Meydanı boş buldu “Hodri meydan” diyor!

29 Ekim 2017 Pazar

Geride bıraktığımız haftanın en dikkat çekici gündem maddelerinden biri de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “erken seçim” çıkışı oldu. Kılıçdaroğlu, hem partisinin salı günkü grup toplantısında, hem de perşembe günü katıldığı bir televizyon programında hükümete ısrarla seçimleri erkene alması çağrısı yaptı.

Evet evet, yanlış duymadınız; 

CHP’nin başına “kaset kumpası” ile geldiği 2010 yılından bu yana iki halk oylaması, üç genel seçim, iki yerel seçim ve bir de cumhurbaşkanlığı seçimi olmak üzere 8 seçim kaybeden Kılıçdaroğlu, “meydan”ı boş bulup “Hodri meydan diyorum; yerel seçimse yerel seçim, genel seçimse genel seçim, cumhurbaşkanlığı seçimiyse cumhurbaşkanlığı seçimi… Erken seçim teklifi gelirse kabul edeceğiz. Önümüzdeki seçimlere hazırız” diye efelendi.

Hani fareye rakı içirmişler, o da masaya yumruğunu vurup, “O kedi buraya gelecek” demiş ya, Kemal Kılıçdaroğlu’nunki de o hesap…

Öyle ya, her ne kadar kendisi, geçtiğimiz yıllarda “Rakı sofralarında Türkiye’yi kurtaranlardan CHP’yi temizleyeceğim. Bana çalışan adam lazım, rakı sofralarında konuşan adam değil” dese de Kılıçdaroğlu’nun erken seçim çıkışını “ayık kafa” ile yapması mümkün değil…

Zaten, 2011 yılındaki genel seçimler öncesinde “Yüzde 40 alamazsam bırakırım” diyen, ancak yüzde 26’da kalmasına rağmen çekip gitmeyen…

Pişkinliğini 7 Haziran 2015’teki genel seçimlerden önce de sürdürerek “Bu seçimde CHP yüzde 35 oy alacak. Alamazsa bunun bedelini öderim” diye atıp tutan, ama partisi yüzde 25 oy almasına karşın yine koltuğunu terk etmeyen Kılıçdaroğlu’nun (normal şartlarda), bırakın “Hodri meydan” diye efelenmesini, Kızılay Meydanı’na çıkıp dolaşamaması lazım.

Ama burası Türkiye… 

Burada “meydan”ı boş bulan işte böyle atıp tutar!

¥

CASUSUNUN TELEFONUNU İSTEYEN ABD, 

SAVCININ DOSYASINA DA GÖZ DİKER 

ABD İstanbul Başkonsolosluğu’nda irtibat görevlisi olarak çalışan, ancak 17/25 Aralık yargı darbesi girişiminde aktif rol aldığı ortaya çıkınca 25 Eylül’de gözaltına alınıp, 4 Ekim’de de tutuklanan Metin Topuz’la ilgili hafta içi önemli bir gelişme yaşandı. 

Topuz ve “Emirleri ondan alıyordum” dediği ABD Adalet Bakanlığı Uyuşturucu ile Mücadele Dairesi (DEA) İstanbul Bürosu sorumlusu Jason Sandoval’ın, 2012’de FETÖ’cü polisler aracılığıyla İstanbul’da bir grup savcıyla bir araya gelip, dosyalarından fotoğraf çekme teklifinde bulunduğu, ancak halen etkin bir görevde olan ve FETÖ karşıtlığı ile tanınan iki savcının “Bu düpedüz casusluk, kesinlikle kabul edemeyiz” diyerek teklifi geri çevirdiği haberlere yansıdı.

Düşünebiliyor musunuz, ortada, tutuklanması Türkiye ile ABD’nin vizeleri karşılıklı askıya almasına sebep olan bir adam var…

Üstelik söz konusu şahsın “patron”u olan ülke, “eleman”ının soruşturma kapsamında el konulan telefonunu “müttefikim(!)” dediği Türkiye’den nota vererek istiyor ve açık açık “O cep telefonu ABD devletine aittir, içindeki her türlü bilgi de dokunulmazdır. Dolayısıyla cep telefonunu en kısa sürede iade edin” diyebiliyor…

Oysa ne uluslararası hukuk, ne de diplomasi açısından ABD’nin talebinin hiçbir karşılığı yok. Çünkü istenen telefonun sahibi olan FETÖ’cü ajan hem Türk vatandaşı hem de diplomatik dokunulmazlığı bulunmuyor. Zaten Adalet Bakanı Abdülhamit Gül de “Telefonun diplomatik dokunulmazlığını yeni gördüm” diyerek ABD’nin iade talebinin uydurma bir gerekçeye dayandığını ortaya koyuyor.

Hasılı bu nasıl bir ikiyüzlülüktür Allah aşkına?

Casusluktan tutuklanan elemanlarının “yargı kararı ile el konulan delil niteliğindeki telefonu”nu “O telefonun diplomatik dokunulmazlığı var” bahanesini uydurup isteyenler de bu alçaklar…

Mezkur elemanları aracılığıyla, Türk savcılarına “Yürüttüğünüz soruşturmaların (ki soruşturmalar Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre gizlidir) dosyalarından fotoğraf çekelim” teklifini götürme cüretinde bulunanlar da aynı alçaklar…

Adama sorarlar ya hu: Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?

 

 

 

  • NE MUTLU TÜRKÜM DİYENENE MUTLU TÜRKÜM DİYENE22 gün önce
    ALLAHFİTNE SOKANLARDAN FESATLARDAN VE HIRSIZLARDAN KORUSUN YARABBİM