Nuh Mete’nin FETÖ savarlıktan FETÖ severliğe ‘Yüksel’işi

21 Aralık 2017 Perşembe

Kendisi, bugün bizim “terör örgütü elebaşı” olarak andığımız Fetullah Gülen’e, neredeyse 20 yıl önce “terör örgütü lideri” demişti.

Evet, bundan tam 17 sene önce, 2000 yılında Gülen’le ilgili ilk iddianameyi hazırlayıp “Böyle giderlerse 10 yıl içinde devleti ele geçirirler” öngörüsünde bulunmuştu...

Öngörülerinde haklı çıktı mı?

Hem de sonuna kadar...

İçinde bizim de bulunduğumuz pek çok kişinin göremediği gerçeği yıllar öncesinden gördü...

Peki nasıl oldu bu iş?

Eski Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Savcısı Nuh Mete Yüksel, Gülen’in Türkiye Cumhuriyeti Devleti için tehdit olabileceğini nasıl öngörebildi?

Cevabı basit...

Çünkü Yüksel için, o günkü adıyla sadece “Gülen Cemaati” değil, bütün dindarlar birer “tehdit”ti...

Mesela, Milli Gençlik Vakfı’na karşı açtığı davada 4 Refah Partili’ye idam talep etmişti bu Nuh Mete...

Kapatılan bir partinin eski Genel Başkan Yardımcısı ve üç eski milletvekilinin yaptığı dinî içerikli konuşmaları gerekçe gösterip “Bunlar anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs ediyorlar. Din devletini getirecekler” diyerek 4 siyasinin kaleminin kırılmasını istemişti... 

O iddianamede “Milli Görüş’ün şeriat devletini kurabilmek için demokrasiden yararlandığını” da iddia etmiş ve “Devleti ele geçirme faaliyeti içindeler” görüşünü ileri sürmüştü.

Ne demek istiyoruz yani?

Şunu demek istiyoruz: Nuh Mete Yüksel, birilerinin övgüyle bahsettiği gibi öyle basiretli bir hukuk adamı falan değildi...

O sadece bir din muarızıydı...

Hem de öyle şedit bir din muarızıydı ki, halkın oylarıyla seçip Meclis’e gönderdiği Merve Kavakçı hakkında “Başörtüsü ile TBMM’ye girdi” deyip soruşturma açmış, açtığı soruşturmayla da yetinmeyip, gece yarısı Kavakçı’nın çocukları ile birlikte yaşadığı evini basarak zorla ifadesini almak istemişti...

28 Şubat’ın astığı astık, kestiği kestik bu “laiklik bekçisi”, bir hanımın kapısına polislerle dayanılmasına karşı çıkan Fazilet Partili bir vekile ise “Kafamı kızdırmayın; kapıyı da kırarım, içeri de girerim” diye tehditler savurmuştu.

Peki başka hangi “icraat”ları vardı bu Nuh Mete’nin?

Saymakla bitmiyor efendim...

28 Şubat darbesinden sonra, mütedeyyin insanları fişlemekten başka bir görev icra etmeyen Batı Çalışma Grubu ve Çevik Bir hakkında yapılan bir suç duyurusunu “Askerler anayasal düzeni yıkmak değil, korumak istiyorlar” diyerek sümenaltı eden de... 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 1993 yılında yaptığı bir konuşmaya tam 9 yıl sonra soruşturma açıp, Erdoğan’ı “idam cezası” talebiyle tutuklatmak isteyen de bu Nuh Mete Yüksel’di...

İşte FETÖ’ye, bundan tam 17 yıl önce, “terör örgütü” olduğu için değil, “dinî cemaat” olduğu için dava açan o Nuh Mete Yüksel, şimdi kalkmış, bugün bir terör örgütü olduğu ayan beyan ortada olan FETÖ’den tutuklu bir sanığa avukatlık yapıyor. 

FETÖ’nün kurduğu seks kaseti kumpasıyla görevden alınan 28 Şubat’ın kudretli DGM Başsavcısı, “Avukatlığını yaptığım kişi itirafçı oldu. FETÖ’nün çökertilmesine yardım etti” diyerek de gelebilecek tepkileri savuşturma gayretinin içine giriyor.

Ne güzel değil mi, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından, geçmişte FETÖ ile mücadele ettiğini söyleyen bazı isimleri hedef alıp “yalancılık”la suçlayan bir hukuk adamı(!), doğru söyleyip söylemediği henüz tam olarak belli olmayan bir FETÖ sanığının peşinden gidip, “profesyonellik” adı altında yüklü vekalet ücretine göz dikebiliyor...

Birçok önemli FETÖ’cünün, bir-iki yem bilgi verip itirafçılıktan yararlanarak dışarı çıkmanın peşine düştüğü bir süreçte, kendisini “Ben bir FETÖ’cünün değil, itirafçının avukatıyım” diyerek savunabiliyor...

Boşuna debelenme Nuh Mete!

Suçüstü oldun!

FETÖ gibi din tacirlerinin değil, samimi dindarların karşısında olduğun bir defa daha belgelendi...

FETÖ savarlıktan FETÖ severliğe ‘Yüksel’işin hayırlı olsun!

 

YORUM YAZ