Suriye’de İran ve Rusya’nın 7 yılı

20 Mart 2018 Salı

7 yıl önce 15 Mart 2011’de ülkenin güneyindeki Deraa’da önce Esed yönetimine karşı barışçıl reform isteyen gösterilerle başlayan isyan, bütün bir ülkede yıkıma yol açan, yüz binlerce kişinin öldüğü, milyonlarca kişinin evlerinden olduğu acımasız bir iç savaşa dönüştü.

Suriye halkı 2000 yılında baba Hafız Esed’in yerine geçen oğul Beşşar dan işsizlik, yolsuzluk ve siyasi özgürlükler konusunda ciddi bir reform beklentisi içindeydi.

Fakat Beşşar babasının düzenine ve İran ile Rusya’nın Suriye üzerindeki gücüne karşı koyabilecek bir durumda değildi.

2011 Mayıs’ta olaylar yayılırken, baskılar şiddetlendi. Muhalefet kendisini savunmak ve rejimin baskılarından kendisini korumak için silahlandı.

Esed’in tek bahanesi “dış destekli terör” tanımlamasıydı. Esed, Suriye halkına ve dünyaya söz vermesine rağmen asla özgür seçimlere yönelmedi. İran, Rusya ve rejim, halkın yüzde 80’inin Sünni olduğu bir ülkede sandığa seçime gidilmesinden korkuyordu.

Rejimin şiddetinin her geçen gün artmasıyla ülke, iç savaş bataklığına saplandı. İran, Hizbullah ve Rusya, Suriye’deki üslerini, ulusal çıkarlarını korumak için bu savaşta acımasızca strateji ile ellerini kana buladılar.

1992 Körfez Savaşı’ndan bu yana Kürtlere Irak, İran, Suriye ve Türkiye topraklarında devlet kurmayı planlayan ABD ve Batı, Irak’ta 2003’te emeline Irak Bölgesel Kürt Yönetimi’ni kurarak ulaşmıştı.

Savaşın başından beri ABD’nin PKK/PYD’yi Suriye’de tahkim edişi ve silahlı ordu haline getirmesine İran ve Rusya’nın seyirci kalması çok ilginçti.

Suriye halkının, İran ve Rusya dahil 70 ülkeye karşı direnişi yüzyılın en büyük hadisesidir. Batı, İran ve Rusya, Suriye’de İslamcı bir iktidara tahammül etmeme noktasında hemfikirdir. Gelinen noktada Suriye’nin toprak bütünlüğü asla gerçekleşmeyecek bir hayal olmuştur. Suriye’nin toprak bütünlüğünün tek şansı bir türlü şans verilmeyen Sünni nüfus idi.

NE AFGANİSTAN NE BOSNA NE DE IRAK’A BENZEDİ SURİYE

İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, Mart 2018 itibarıyla 106 bini sivil 353 bin 900 kişinin ölümünü belgeledi.

100 bin insanın ölümünün belgelenmediği tahmin edilirken, 75 bin insanın kayıp olduğu ve bunların nerede olduğu bilinmemektedir.

19 bin 811 çocuk, 12 bin 513 kadının hayatını kaybettiği kayıt altına alınmış vaziyette, ölü sayısının 511 bini aştığı tahmin ediliyor.

BM’nin yaralı sayısı çok trajik bir duruma işaret ediyor. 1 milyon 500 bin insan yaralanırken, bunların 86 bini engelli oldu. 23 milyon Suriye nüfusunun bugün 5.5 milyonu ülkesini terk etmek zorunda kalırken 7 milyon insan Suriye içinde farklı bölgelere sığınmak durumunda kaldı.

Topraklarında en çok Suriyeliyi barındıran ülke 3 milyon 540 bin 648 kişi ile Türkiye oldu.

BM, 13 milyondan fazla kişinin 2018’te bir tür insani yardıma ihtiyacı olacağını söylüyor. Savaşın tarafları, insani yardımın ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını engelleyerek sorunu daha da kötüleştiriyor. Neredeyse 3 milyon kişi kuşatma altında ya da ulaşılması zor yerlerde yaşıyor.

Rusya, askeri üs avantajını kullanarak 2015’te rejime destek olmak için hava saldırıları başlatması ve ağır bombardımanlar yapmasıyla savaşın gidişatının Esed lehine değişmesinde büyük rol oynadı.

Rus ordusu sadece “DEAŞ’lı teröristleri” hedef aldığını söylerken, uluslararası gözlemciler, sivillerin de öldürüldüğünü kanıtladılar.

İran’ın çoğu Lübnan Hizbullahı’na üye olan Irak, Afganistan ve Yemen’den gelen binlerce Şii milisi, Esed rejimine açık destek olmak için göndermesi ve milyarlarca dolar harcaması, İslam dünyasında en önemli mezhep kavgasının körüklemesine sebep oldu.

70 ülkenin önderlik ettiği küresel koalisyon, Suriye’de 2014’ten bu yana DEAŞ militanlarına hava saldırıları düzenledi ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adlı Kürt ve Arap milis ittifakının muhaliflerin elinden toprak kazanmasına yardımcı oldular.

Türkiye uzun süredir muhalif Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) destek veriyor. TSK, Afrin’de, Kürt Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) askeri kanadı olan Halk Savunma Birlikleri’ne (YPG) yönelik Zeytin Dalı Harekatı’nı ÖSO ile birlikte yürütürken kısa sürede büyük başarılar elde etti.

Suudi Arabistan, İran’ın nüfuzunu azaltmak için sürekli değişken gruplara silah ve para yardımı yaptı. İsrail ise Hizbullah’a giden İran silahlarına engel olmak bahanesiyle 7 yılda tam 15 defa Suriye’de hava saldırıları düzenledi. Buna ne İran ne de Rusya asla karşılık vermedi.

BM Güvenlik Konseyi, 2012 Cenevre Bildirisi’nin uygulanması çağrısında bulundu. Bildiride, “iki tarafın rızasıyla oluşturulacak bir geçici hükümet kurulmasını” öngörüyordu, lakin sonuç hep hüsran.

2014’ten bu yana BM’nin arabuluculuğunda Cenevre 2 süreci olarak bilinen dokuz görüşmede gelişme kaydedilemedi. Esed, muhaliflerle müzakere etmekte gönülsüz... Muhalifler de herhangi bir uzlaşmaya varılması için Esed’in görevi bırakmasını şart koşuyor.

Batılı, Suriye’de savaş suçu ve insanlık suçu işlendiğini savunuyor. Rusya’yı ise paralel bir siyasi süreç yürüterek barış görüşmelerinin altını oymakla suçluyor.

Astana Süreci kapsamında Rusya, Ocak 2018’de “Ulusal Diyalog Kongresi”ne ev sahipliği yaptı. Ancak, muhalif temsilcilerin çoğu katılmayı reddetti.

Sonuç olarak kısa vadede savaş sona erecek gibi gözükmüyor ama herkes siyasi çözüm gerektiği konusunda hemfikir.

Türkiye hem masada hem de, Suriye de sahada yerini alarak, çözümün artık önemli bir ortağıdır.

 

Günün Özeti

YORUM YAZ

    Günün Özeti