Kadına şiddet, muhacire tecavüz, suçlu kim?

11 Temmuz 2017 Salı

“Harekete geçilmediği sürece şiddeti dua ederek durduramazsınız.” - Malcom X

Toplumumuzda son yıllarda manevi değerlerimiz çok ciddi yara alıyor.

Saygı, sevgi, tolerans, hoşgörü, hak ve hukuk kavramları giderek tahrip olmakta ve anlamını yitirmektedir.

Bir yerlerde yanlış yapıyoruz ve hepimizin ayağının altından bir şeyler kayıyor.

2016 yılında ulusal ve yerel gazetelere 317’si silahlı toplam 397 kadın cinayeti yansıdı.

2017’nin ilk beş ayında ise 173  kadın öldürüldü, haziranda öldürülen 35 kadından 15’inin yaşı 25’in altında.

Bu cinayetlerde toplam 367 kadın ve aile bireyi öldürüldü.

109 kadın ve aile bireyi de yaralandı.

Kadın cinayetlerinin yüzde 85’ini kocalar, sevgililer, eski kocalar, ayrılmak istemeyen sevgililer işledi.

Eşini ya da eski eşini, annesini, babasını, eşinin kardeşini öldüren kızgın erkeklerin 66’ı ise olay sonrasında intihar girişiminde bulundu.

Bilimsel araştırmalara göre Türkiye’de her iki kadından biri eşinden veya birlikte yaşadığı erkekten şiddet görüyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’na göre ise ortalama 10 kadından dördü erkek şiddetine maruz kalıyor.

Kadın cinayetlerinin 96’sı tüfeklerle, 90’ı tabancalarla, 8’i beylik silahlarıyla, 123’ü de bıçak, satır, balta, keser gibi kesici aletlerle olmak üzere 317’si yani yüzde 80’i silahlarla işlendi.

Yüzde 20’sinde ise yani 80 kadın dövülerek, boğularak, yüksekten atılarak katledildi.

 Türkiye nüfusunun yarısını kadınların (31 Aralık 2016 itibariyle 39 milyon 771 bin 221 kadın ve kız) oluşturduğunu düşünürsek ve bu nüfusun üçte birini baz alsak bile yaklaşık en az 14 milyon kadın şiddete uğruyor.

Hem de her yaşta, hasta ve hamile bile olsa şiddete maruz kalıyor.

Kadına şiddet, uyuşturucu bağımlılığı ve depresyon ilaç kullanımında maalesef ciddi bir artış var.

Oysa dinimiz, geleneğimiz, töremiz kadına çok özel bir konum, koruma, kollama, değer atfetmiştir.

Her kadın potansiyel bir annedir. Toprak gibi nimetler saçan anaç bir karakterdir.

. ‘ Anne cennet kapılarının ortasındadır. Hz. Muhammed

“Biz insana, ana-babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Annesi onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu. Taşınması ile sütten kesilmesi, otuz ay sürer. Nihayet insan, güçlü çağına erip kırk yaşına varınca der ki: Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın yararlı iş yapmamı temin et.” (Ahkaf Suresi / 15)

Sakarya’ya yerleşen Suriyeli sığınmacı

Suriye savaşından canını ve namusunu kurtarmak için kaçıp ülkemize sığınan 9 aylık hamile Emani Al Rahmun, tecavüze uğradı, karnındaki bebeği ve hayattaki 10 aylık bebeğiyle hunharca katledildi.

Bu hafta belki Emani çocuğunu dünyaya getirmenin hayalini kuruyordu, 10 aylık bebeği Halaf Al Rahmun’un kardeşi doğacaktı ama her ne hikmetse 2013 yılında “Türkiye’de Suriyelileri istemiyoruz” propagandası geçtiğimiz hafta tekrar gündeme girmiş ve sosyal medyada alevlendirilmeye başlamıştı.

Bu ırkçı kampanyadan 5 gün sonra sosyal medya kurbanını aldı. Bir anne, karnındaki 9 aylık bebeği ve yaşayan 10 aylık bebeği öldürüldü.

Suriyeliler, bu ülkenin Çerkez, Abhaz, Boşnak, Arnavut, Laz, Lezgi, Gürcü, Çeçen muhacirleri gibidir. Emanettirler…

Anadolu’ya emanet…

Sorun burada… Emanete sahip çıkamıyoruz…

Cenaze namazı öncesi kadın örgütleri temsilcileri “Mesele Suriyeli olmak değil, kadın olmak” yazılı pankart taşıdı. Cenazede açılan pankartlarda, “Müminler ancak kardeştir”, “Irkçılık haramdır”, “Sakarya Suriyelilerin vatanıdır, Anadolu mazlumların yurdudur” yazılı pankartlar açıldı. Kalabalıktan “idam” sesleri yükseldi.

Film sahnesi gibiydi cenaze ortamı, yarın başka gündemlerimiz olacak.

Peki suçlu kim?

Başörtülü kadını okula sokmayan, şortlu kıza tekme atan, ‘ya benim olursun ya toprağın’ diyerek kadını öldüren bir toplum haline nasıl geldik?

Misafiri evinin bereketi, Allah’ın ikramı olarak görmüş, gayrimüslimine, Müslümanına bağrını açmış bir medeniyetin çocukları nasıl bu hale geliyor?

Muhacirleri ucuz işçi olarak maddi manevi sömüren, çıkar amaçlı meta olarak gören bir güruh var.

Bir an evvel bu acı gerçeğimiz ile geç olmadan yüzleşmeliyiz.

Muhacirlere gönlümüzü, kapımızı açtık lakin yeterli olmuyor.

Onları katil ruhlu insanlardan ve politik hesaplaşmalardan korumalıyız. Hep birlikte bu duruma çare aramalıyız?

 Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı, çok ciddi çalışmalar yapmalıdır.