THY - Orta Avrupa Eylül

“Milli” adı altında milli şuur yok ediliyor! 

29 Aralık 2017 Cuma

Dünyada her şey olağanüstü bir denge ile oluşturulmuş, bitkiler, meyveler, şifalı otlar da insanlığın faydalanmasına sunulmuştur. Tabii bu ilk zamanlarda böyleymiş! Sonrasında her şey endüstrileştirilerek değişime uğratılmış, içlerinden faydalı ne varsa çıkarılarak posa yenilip, tüketilmeye mecbur bırakılmışız. Burada bir kez daha belirtmekte fayda var ki; beyin kodlarımızın tanımadığı hiçbir ürünün bedene faydası % 100 olamaz. Bugünkü domatesleri, patatesleri, sebzeleri düşünün…

Şeytan Allah’a diyor ki “Bana mühlet ver senin kullarına neler yapacağım gör”. “Verdim ne yapacaksın” denildiği zaman “Asılları değiştireceğim” diyor. Yani Nuh’un gemisinde yer alan bütün bitkilerin beyin kodlarımızda olan bitkiler olduğunu söyleyerek; “Ben asıllarını değiştireceğim, dolayısıyla insanlara hiçbir şifası olmayacak” diyor. İşte bugün sebzeler, meyveler ve beslenmemizde önemli bir yeri olan tahılın doğal olduğunu söyleyebilir miyiz? Her sebze ve meyve mevsiminde tüketilmelidir. Oysa bugün, kışın ortasında çilek, muz, Ağustos sıcağında kışlık sebzeler sayılmıyor mu? Tahıl ana gıda onun DNA’sı ile oynanmadı mı? Elimizde kalan son miras “karakılçık” bu da Kastamonu Seydiler İhsangazi bölgesinde tarafımızdan üretildi. Ama ne var ki öğrenenler (!) bu endemik bitkimizi de Amerika’ya ortak çalışma adı altında gönderdi. Geni değişmemiş tek ürünümüz kalmadı. Hepsinin geni değişmiş durumda. 

Peki, bunların şifası, bedene faydası var mı Allah bilir… Olmadığını görüyoruz. 

Çünkü bunların frekansları beyin kodlarımızda yok ve hastanelerde kuyruklar, dünyada en çok ilaç tüketen ilk üç arasında, OECD ülkeleri arasında ise birinci sıradayız. Hiçbir ilaç üretemeyen, hiçbir hastane alet ve edevatını üretemeyen bir ülke olarak ilaca bu kadar bağımlıyız, başka bir ifade ile dışa bağımlıyız… En çok şehir hastaneleri kuran dünyadaki tek ülkeyiz. Biz neden üretemediğimizi tüketmeye çalışıyoruz acaba? Neden üretmiyoruz, üretenleri desteklemiyoruz, önüne taş koyuyoruz, cezalar yazıyoruz? Türkiye Cumhuriyeti’nin yetkili ve etkilileri, meclisinde el kaldıran milletvekilleri bunlardan haberiniz yok mu?

TRT devlet kanalı mı yoksa ticarethane mi!

Hâlâ TRT gibi bir devlet kalanında, benim vergimle, kesintilerimle parası ödenen, maaşlar verilen insanlar niçin gidip Kudüs’ün bu gergin günlerinde İsrail’e destek olup asitli-kolalı içeceklerin ve diğer topluma zararlı yiyeceklerin reklamını verir? Mecbur mu bunu yapmaya? Benim bu konuyu beşinci yazışım ve işleyişim. Demek duyulmuyor, duyururuz inşallah!

Önce Sayın Eren’e, ilgili bakana, sonra başbakana sonra da bu ülkede her işi çözen Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a mertebe atlamayalım dedik böyle basit bir mesele için ama ülkemizin gençliği ve geleceği için çok önemli benim vazifem tebrik etmek vesselam!

Sayın genel müdür Eren’e konu iletildi hem de vekillerimizce!

Herkes “safını belli ediyor”. TRT’nin, ‘benim safım belli kardeşim ben bunları destekliyorum’ diyeceğini düşünmüyorum ama alt kadrolar ne yapıyor onun da araştırılması lazım vesselam…

Sayın cumhurbaşkanına açık duyurudur;

Çünkü artık ilgili Başbakan Yardımcısının veya bakanların sadece baktığını gördük. Yüzlerce gelen mail üzerine bu konuda buraya eklemek istedik.

1 Ocak 2018 yeni yılımızın başlangıcı bize bunu ifade ediyor.

31 Aralık “Noel” diyorlar, Hıristiyanların bayramıymış da bize ne oluyor anlamadık. Türkiye’nin bütün AVM’lerinde dükkânlar da tarafını belli ediyor. Biz bu taraftan izliyoruz, bir de adına “milli” koydukları ve böylece “meşrulaştırdıkları” piyango var. Adı oyun “eşek oyunu”, “at yarışı, “toto”, “loto” neyse bunlar özelleştirildi. Ama bu milli adı niçin kaldırılmaz. Milli kumar manasına gelmiyor mu? Milli kumar, evet yanlış anlamadınız.

Allah’ın haram kıldığı şeyleri okuduk. Peki bunun yanında şüpheli gıdalar var. Dünyada beş yüze yakın emülgatör yani katkı maddesi var, bunun 400’e yakınında da domuz katkısı var. Çinlinin kılını, saçını saymıyorum. Kimyasal maddeleri de hiç söylemiyorum. Ne olacak bu milletin hali? Burnunun üstünde sürüne sürüne, hastane kapılarında, ilaç torbaları elinde organları eksik yaşayacak. Yaşamak denirse tabii ki… Ancak 73’te biri kurtulacak. Rabbim bizi o kurtulanlardan eylesin… Hakkı, hakikati, haksızlık karşısında susmadan söylemeyi nasip etsin…

Dünyası da, ahireti de gider!

Tövbe kapısı tabii ki açık, Allah’ın rahmeti sonsuz ancak ölümün vakti gizli. Hocam derdi ki; “Bak gör takip et bunları, ölemeyecekler, topluma zarar veren kişiler asla ecelleri ile ölemez. Burnunun üstünde, kafasına tabancayı dayar intihar eder.” 

Sen millete zarar veren ürünleri üret, sat. İçkidir, kolalı içecektir, sigaradır, uyuşturucudur, zararlı gıdalardır, neslimizi tehdit eden mısır şurubudur bunları alırsan, taşırsan, öğretirsen, üzüm bile şarap yaptırırsan, satarsan, alırsan, kullanırsan, bunlara vesile olursan vallahi ölemezsin… 

Eceliyle diyordu hocamız, hakikaten ya son araştırmalara baktığımızda bu insanların çok kötü sonlarının olduğunu gördük. Rabbim bizi Sana kul, habibine ümmet olanlardan eyle inşallah.

“Allah indinde din İslam dinidir” şuurunda bir mantıkla yaşamayı nasip eyle. Âmin.

İrtibat ve ihbar WhatsApp hattı: 0 530 200 00 96 

[email protected]

 

YORUM YAZ