılığın bir gösterilmesi olarak tezahür ediyor. Şimdiden bölgedeki arsaların değeri kat kat arttı bile…

İkinci sevindiren gelişme, işsizlik rakamlarında… 2017 Ekim ayına göre, yüzde 10,3 ile çift rakamlarda olmamıza rağmen, işsizlikte küçük de olsa 0,3 puanlık istikrarlı azalışlar, ikinci istihdam seferberliğini de göz önüne aldığımızda sürecin olumlu yönde ilerleyeceğini gösteriyor. Tabii en yakın vadede işsizlik oranımızı önce yüzde 5 ve daha aşağılara çekme gayretlerini azımsamıyoruz, ama yüzde 20’lerde dolaşan genç işsizlerimizin durumu da canımızı sıkmıyor değil!

BÜTÇE DÜZELİYOR, İKİZ AÇIĞA DİKKAT!

Diğer önemli gelişme de bütçe dengelerinde oluşan düzelme… Orta Vadeli Program (OVP) hedeflerinin altında gelen 2017 yılı bütçe açığı 61 milyar lira yerine 47,4 milyar lira şeklinde gerçekleşti. Gayri Safi Milli Hasıla ölçeğinde bütçe açığı hedeflenen yüzde 2’den yüzde 1,5’a inmiş oldu. Burada en önemli başarı, bütçe gelirlerinin yüzde 4 artması… 2017 yılı sonunda bütçedeki gelirlerin; milyar liralık teşvik, yatırım ve savunma ve Suriyelilere yönelik harcamalara rağmen OVP’deki hedefin üzerinde 18,3 milyar lira artışla 630,3 milyar lira olarak gerçekleşmesi ancak alkışlanabilir! Buna rağmen bence, büyümeye de ciddi katkısı olan bütçenin aslında en büyük kazancı, her türlü konjonktür değişimlerine karşı genişletici veya daraltıcı önlemleri rahatlıkla yapabilecek bir hareket kabiliyetine kavuşması…

Yine de güzel gelişmelere rağmen, ekonomiye dair endişelerim var… Sağlıklı ekonomilerde ikiz açık vermemeye çok dikkat edilir… Birincisi bütçe açığı, ikincisi dış ticaret açığı… Makul seviyelerde bütçe açığı şansınız olabilir… Ancak dış ticaret açığı veriyorsanız, ekonominizi ithalata teslim etmişsiniz demektir. Ancak hem bütçe, hem de dış ticaret açığı yani ikiz açık veriyorsanız o zaman o ekonomiyi mutlaka sorgulamanız gerekir!.

Maalesef Türkiye şu anda ikiz açık veren bir ülke! Bütçe açık… Hadi bu olabilir, diyelim… Ancak dış ticaret açığı kabul edilemez. 2017 yılı sonunda ihracat yüzde 10,2 artışla 157,1 milyar dolar oldu ama, ithalat da yüzde 17,9 artışla 234,2 milyar dolar olarak gerçekleşti. Dolayısıyla dış ticaret açığı, 2017 yılı sonunda yüzde 37,5 artışla 77,1 milyar dolara dayandı.

“Borçlanma ve ithalat ile nereye kadar gidebiliriz?” diye sormadan edemiyorum!

 

YORUM YAZ