Suriye’de taşları yerine oturtma süreci

10 Ekim 2017 Salı

Yaklaşık birkaç aydır Türkiye’nin gündeminde en çok merak edilen soru İdlib’e girilip girilmeyeceğiydi.

Ülkemizin İdlib operasyonu, Rusya ve İran’la, Astana’da gerçekleştirdiğimiz toplantılarda alınan bir karardı.

Toplantıda, mutabakat ile İdlib şehri çatışmasızlık bölgesi ilan edilmişti.

Türkiye’nin İdlib›te çatışmasızlık bölgesinin sınırlarını teşkil eden güvenlikli bölgelerde kontrol ve gözlem noktaları oluşturarak asker konuşlandırması kararlaştırılmıştı.

Gözlemci kuvvetin asli görevi, rejim ve muhalefet arasında çatışma yaşanmasını engellemek ve olası ateşkes ihlallerini izlemek olarak tanımlanmıştı.

İdlib operasyonu, Afrin’i kapsamıyor ve sadece İdlib’in güvenliğine yöneliktir.

Suriye savaşında en büyük göç dalgasının yaşandığı şehirlerden olan İdlib, Rusya’nın 2015 yılının ekim ayında aktif olarak savaşa dahil olmasından sonra şiddetli hava saldırılarına maruz kaldı.

Esed, İran destekli güçler ve Rusya’nın, İdlib’e yönelik Halep benzeri büyük bir saldırı başlatması uzun zamandır beklenen bir durumdur.

Böylesi bir durumda milyonlarca kişinin Türkiye’ye girmek üzere sınıra dayanması bekleniyor.

Bugün yaklaşık İdlib›te 2 milyon 400 bin civarında yerli nüfus, 1,5 milyon civarında iç göçle gelmiş insan barınıyor.

Bunun yanında İdlib’in, Kuzey Doğu ucunda yer alan Halep’e bağlı Afrin ilçesi, 2011’den bu yana PKK/PYD işgalinde bulunuyor.

Örgütün, ülkenin kuzeyinde, Irak sınırından başlayarak Akdeniz›e çıkabileceği bir koridora kavuşmak için İdlib›in bir bölümünü ele geçirme fikri uzun zamandır tartışılmaktadır.

Türkiye, Astana anlaşması çerçevesinde İdlib içerisinde oluşturacağı askeri hat ile aynı zamanda Afrin’deki PYD’nin İdlib›e yayılmasının önünde güvenlik duvarı oluşturmak zorundadır.

İdlib hamlesi hem PYD/PKK hem de Suriye içerisinde sıkışarak İdlib’e doğru gelen birçok direniş gruplarının Türkiye sınırında oluşabilecek güvenlik sorununu da kapsamaktadır.

İdlib’e doğru sıkışmak durumunda kalan yerel gruplar, bazı ÖSO gruplarının şehre gelmesine karşı. İdlib›te çok sayıda silahlı rejim karşıtı grup ile muhalif grup arasında uzun zamandır ciddi sıkıntılar, sürtüşmeler yaşanıyor.

Rejim karşıtı güçlü gruplardan Heyet’ut Tahrir’uş Şam, son aylarda çok sayıda bileşenin ayrılmasına karşın önemli bir silahlı güce sahip.

İdlib’te bulunan birçok muhalif grup, Fırat Kalkanı Harekatı bölgesinden gelmeye hazırlanan çeşitli Özgür Suriye Ordusu gruplarının İdlib›e girmesine karşı çıkıyor.

Bölgeye gelmesi beklenen grupların ABD’den destek almasını gerekçe gösteriyorlar.

Türkiye’nin İdlib kararı tabiî ki İran, Rusya ve Suriye ile ortak mutabakat çerçevesinde olduğu kadar ABD’nin de onayı ile gerçekleşecek bir operasyondur.

Savaş son aşamaya geldi

Afganistan, Bosna ve Çeçenistan gibi uzun yıllar süren savaşlarda Batı’nın eninde sonunda ortak müdahale gücünü gördük.

Tabii, bu yerel halklar üzerinde acımasız etkileri olmuştur ve hâlâ Afganistan, Bosna bunun acılarını çekmektedir.

Filistin sorununda da en son gelinen nokta Gazze hükümeti, Hamas’ın el Fetih ile barışa aynı siyasi çizgide buluşmaya mecbur edilmesidir.

Suriye’de 7 yıl sürdürülen savaş son aşamasına gelmiş gibi görülüyor.

Bundan sonraki süreç devletlerin siyasi güç pozisyonları üzerinden sürdürecekleri bir mücadele olacak.

Suud ve Katar’ın, Suriye’de desteklediği direniş gruplarının 2013’de Şam yönetimini tehdit etmeye başlamasıyla ABD, Rusya ve İsrail’in ciddi bir şekilde Suriye’de savaşın seyrini değiştirecek operasyonlara başladığına şahit olduk.

İsrail’in, 2013’den bugüne kadar yaklaşık 10 kez Suriye topraklarını bombalamasının ne İran ne de Rusya tarafından engellenmemesi çok ilginçtir.

Astana süreci sahadaki direniş gruplarının dizayn ve tasfiye süreciydi.

Yeni süreç Suriye’nin siyasi geleceğinde rol oynayacak ya da oynaması gerekenlerin kararlaştırılma sürecidir.

Astana’dan tekrar Cenevre’ye dönüş süreci başlanacaktır.

ABD hem Irak’ta hem de Suriye’de Rusya ile ciddi bir fikir ayrılığı yaşamamaktadır.

Rusya ise Suriye’de hem İran hem de İsrail ile müttefikliğini başarıyla sürdürüyor.

Irak ve Suriye’ye küçük ölçekte Yugoslavya’nın kontrollü etnik bölünme sürecinin yaşatıldığına şahit oluyoruz. 

 

  • TersiTersi1 ay önce
    Aslında taşlar oturuk; yerinde bağlı! İtler serbest..