THY - İmaj

ABD’yi kapının önüne koymak mı, ABD’nin kapısında dert yanmak mı?

17 Aralık 2017 Pazar

New York’ta devam eden ve artık Türkiye’ye yönelik bir kumpas olduğu ayan beyan ortaya çıkan ABD’deki “ikinci 17-25 Aralık davası”nda tanık olarak dinlenen firari FETÖ’cü Hüseyin Korkmaz,FBI’dan 50 bin dolar rüşvet aldığını itiraf etti ya, o gün bugündür “lanet olası Federaller” Türkiye’nin gündeminden düşmüyor.

Nasıl düşsün ki?

Öyle sıradan biri de değil, FETÖ elebaşı Gülen’in, cezaevinden çıkarılması için emrindeki hakim ve savcılara özel olarak mektup yazdığı bir FETÖ’cü çıkıyor ve “Sarraf davasında tanıklık yapmam için FBI’dan 50 bin dolar mali yardım aldım. Üstelik talepte bulunmamama rağmen” diyor.

Siz olsanız ne yaparsınız?

FETÖ’nün, 17 Aralık yargı darbesi girişiminden 4 gün sonra emniyete gönderip, “Şu yasadışı dinleme ve teknik takip tutanaklarını imha et aslanım” diyecek kadar güvendiği bir militanın ağzından kaçırdığı bu itiraf niteliğindeki ifadeler karşısında hemen harekete geçmez misiniz? 

Tabii ki geçersiniz.

“17-25 Aralık darbe girişiminde aktif rol alan ve tutuklanan, 17 ay cezaevinde kaldıktan sonra da Gülen’in kamikazeleri tarafından tahliye ettirilen bu adam FBI ile ne şekilde iletişime geçti? 17-25 Aralık kumpasına ilişkin belgeleri Amerikan makamlarına nasıl iletti” diye meraklanmaz mısınız? 

Tabii ki meraklanırsınız.

Nitekim devlet yetkilileri de durumdan işkilleniyor.

Tehlikenin farkına varıp hemen gartlarını alıyor. 

İşe de Türkiye’de görevli bulunan FBI ajanlarından başlanıyor.

 “Madem FBI, terör örgütü üyelerini ABD’ye kaçırıp bizim aleyhimize iftiralar attırıyor, o zaman biz de bunların köküne kibrit suyu dökeriz” denilerek  30 civarındaki resmi FBI ajanı hakkında soruşturma başlatılacağı açıklanıyor.

“FETÖ ile bağlantısını tespit ettiğimiz FBI mensuplarını sınır dışı edeceğiz, bir daha da topraklarımızda faaliyet göstermelerine izin vermeyeceğiz” sözleriyle bir “kararlılık” ortaya konuluyor.

Üstüne üstlük, bir FBI görevlisi emniyete kadar çağırılıp, FETÖ’cü Korkmaz’ın ifadeleri hakkında izahat isteniyor.

Buraya kadar her şey iyi güzel; ancak film işte tam burada kopuyor.

Niye mi?

Çünkü, Türkiye’de FETÖ soruşturmalarını yürüten emniyet birimlerinden oluşturulan 5 kişilik polis ekibinin, Amerikan Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI) daveti üzerine ABD’ye gittiği ortaya çıkıyor. 

Evet, okyanus ötesinden Türkiye’ye yönelik kirli iftiralar atan bir alçağı koruyup kollayan, üstelik cebine de 50 bin dolar koyan FBI, sanki tüm bunlar hiç yaşanmamış gibi Türk polisleri ABD’ye davet ediyor.

Peki biz bu haysiyetsizlerle ne konuşacağız Allah aşkına?

“Siz ‘FETÖ ile ilgisi yok’ diyorsunuz ama, bu Hüseyin Korkmaz denilen adam, FETÖ’nün haberleşme programı olan ByLock’u kullanmış... Üstelik, FETÖ’nün en etkili militanlarından olan polis müdürleri Yakup Saygılı ve Yasin Topçu gibi isimlerle de ByLock üzerinden iletişim kurmuş” mu diyeceğiz?

Önlerine serdiğimiz 85 kutu delille ikna edemediğimiz utanmazları 5 polis müdürünün çabasıyla mı insafa getireceğiz?

Sahte kimlik taşıyan bir adamın ülkelerine girişine yardımcı olup, Sarraf davasında kullanılacak “delil” denilen iftiranameleri elden teslim alan “lanet olası Federaller”e “Hüseyin Korkmaz denilen şarlatanı, sizin Türkiye’deki elemanlarınızın ABD’ye kaçırdığını biliyoruz” mu diyeceğiz?

Tüm bunları zaten yeterince dillendirmedik mi?

FETÖ ile ilgili bu yalın gerçekleri fazlasıyla anlatmadık mı?

Artık adli-siyasi temasları, teknik işbirliklerini, dış politikanın gerekliliklerini bir kenara bırakmalıyız.

Zira bu işin böyle yürümediği ayan beyan ortada...

Bundan sonra yapılacak olan tek şey ABD’yi ve elemanlarını kapının önüne koymaktır; ABD’nin kapısına kadar gidip dert anlatmak değil... 

 

YORUM YAZ