THY - İmaj

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi,‘Diktatörlük’ ve ‘Liderlik’

12 Nisan 2017 Çarşamba

Yıllardan beri yapılan başkanlık sistemi tartışmaları, artık ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ olarak Türkiye’nin gündemine tamamen girmiş bulunmaktadır. 16 Nisan yaklaştıkça da konu, yoğun bir şekilde tartışılmaktadır. Bu bağlamda tartışmanın iki tarafı olduğu da giderek berraklaşıyor. 

Bir taraf, sürekli ‘tek adamlık’ ve ‘diktatörlük’ kavramı üzerinden konuya yaklaşmakta, tarihteki diktatörler üzerinden bir korku iklimi oluşturarak bizde de öyle olacağını iddia etmektedirler. CHP’nin başını çektiği, HDP, Kandil, PYD, FETÖ ve benzeri terör örgütlerinin arkasında saf tuttuğu bu grup, diktatörlük ve diktatörlerden bahsederken, bizim tarihimizden hiç örnek verememekte, o konuya hiç değinememekte, Batı’daki gelişmeleri ve orada ortaya çıkmış olan diktatörleri ifade etmektedirler. Bu çerçevede nazi diktatör A. Hitler’i, faşist diktatör A. Mussolini’yi ve ırkçı falanjist diktatör F. Franco’yu örnek olarak vermektedirler. 

Osmanlının son dönemi (İttihat ve Terakki Partisi Dönemi) ve Cumhuriyet dönemindeki siyasal geçmişlerine, bugünkü durumlarına ve hayran oldukları batı âlemine baktığımızda hep diktatörlükler üretmiş olanlar, diktatörlerle birlikte yaşamış ve halen de kendi içlerinde mini diktatörler elinde yaşıyor olanlar, konuya sadece bu açıdan yaklaşıp bunun propagandasını yaymaya çalışmaktadırlar. Onlar bir balonun içerisindedirler ve yaşamakta oldukları bu dar dünyalarında neyi görüyorlarsa, bütün dünyayı da ondan ibaret zannediyorlar. Onlar o balonun dışarısında ne olup olmadığını göremezler, çünkü görmek istemiyorlar.

‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ sürecine diktatörlük kavramıyla yaklaşan bu kesimin, Sultan Abdülhamid Han’dan başlayarak, milletin önünü açan, onu esas kabul edip, ona hizmet eden milletin Başbakanları Rahmetli Menderes’e ve Cennetmekân Erbakan’a; milletiyle bütünleşmiş Cumhurbaşkanı Rahmetli Özal’a da aynı kara propaganda ile yaklaştıklarını çok iyi biliyoruz. Aslında bu kesimin en iyi yaptığı şey, bu kara iftira kampanyalarını yürütmek ve milletimiz açısından bütün olumlu gelişmelere engel olmak olduğu; asla hayırlı bir iş yapma kabiliyetlerinin bulunmadığı da yine çok iyi bilinmektedir. 

80 milyona yaklaşan millet olarak bizler, geçmişte defalarca oynanan ve bugün de yeniden sahneye konulmaya çalışılan bu oyuna asla gelmeden konuya ‘liderlik’ açısından yaklaşmalıyız. Şunu çok iyi bilmeliyiz ki, 150 yıllık Batı hayranlığının, bize rağmen içimizde ürettiği bazı diktatörleri dışarıda bırakırsak, bizim zaten geçmişimizde de bugünümüzde de diktatörlük ve diktatörler yoktur. Bizde liderler vardır. Bizim tarihimizde ve bugünümüzde ortaya çıkmış olan liderler ile batıda ortaya çıkmış olan diktatörler arasında dağlar kadar fark vardır. Her şeyden önce Batı Kültürü, güce, kaba kuvvete, sömürüye, zulme ve insanları ezme anlayışına dayalı iken; bizim medeniyetimizde hakkaniyet, merhamet, yardımlaşma ve fedakârlık esastır. Batı’da diktatörlerin insanları ezmesine, sömürmesine ve her türlü zulmü reva görmesine karşılık bizde liderler, her şeyden önce ‘babacandır’lar. İnsanları ezme, sömürme ve zulüm yapma şöyle dursun, tam aksine insanlarının rahat etmesi ve huzur içinde yaşamaları için kendileri her türlü zorluğa katlanır; bin bir türlü fedakârlık örnekleri sergilerler. Onlar toplumları ve toplumlarının gelişmesine kendilerini adamışlardır.

 

YORUM YAZ