THY- Güney Avrupa Haziran

NATO’ya karşı İslam Birliği Ordusu kurulmalı

12 Aralık 2017 Salı

Son yıllarda hızla gelişen savunma doktrininde yeni dünya düzeni noktasında saflar belirgin olmaya başladı. Uzun yıllardır Türkiye’nin de üyesi olduğu NATO’nun, güç işlev ve caydırıcılık açısından prestij kaybına uğradığı görülmektedir. Etkin iki ülkenin kendi amaçlarına göre NATO’yu kullanması ve diğer katılımcı devletleri hiçe sayması da en önemli etkendir.

Türkiye’nin NATO’ya girmesi örgütün kurulduğu 1949 yılından 3 yıl sonra mümkün olabilmiştir. Türkiye’nin NATO’ya üyelik için harcadığı yoğun mesainin en önemli nedeni hemen yanı başındaki SSCB’nin yayılmacı politikaları olmuştur. Türkiye’den toprak istemeleri ve Boğazların yönetiminde hak talep eden SSCB, Türkiye’yi NATO’yla ittifak arayışına itmiştir.

Ancak Türkiye’nin NATO’ya üyelik talebinin tek nedeni SSCB ve güvenlik kaygıları da değildir. Oral Sander’e göre üzerinde çok durulan SSCB tehdidi, Türkiye’de zaten var olan isteği güçlendirip hızlandırmıştır. Türkiye’nin, II. Dünya Savaşı sonrası dünyasında çok partili demokratik rejimi kurma çabaları mevcuttu ve çok önemli ekonomik kalkınma sorunlarıyla meşguldü. Ekonomik kalkınma gerçekleşmeden demokrasinin kurulamayacağı, kurulsa bile gelişemeyeceği evrensel olgusunda hareket eden Türk yöneticileri, NATO üyeliğini “modern Türkiye” için gerekli görüyordu. Üstelik savaş sonrası siyasal istikrarsızlık döneminde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de yeni silahlarda ateş gücünün yükseltilmesi gerekiyordu. Türk yöneticileri tüm bu amaçların gerçekleşmesinde dışarıdan gelecek ekonomik ve askeri yardımı bir önkoşul olarak değerlendirme eğilimindeydiler. Dolayısıyla Türk hükümetinin bakış açısına göre Türkiye’nin NATO üyeliği ekonomik, siyasal ve askeri gelişme amaçlarına yardım edecekti. 

Türkiye’nin 1950’lerdeki yoğun başvurularını karşılıksız bırakan örgüt kararını 1952’de değiştirmiştir. Burada Türkiye’nin Kore savaşına katılması önemli bir rol oynamıştır. Birçok analizciye göre çeşitli başvurularımız geri çevrildikten sonra NATO, sonunda Kore’de “ne denli kahramanca öldüğümüzü” görünce, Türkiye’yi kabul etmiştir. Kanlarımızla ödeyerek kabul edildiğimiz NATO’ya Türkiye en küçük birliğimize dek bütün askeri gücünü vermiştir. 

NATO’ya girmek için Türkiye’nin ödediği bedel oldukça ağır olmuştur. Misak-ı Milli sınırlarının binlerce kilometre uzağındaki bir coğrafyada askeri rol alabilmek için, çok hızlı ve Anayasa’ya aykırı bir şekilde hareket edilmiştir. Üye olduğumuz 1952 yılından bu yana NATO, ülkemizin güvenliğinin temininde merkezi bir role sahip olmuş; ayrıca Avrupa-Atlantik topluluğuyla bütünleşme hedefimize kayda değer katkılarda bulunmuştur. Bunun karşısında ülkemiz de her zaman diğer müttefiklerle paylaştığı ortak değerlerin savunulması yönünde üzerine düşen sorumluluğu layıkıyla yerine getirmiştir. 

NATO bağlamında kolektif savunmaya vermiş olduğu koşulsuz destekle, Türkiye Doğu-Batı çatışmasının barışçı bir şekilde sona ermesine katkıda bulunmuştur. Soğuk savaşın ardından uluslararası güvenlik ortamı değişirken NATO Türkiye’nin dış ve güvenlik politikasının değişmez bir olgusu olarak önemini muhafaza etmiştir. 

Kronolojik olarak değerlendirecek olursak, üyelik sürecinde NATO’nun Türkiye’yi hayal kırıklığına uğratan ilk tavrı 1964 yılında Kıbrıs’ta yaşanan kriz sonrasında oluşmuştur. Ada’ya müdahale ihtimali üzerinde duran Türkiye’ye NATO’nun en önemli üyesi sayılabilecek Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen bir mektup örgütün tavrını da net bir şekilde ortaya koymuştur. Yaşanan bu olay Türkiye’nin örgütle, Amerika Birleşik Devletleri ve genel olarak Batı ile kurduğu ilişkileri gözden geçirmesine neden olmuştur. 

Gelelim AB üyesi 23 ülkenin, savunma alanında sıkı işbirliği kurmak için AB NATOSU-PESCO yani Kalıcı Yapılandırılmış İşbirliği Savunma Anlaşması›nı imzalamasına. Fransa ve Almanya’nın önderliğinde toplanan ülkeler savunma ve askeri alanda işbirliği yapacak. Avrupa ülkelerini bu anlaşmaya iten en önemli dört neden; BREXIT ile Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden ayrılması, Rusya’nın 2014 yılında Kırım’ı işgali ve Ukrayna’da Rus yanlısı ayrılıkçılar ile ordu arasında başlayan çatışmalar, Doğu Avrupa’daki Rusya’nın askeri varlığını arttırması, ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO’ya karşı mesafeli durmasıdır. AB’den ayrılacak olan İngiltere de bu anlaşmaya imza atmayanlar arasında. Türkiye gündeminde çok yer almasa da bu çok önemli gelişmeyi herkes bilmeli. Kısacası AB ve NATO hiçbir derdimize derman olmadığı gibi köstek olmaktan başka bir katkısını göremedik desek yeridir.

NATO, Türkiye politikaları açısından incelendiği zaman okuyucularımız da artık buna bir dur deme zamanı geldiğini görecekler. Bu vesile ile ASSAM Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi de tam bu noktada İslam dünyasının sesi olmaya çalışacaktır. İDSB fuarında birçok İslam ülkesi, ASSAM’ın NATO’dan ziyade bir İSLAM BİRLİĞİ kurulması hususundaki çalışmalarına destek vererek; İslam İşbirliği Ordusunun kurulmasına ve ABD’nin İslam dünyasından defolup gitmesine onay vermiştir. Ancak ABD’yi İslam ülkelerinden kovacak güç ve irade Allah’ın yardımıyla bizlerin elindedir. Bunu bizler İslam âlemine haykırmalıyız. ASSAM öncülüğünde yapılacak bütün yapıcı çalışmalara Müslüman ülkelerin desteği şarttır. 

Vesselam…

İletişim için;

www.twitter.com/sabribalaman

www.facebook.com/sabri.balaman

 

YORUM YAZ