Dilimiz Kimliğimizdir!!!

17 Kasım 2017 Cuma

Atalarımız çocuk yaşlarda başlanılan eğitimin önemine vurgu yapan pek çok söz söylemiş ve bu sözler de aradan yıllar geçse de eskimez sözler bilinçli ailelerde yetişen çocuklar da Türk örf ve adetlerinin İslami kurallar ışığında çocuk yaşlarda öğreniyorlar. 


Aynı Karamanlı kızımız 9. sınıf öğrencisi Ayça Bilge YEMİŞ gibi…

Milli Eğitim Bakanlığı ile Türk Dil Kurumu tarafından ülke çapında düzenlenen Yarışmada “Dilimiz kimliğimiz” başlığı ile hazırladığı makale ile Türkiye 1’incisi!

Rahmetli Turgut Özal 1993’te şayet tekrar Recep Tayyip Erdoğan’ın başardığı gibi Partisi’nin başına başkan olarak geçebilseydi yapacağı ilk şey Türk -İslam birliğini kurmaktı!

Bu ekibin içindeydim ve milyonlarca elifba ortak harflerle basılmış Bakü’de bekletilmekteydi işte bu tehlikeyi sezen üst akıl haçlı siyonist ittifakı Özal’ı öldürerek, bu bilincin ve birlikteliğin önüne geçti o gün bugün hem o devletler hem bizler de yerimizde sayıyoruz!

Asıl konumuz makalenin içeriği ve Türk diline yaptığı vurgudan dolayı…

Bakın ne diyor makalesinde Ayçamız…

Adım Ayça Bilge. Ben yedi başlı devlerle savaşmadım, ben bir yumrukta bir boğayı devirmedim, Deli Dumrul gibi Azrail’e kafa da tutmadım. Adımı Dede Korkut değil, babam vermiş. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) çocuklarınıza güzel isim verin, deyişinden yola çıkarak, ay gibi; bilge, ahlâk sahibi anlamına gelen Ayça ismini vermiş. Eğer “Dede Korkut Hikayeleri”ndeki gibi bir ‘ad’ hak edecek bir şey yapmaya’ mecbur olsaydım acaba adım ne olurdu? Dahası acaba bir ad hak edebilir miydim? Belki kelimeleri hak ederek yaşasaydık, bunun gibi sorular bize bu kadar zor gelmeyebilirdi; çünkü kelimeler emek ister, bedel ister. “Öyle seveceksin ki kelimeleri, sana yetecekler” diyor Cemil Meriç ve devam ediyor: “Kelimeler kendimizi seyrettiğimiz dere, sudaki gölgemiz, gönülden gönle köprü, asırdan asra merdiven…” Belki de birçoğumuz kelimelere hak ettikleri değeri vermediğimiz için bize yetmediklerini düşünüyor; bir ezanla kulağımıza fısıldanan adlarımızdan vazgeçiyoruz. Kelimelerin gönülden gönle uzanan köprüsünden geçmeden, kim olduğumuzu asla bilemeyiz; dilimiz kimliğimizdir.

Peki, biz kimiz? Biz Ergenekon’da dağları delenler ve biz Allah’ın “dağlara bakmaz mısınız?” emriyle dağların sırrına ermeye çalışanlarız. Biz gemileri karadan yürütenleriz. Biz Süleymaniye’yi inşa eden, dünya sussa da Arakan’a el uzatan, biz dünya karşı çıksa da Kerkük’ten vazgeçmeyen bir milletiz. Biz bir kelimeyle Cennet’e; bir kelimeyle Cehennem’e gidilebileceğine inananlarız. 

Türkçe dedelerimizin deldiği dağlar, karadan yürüttüğü gemilerdir, Yunus Emre’nin kırk yıl odun taşıdığı dergâhtır, İstiklal Marşı’dır. Karamanoğlu Mehmet Bey’in emaneti olan Karaman’dır. Türkçe Türkiye’dir. Türkçe, Türkiye’yi umut bilen Arakan’dır, Gazze’dir, Kerkük’tür, Bakü’dür…

Bugünlerde sokaklarımız yabancı kelimelerle dolu. Ama bence Türkçenin asıl derdi, bizim Türkçe yaşamayışımızdır. Sadece sloganlarla, naralarla Türkçenin derdine derman olamayız. Sadece yabancı kelimelerin olduğu tabelaları indirerek, bu işler çözülmez!

Atalarımız yiğit, düştüğü yerden kalkar demiş. Biz türkülerimizi, pop müziğin karşısında küçük gördüğümüz an yenildik. Biz dostlarımıza ve arkadaşlarımıza ‘kanka’ dediğimiz an yalnız kaldık.

Türkçeyi korumak için Türkçenin bizi koruyacağına inanmamız, onun kelimelerini kuşanmamız gerekiyor. Türkçeyi korumak için Ergenekon’da dedelerimizin dağları delmesi gibi bizim de bugün dağları delip tüneller, barajlar inşa etmemiz gerekiyor. Türkçeyi korumak için İstanbul’un fethinde dünyanın ilk kez gördüğü büyüklükte toplar döktüren Fatih misali, bugün bizim de yerli otomobiller, yerli uçaklar, yerli telefonlar üretmemiz, yeni Selimiyeler, inşa etmeliyiz.

Türkçeyi korumak için komşumuzun güneşini kesmemeli, kapımızın önünü süpürmeliyiz. Çocuklarımız Barbie, Süperman bebekler yerine adı Fatma olan, Hatice olan, Ayşegül olan, Seyit Onbaşı, Fatih olan oyuncaklarla oynamalı. Türkçeyi korumak için Müslüman gibi, bir Türk gibi yaşamalıyız. Türkçedeki her kelimenin hakkını vermeyi boynumuzun borcu bilmeliyiz.

Nedir bir kelimenin hakkını vermek? Ahlâk kelimesinin hakkını; ancak ahlâklı olanlar verebilir. İyi kelimesinin hakkını; ancak iyilik yaparak verebiliriz. Vatan kelimesinin hakkı, sadece şehit olmayı göze almak değil; toprağındaki bereketi görmek, Aşık Veysel misali onu sadık bir dost, bilmektir. Kelimenin hakkı dilimizi ve kalemimizi inancımızla, geleneklerimizle terbiye etmektir. Edebiyatı “Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler” ayetinin bir gereği görmektir. Kelimenin hakkı “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir” diyen Yunus Emre’nin hakkını vermektir. 

Adım Ayça Bilge. Ben adını hak etmiş, bir okulda okuyorum. 15 Temmuz Şehit Muhammed Yalçın Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde… Türkçenin öleceğine, yok olacağına asla inanmıyorum. Ben 15 Temmuz’u gördüm. Babam İsmet Özel’in bir mısraını söyler “yaşıyoruz demek ki ölünecek.” Evet. Ölüyoruz ve kelimeler bizden sonra yaşamaya devam edecek. O halde ölmeden Türkçeyle helâlleşelim ki mahşerde kelimeler, Türkçe bizden hakkını istediğinde yüzümüz yere düşmesin…

Ayça bunları yazmış, uygulamak da bize düşer vesselam…

İrtibat ve ihbar WhatsApp hattı; 

0530 200 00 96 

[email protected]

 

  • AHMETAHMET1 ay önce
    Hocam ellerinize yüreğinize sağlık. Sizin bitkiler konusundaki tavsiyelerinizi uyguluyorum. Faydasını görüyorum. Ayrıca ülkemiz saldırı altındayken sessiz kalmayıp siyasi konulara da girmenize ÇOOOK SEVİNDİM. Allah razı olsun sizden.