THY- Euroleague

Soykırım karşıtı Yahudiler grubundan İsrail’e tepkiler

26 Aralık 2017 Salı

“Benim hükümetim benim paramla ve benim adıma ama benim rızam olmadan Gazzeli çocukları öldürüyor. Bu durum bir Yahudi olarak beni daha güvenli kılmıyor” Ofer Neiman.

Türkiye ve Yemen tarafından BM Genel Kurulu’na sunulan, ABD’nin karşı çıktığı Kudüs tasarısı dokuza karşı 128 oyla kabul edildi. Bir önceki hafta ise BM daimi ve geçici konseyin 15 üyesinden 14’ünün (buna İngiltere ve Fransa gibi ülkeler de dahil) kararı desteklemesi ile ABD, şimdiye kadar eşi benzeri görülmemiş bir yalnızlığa düşmüş oldu.

Birleşmiş Milletler’den çıkan kararın tabiî ki yaptırım gücü yok fakat tavsiye kararı ve siyasi moral değeri çok yüksek.

Bu karar Latin Amerika’dan Asya’ya, Balkanlar’dan Ortadoğu’ya ve Afrika’dan Kafkasya’ya kadar birçok ülkenin, Filistin halkının yanında durduğunu, Kudüs sorununun artık çözüme kavuşturulmasının zamanının geldiğini gösteriyor.

Güvenlik Konseyi’ne sunulan karar tasarısında dikkati çeken önemli bir husus da, Kudüs krizinin Filistin-İsrail müzakereleri yoluyla halledilmesi çağrısını içermesiydi.

Trump’ın İsrail adına alevlendirdiği bu krizin nasıl çözüleceği konusunda artık BM, AB, İİT ve Arap Birliği gibi kurumlar, 1980’lerin ve 90’ların politik tutumu içerisinde değiller.

Uluslararası camia, Filistin sorununda artık ABD ve İsrail’in ağzına bakmıyor.

Barış süreci şimdilik İsrail’in tavrından ötürü ölü noktadayken ve gerilim tırmanırken dünya müzakerelerin başlamasını savunuyor.

SOYKIRIM KARŞITI YAHUDİLER

Filistin ve Kudüs sorununun geldiği noktadan rahatsız olan ciddi bir Yahudi nüfusu her geçen gün İsrail’in politikalarını sert bir şekilde eleştirmektedir.

İsrail, 2014 yılında Gazze’yi bombaladığında ölen çocuklar için Tel Aviv’de sokaklara çıkan 5 bin savaş karşıtı kişi, daha sonra “Soykırım karşıtı Yahudiler grubu’’ olarak seslerini yükselttiler.

İsrail’in devlet politikasının soykırım suçu niteliğindeki uygulamalarını aslında soykırım karşıtı Yahudiler grubu üyeleri üzerinden dinlemek ve dünyaya duyurmak gerekiyor. Özellikle bu grup ile ciddi temasların kurulmasında fayda var. 

Soykırım Karşıtı Yahudiler Grubu Üyesi Miko Peled, kendisini aktivist ve yazar olarak tanımlıyor. Dedesi, İsrail devletinin bağımsızlık bildirgesini imzalayan 40 kişiden biri olan Avraham Katsnelson. Babası, Matityahu Peled de 1948 savaşında savaşmış. 

1967 savaşında da general rütbesiyle görev yapmış. Ailesinden gelen bu geçmişe rağmen Filistinliler ona “Barışın Babası” diyor. Çünkü kendisi de İsrail ordusuna katılmış ama 1982’deki Lübnan istilasından sonra pişman olup rütbesini iade etmiş. 

1997’de 13 yaşındaki yeğeni Kudüs’te bir intihar saldırısında öldürülünce; bunun artık İsrail’in başka bir ülkeyi istila ettiği anlamına geldiğini savunarak, kendisini Filistin’in özgürlük mücadelesine adamış.

Dedesinin, babasının ve ailesinin birçok üyesinin “Siyonist” olduğunu ifade ederken, “Yolculuğum ve araştırmalarım, beni, Siyonizmin yerleşimci-sömürgeci bir ideoloji olduğu sonucuna ulaştırdı ve yine Siyonizmin ırkçı ve şiddet yanlısı olduğunu gösterdi. Arap ülkesi olan Filistin’de, bir Yahudi devletinin kurulması için herhangi bir meşruiyet olduğunu kabul edemem. Etnik temizlikte, toprak hırsızlığında ve soykırımda, meşruiyet olduğunu kabul edemem” sözleri çok önemli.

Kudüs’te doğan Peled, “Bu ülkeye ‘İsrail’ demek bile Filistinlilere karşı Siyonistlerin işlediği korkunç suçları meşrulaştırıyor ve bu yüzden doğduğum ülkeye Filistin diyorum” ifadeleri dikkat çekici.

“İsrail devletinin üzerine kurulduğu Filistin, Siyonist ideolojisine göre Yahudi halkına aittir. Bu bir ırkçı anlayış ve ben bunu kabul edemem. İsrail devletinin hedefi şurada veya burada bir toprak parçasını almak değil, tüm ülkeyi alıp Filistin halkını yok etmektir. Vicdanı olan bütün insanların bu anlayışa karşı çıkmasının bir görev olduğunu düşünüyorum. Filistinliler saldırıya uğrarken, evleri ve arazileri ellerinden alınıp suya bile muhtaç yaşarken, biz İsrailliler havuzlu evlerimizde oturuyoruz. Yanlış yanlıştır! İsrail Filistinlileri öldürmeye çalışıyor ve şehrin tüm Müslüman mirası ile tarihini silmeye çalışıyor. Bu da Cenevre Sözleşmesi’nce “soykırım”dır. Ben bu şehrin diğer azınlıklarla birlikte eşsiz karakterini oluşturan, Müslüman bir şehir olarak kalması gerektiğini düşünüyorum.”

İsrail’in işlediği suçlardan dolayı uluslararası toplum tarafından cezalandırılacağı yerde ödüllendirildiğini belirten Peled, “İsrail, Amerika’dan milyarlarca dolar yardım alıyor ve tüm Batılı güçler, İsrail’in işlediği suçları güçlü bir şekilde destekliyor. İsrail’e yaptırımda bulunulacağı yerde, sürekli olarak Gazzelilere karşı işlediği suçlardan dolayı ne kadar haklı olduğu anlatılıyor. Eğer doğru işleyen bir dünya sistemi olsaydı, İsrail’e karşı boykot ve yaptırım uygulandığına şahit olurduk” dedi.

“Soykırım Karşıtı Yahudiler” grubu sözcüsü Neta Golan ise çok çarpıcı bir ifade kullanıyor: “Tel Aviv’de yetişen Yahudi bir genç kız olarak, birinci intifada başlayana kadar ‘Filistin diye bir yerin işgal altında olduğundan bile haberimde yoktu.”

Bu durumun konuşulmasının İsrail toplumunda bir tabu olduğunu, birinci intifadadan sonra İsraillilerin bu gerçeği itiraf etmek zorunda kaldıklarını kaydeden Golan, “Bizler duyarlı İsrail vatandaşları olarak dünyaya, İsrail uluslararası hukuka saygı duyana kadar askeri iş birliği ile diplomatik ve ekonomik bağlarını kesmesi çağrısında bulunuyoruz” diye konuştu.

Grubun üyesi Nurit Peled-Elhanan, “Hamas’ın attığı füzeler ancak İsrail zulmüne karşı verilen ‘sivrisinek ısırığı’ ölçüsünde bir karşılıktır” diyor.

Gazzelilerin ateşkese razı olmadıklarının bir manipülasyondan ibaret olduğunu, Gazze’nin birçok yıkım yaşadığını, ailelerin yok olduğunu, çocukların yetim kaldığını, hastanelerin hasar gördüğünü ve bu durumun düzelmesine yardımcı olacak kimsenin olmadığını anlattı.

Gazzelilerin bu duruma ikna olmamaları ve ablukanın kaldırılması ile haklarının iadesini talep etmeye devam etmelerinin gerektiğini savunuyor.

Peled-Elhanan, “Gazze’de bir ezilen bir de ezen taraf vardır. İsrail ezen tarafta yer alıyor, bunun ötesinde bir durum yok” diyor. Soykırım karşıtı Yahudiler gurubunun sesinin Avrupa’da duyurulması da çok önemlidir.

 

YORUM YAZ