İsraf CHP’liye haram da  AK Partili’ye helal mi?

24 Aralık 2017 Pazar

2012’den 2017’nin kasım ayına kadar bakanlık ve bağlı kurum/kuruluşların “haberleşme masrafı” açıklandı...

Tutar ne kadarmış biliyor musunuz?

Tam 79 milyon 185 bin 931 lira.

Üstelik, yıllara göre bu rakam 2012’de 8 milyonken, 2017’nin sadece ilk 10 ayında 14 milyona dayanmış...

Yani 5 yılda neredeyse iki katına varan bir artış söz konusu...

Bu rakamları görünce, aklımıza Başbakan Binali Yıldırım’ın daha birkaç ay önce söylediği “Önümüzdeki yıl, kamu için tasarruf yılı olacak” sözleri geldi...

¥

“İsraf etmeyiniz. Çünkü Allah israf edenleri sevmez” İlahi ikazı her daim kulağında yankılanması gereken ve 2018’i “tasarruf yılı” ilan eden hükümet, “tasarruf”u böyle mi yapıyor?

¥

Lamı-cimi yok...

Nasıl ki, daha bu yılın başında, CHP’li Elif Doğan Türkmen’in Meclis’e ödettiği astronomik haberleşme faturaları ortaya çıktığında hep bir ağızdan “Bu kadar da olmaz” naraları attıysak... 

Nasıl ki, “Meclis Divanı üyeleri arasında telefon faturası en kabarık olan ilk 5 milletvekili CHP’den” diye bas bas bağırdıysak...

AK Parti hükümetinin sorumluluğunda olan bu savurganlığa da itiraz etmeliyiz...

Zira israf ve savurganlık sadece CHP’liler için değil, AK Partililer için de haram...

¥

NEDİR BU ‘KEMAL’LERDEN ÇEKTİĞİMİZ!

28 Şubat döneminde başörtüsü yasağının ilk uygulayıcısı olan İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Kemal Alemdaroğlu’nun son röportajı “Huylu huyundan vazgeçmez” sözünün ne kadar da isabetli olduğunu bize bir defa daha gösterdi değil mi? 

Ne yalan söyleyelim, hazretin o nursuz suratını uzun bir aradan sonra TV’de görünce, pek çok kişi gibi biz de “Olsa olsa rektörlüğü döneminde 7’den 70’e pek çok kesime yaşattığı zulümlerden dolayı nedametini dile getirir, yaptığı hukuksuzluklardan ötürü özür diler” diye düşünmüştük...

Ama yanılmışız...

Demek ki gerçekten de huylu huyundan vazgeçmiyormuş.

¥

Görmediniz mi, herif, pişmanlık bir yana, yediği herzeleri ballandıra ballandıra anlatıyor...

YÖK, 1998 Şubat’ında, başörtülü öğrencilerin üniversitelere sokulmamasını istediğinde, hemen bir sonraki ay üniversite dekanlarını apar topar toplayıp “Türban yasağını uygulamak için gerekirse bilime ara verin” diyebilen bu bilimden nasipsiz yasakçı rektör, bugün de başörtüsü yasağının arkasında durabiliyor...

O dönem “Üniversitenin bahçesinde hep başörtülüler var. Manzaramızı bozuyorlar” diyen vicdan yoksunu, bugün de başörtüsü yasakçılığını hiçbir zaman hata olarak görmediğini dillendirebiliyor.

Zamanında, kendisine muhalefet eden ne kadar öğretim üyesi varsa, bir şekilde istifa ettiren bu “tek adam” zihniyetli müstebit, söz konusu istifaların istisnasız tamamına bir kılıf uydurabiliyor...

Ve son bomba... 

Ailelerini de katarsak, milyonlarca insanın mağduru olduğu 28 Şubat Darbesi için “Siz ona ne derseniz deyin... İster ‘müdahale’ deyin, ister ‘darbe’ deyin, ister ‘postmodern darbe’ deyin... Ben 28 Şubat’a darbe olarak bakmıyorum” minvalinde zırvalar yumurtlayabiliyor...

¥

Allah aşkına, nedir bizim bu Kemal’lerden çektiğimiz!

Öyle ya, iki Kemal de yasakçı, iki Kemal de yolsuzluklarla anılıyor, iki Kemal de despot!

Baksanıza, biri başörtüsünün üniversitelerde serbest bırakılmasına da kamuda serbest bırakılmasına da karşı çıkıp, özgürlük getiren düzenlemelerin iptali için, “rejimin bekçisi” konumundaki yargı organlarına koşuyor... 

Diğeri “türban yasağını uygulamak için bilime ara verme”yi gündemine alıyor...

Biri, başörtüsü sorununun henüz çözümlenmediği bir dönemde “Ben bu işi hallederim” diye ortaya atılıp “Kızlarımız başörtüsünü ömür boyu takacak değiller ya, belki çıkarırlar...  İşte çıkardıkları zaman da sorun çözülür” gibi dâhiyane(!) bir fikir ortaya atıyor...

Diğeri, üniversitenin bahçesindeki başörtülülerin manzarayı bozduğundan müşteki oluyor...

Yetmedi mi?

Soyadı Kılıçdaroğlu olan Kemal, SSK’nın 5 milyar dolar zarara uğratıldığı gerekçesiyle başlatılan operasyondan Rahşan Affı ile kurtuluyor...

Alemdaroğlu Kemal ise Maliye müfettişlerinin hazırladığı yüzlerce sayfalık yolsuzluk dosyasıyla anılıyor... Hakkında profesörlük tezinin çalıntı olduğu gerekçesiyle intihal soruşturması bile açılıyor...

Kemal’lerin biri, parti içinden yükselen olağanüstü kurultay çağrılarını “Muhalefet edeni kapının önüne koyarım” tehdidiyle bastırıyor... Tehdidini öyle havada da bırakmayıp pek çok muhalif ismi ihraç ediyor... 

Diğeri de kendisine muhalif onlarca öğretim üyesini üniversiteden istifa etmek zorunda bırakıyor...

Şimdi siz söyleyin: Bu iki Kemal “ruh ikizi” değildir de nedir?

 

  • MustafaMustafa25 gün önce
    He he...haklisin. hic calmadilar :). Zafer caglayanda rusvet almadi. Ogluşta gemicikler almadi. Bekir bozdagda fetocu degil. Dunyada man ahirette iman söz konusuda yok. Ayyakkabi kutularida yalan. Zavalli akape...herkes iftira atiyor :)