“İftira” denince akla hemen onun adı gelir

30 Kasım 2017 Perşembe

Birileri eline ne idüğü belirsiz dosyaları tutuşturana dek, hazretin siyaset sahnesinde esamisi okunmuyordu...

Kendisine servis edilen sözde yolsuzluk dosyaları sayesinde, nasıl olduysa oldu, birden bire sivriliverdi. 

Öyle ki, 29 Mart 2009’daki yerel seçimlerde, “Kağıttepe” diye bir ilçesi olduğunu zannettiği İstanbul’a Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak bile gösterildi.

Hoş, söz konusu seçimde, daha sonra tadacağı hezimetlerin ilkini yaşayarak boyunun ölçüsünü aldı.

Ancak, kendisinin eline içi boş dosyaları tutuşturanlar ondan hâlâ daha ümitvardı...

Önce Deniz Baykal’ı kaset operasyonuyla CHP Genel Başkanlığı koltuğundan uzaklaştırdılar, ardından, “Kesinlikle CHP genel başkanlığı için aday olmayacağım” diyen zatı, CHP’nin başına getirdiler...  

Bildiniz, Kemal Kılıçdaroğlu’ndan bahsediyoruz; CHP’nin 22 Mayıs 2010’daki kurultayında genel başkanlığa seçildiğinden bu yana, sandıkta boy ölçüşemediklerine yalan ve iftirayla kara çalmaya kalkan zattan...

¥

Evet, her zaman olduğu gibi yine yalan ve iftiraya sığındı Kılıçdaroğlu. 

Partisinin önceki günkü grup toplantısında, 2010 yılında da dillendirdiği zevzeklikleri bir defa daha ısıtıp piyasaya sürdü. Erdoğan’ın şahsı ve ailesinin yurt dışında milyonlarca dolar parası olduğunu iddia etti, ancak “İşte bunlar da belgesi” diye elinde salladığı kağıt parçalarını nedense savcılarla paylaşamadı...

Üstelik aynı konuşmasında bir ahlaksızlığa daha imza attı. “Suriye’den gelen sığınmacı kardeşlerimize 30 milyar dolar harcadık!” diyen Erdoğan’a “Bunu ne zaman harcadın?” sorusunu yöneltti. 

Yanlış duymuyorduk, daha düne kadar AK Parti hükümetinin Suriyelilere yaptığı yardımları fazla bulan Kılıçdaroğlu, şimdi işi “AK Parti Suriyelilere yardım yapmıyor”a getiriyordu. 

1 Kasım 2015’teki genel seçimlerden hemen önce “İktidar olursak Suriyelileri ülkelerine geri göndereceğiz. Onlara ‘Kusura bakma, git kendi ülkene’ diyeceğiz” ifadelerini kullanan Kılıçdaroğlu, bugün adeta muhacirlere kucak açan bir “ensar” oluveriyordu... 

¥

Evet;

Wikileaks’te geçen “Erdoğan’ın İsviçre’de 8 ayrı hesabı var” zırvasını dillendirip, “Hadi ispat et” denildiğinde kem-küm eden...

Bir TV kanalında Erdoğan’ı, Deniz Baykal’la ilgili kaseti izlerken gördüğünü söyleyen, savcılar “Gel şu işin aslını anlat. Selefine kimler kumpas kurmuş ortaya çıkaralım” diye ifadeye çağırdığında ise “Erdoğan’ı kaseti izlerken gördüm ama, bana o videoyu kim ne zaman izletti hatırlamıyorum” diyerek “çarkçı Kemal” lakabını fazlasıyla hak ettiğini bir defa daha gösteren... 

Sosyal medyada dolaşan bir dedikoduya bel bağlayıp Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde altın klozet olduğunu iddia eden, ancak mezkur klozetlerin seramik olduğu ortaya çıkınca “klozet”e oturan... 

Erdoğan’ın üniversite bitirmediğini, dolayısıyla cumhurbaşkanı olamayacağını ima edip “Daha diplomasını göremedik” diyen, fakat kapı gibi dört yıllık üniversite diplomasının noter onaylı sureti yayınlanınca, sus-pus kesilen... Üstelik, kendisinin milletvekili yaptığı Aydın Ayaydın’ın “Erdoğan, İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ne bağlı 4 yıllık eğitim veren İktisat ve Ticaret Yüksekokulu’nu bitirdi. Ben de 4 yıl boyunca üniversitede onun hocalığını yaptım” sözlerine kulak tıkayan... 

15 Temmuz sonrası halka “Elinizdeki dövizleri bozdurun, TL ve altına çevirin” çağrısı yapan Erdoğan’ın kendi dolarlarını bozdurmadığı iftirasını atan, bu iftirası da dekontlarla belgeli olarak yalanlanan...

2016’nın kasım ayında, ByLock kullanan 4 bakan ve 60’a yakın AK Partili milletvekili olduğunu, bu isimleri tek tek açıklayacaklarını ilan eden, ancak söz konusu iddiasının üzerinden tam bir yıl geçmesine rağmen sessizliğini koruyan...

Partisinin Meclis’teki grup toplantısında, Cumhuriyet gazetesi iddianamesini hazırlayan savcının FETÖ’den yargılandığı iftirasını atan, ancak bu iddiası da daha kürsüden inmeden tekzip edilen...

2015’te Askerlik Kanunu’nda yapılan düzenlemeyle, terörle mücadele ederken şehit düşenlerin kardeş ve çocukları da askerlikten muaf sayılmasına rağmen, “15 Temmuz şehitlerinin kardeş ve çocukları askerlikten muaf tutuluyor, terör şehitlerinin çocukları ise askerlik yapıyor” diyerek toplumu tahrik edecek bir iddiayı ortaya atan Kılıçdaroğlu, anlaşılan o ki müfterilikten asla vazgeçmeyecek...

Daha genel başkanlık koltuğuna oturmadan önce, ismi ABD derin devletinin raporlarına “CHP’nin yeni genel başkanı” olarak giren bu zat, herhalde Türkiye’yi 17-25 Aralık kumpasının uzantısı bir davayla köşeye sıkıştırmak isteyen “Büyük Şeytan”ın “Taşın altına sen de elini koy” isteğini geri çevirmeyecek...

Gözüken o ki, Türkiye’ye kurulan kumpasın parçası haline gelen Kılıçdaroğlu, bundan sonra da FETÖ tarafından servis edilen iddiaları dillendirmeye devam ederek hem “Büyük Şeytan” ABD’ye, hem de Pensilvanya’daki “küçük şeytan”a diyet borcunu ödemeyi sürdürecek...

Ama demedi demeyin, Kılıçdaroğlu’nun sonu yakındır...

Kendisinde “şeytan tüyü” görülüp görev tevdi edilen bu zat, şeytana uymasının bedelini ağır ödeyecektir... 

Muhakkak bir gün, kendisini kullananlarca, “Yüzünü şeytan görsün” denilerek bir başına bırakılacaktır.

Hem ne demişler: “Şeytan”la kabak ekenin kabak başına patlar. 

 

  • Ahmet VuranAhmet Vuran1 ay önce
    Hasan .......anadolunun bütün hanelerinden hırsızlık yapan kimdir diye sorulduğunda aklıma fetöcü satılmış kefere çetesi geliyor, kendi adıma konuşuyorum, gidersem bu fani dünyadan sizden en az 10 leş alarak giderim...