Kurbandan kurbana hatırlanan mazlum coğrafyalar

05 Eylül 2017 Salı

“Yeryüzünde zulmü ortadan kaldırmak üzere vazifeli olan bir ümmet, bırakın zulmü ortadan kaldırmayı, yer yer zulmün bir parçası ve aracı olmaktan da kurtulamamaktadır. Bu da son derece üzücü bir tablo. Hal böyle olunca zulümlerden kurtulmak için zalimlerden medet ummak gibi bir takım çelişkiler de yaşıyoruz.” (Diyanet İşleri Başkan Vekili Ekrem Keleş)

Bir kurban bayramını daha geride bıraktık. Bayram yakınlaşmanın, hatırlanmanın, dertlerin ve sevinçlerin paylaşılmasının diğer adıdır.

“Onların etleri ve kanları kesin olarak Allah’a ulaşmaz, ancak O’na sizden takva ulaşır” (Hac suresi)

Asıl gaye yakın ve uzak coğrafyaların dertleriyle bütünleşmek ve çareler aramaktır.

Hac etmek için yılda bir kez Allah’ın evinde bir araya gelen İslam dünyasının güçlü, zayıf, fakir ve zengin Müslümanları, aslında yeryüzünün en büyük buluşmasını gerçekleştiriyorlar.

Son 25 yıl İslam coğrafyalarında sürekli savaş, katliam, göç, yoksulluk ve kuraklık karşısında yaşam mücadelesi veren mazlum insanların çaresizliklerini izliyoruz.

Afganistan, Çeçenistan, Bosna, Keşmir, Doğu Türkistan, Filistin, Somali, Eritre, Çad, Bangladeş, Moro, Patani, Endonezya, Arakan, Irak, Mısır, Libya, Yemen ve Suriye yıllardır iç savaş, işgal, açlık ve kuraklık altında adeta inim inim inliyor.

İİT ve Arap Birliği teşkilatları, 54 İslam ülkesinin üyesi olduğu bu teşkilat maalesef dünyanın en etkisiz 2 tabela kurumu olarak varlıklarını sürdürüyorlar.

Son 70 yıldır BM, Kızılhaç, Af Örgütü gibi kurumlara sitem ve onlardan medet umar haldeyiz.

Yaşadığımız çağa tanıklık eden Müslüman ilahiyatçılarımız, siyasilerimiz, akademisyenlerimiz, sivil toplum örgütlerimiz olarak kendi acı gerçeğimizle yüzleşme zamanımızın geldiğini itiraf edelim.

Ramazan ve Kurban bayramlarında senede 2 kez fitre, zekât, sadaka ve kurban eti organizasyonlarıyla hatırladığımız mazlum coğrafyalardaki kardeşlerimizin hiçbir sorununu çözemeyiz.

25 yıldır İslam ülkelerini alev topu gibi saran savaş, işgal ve yoksulluklar karşısında uzun vadeli programlar düşleyemedik. Kısa vadeli konjoktürel popülist duygusal eylemler ve projelerle yetinmeyi tercih ediyoruz.

Diyanet İşleri Başkan Vekili Ekrem Keleş, bayramda mesajında; Müslüman toplumların yaşanan zulümleri önleyebilecek birlikleri ve kurumlarının olmamasının üzücü olduğunu ifade etti. 

Bu mübarek Kurban Bayramı’nı Mekke’de idrak etmenin sevincini yaşarken dünyanın dört bir tarafında zulme uğrayan, bayram sevincini yaşayamayan kardeşlerimizin hüznünü yüreklerimizin derinliklerinde hissettiğimizi ifade ederken zalimlerden medet umduğumuzu ifade etti.

Çok önemli açıklamaydı aslında fakat, sürekli bayramlarda tekrarlanan güzel nasihatlerin ötesine geçmedikçe bayram duası olarak tarihe not düşmüş olacaktır.

Bizim çok ciddi fikir ve düşünce temelli projelere, programlara ihtiyacımız var.

Slogan hamaset ve belagatin önüne inanç, heyecan, adalet ve cesareti koyarak çözüm politikalarımızı tartışmaya açmalıyız.

Liyakat ve adalet, eleştiri ve tahammül kültürümüzü kendi içimizde yaşatamadıkça İslam dünyasının mazlumlarına sadece et, gıda ve fitrelerle kurbandan kurbana selam vermeye devam edeceğiz.

İnsani yardım organizasyonlarımız  resmi ve sivil kurumlar olarak en azında 5 ve 10 yıllık öncelikli projeler ve ülkeler üzerine ciddi çalışmalar yapmamız şart.

İşte  o zaman mazlum coğrafyaların geleceğine umut olabiliriz. 

 

  • Ramazan BulutRamazan Bulut2 ay önce
    "Liyakat ve adalet, eleştiri ve tahammül kültürümüzü kendi içimizde yaşatamadıkça " şeklindeki tespit işin özeti diyebiliriz..