Balkanlar’da yeni politikalara ihtiyacımız var

24 Ekim 2017 Salı

Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasını taşıyan Türkiye’nin, Balkan politikası; bölgenin tarihi, coğrafi ve insani değerlerini hep korumaya yönelik olmuştur.

Balkan politikaları bizim için tarih boyunca bu bölge ile olan çok yönlü derin bağlarımızla yakından alakalıdır.

Türkiye’nin Balkanlar’daki dış politikasının iki önemli hedefi Osmanlı’dan günümüze değin, Bosna ve Arnavutluk’un istikrarının korunması ve azınlık olarak yaşamını sürdüren soydaşlarımızın hukukunun gözetilmesidir.

Bugün Balkanlar’da geçmişin bütün yıkımlarına ve acı hatıralarına rağmen hâlâ Osmanlı/İslam kültürünün izlerini görebilmek mümkün.

Bu aslında bize umut veren en önemli güç kaynağımız. Günümüzde Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Romanya, Arnavutluk ve Bosna Hersek’te yaşayan Müslüman toplumlar ve soydaş Türklerin zor da olsa millî ve manevi kimliklerini korumaya çalıştıklarına şahit oluyoruz.

Yugoslavya’nın dağılmasıyla ortaya çıkan 6 devlet ve AB’nin Balkanlar’daki yeni siyasi, ekonomik politikaları Balkan toplumunu çözümsüz ve belirsiz bir gelecekle karşı karşıya bıraktı.

Makedonya’da, Kosova’da, Romanya’da, Yunanistan’da ayakta kalmaya çalışan küçük Türk azınlıklar ya da Bulgaristan’da iktidar ortağı olacak kadar nüfusa sahip olan Türklerin yarınla ilgili korku ve endişelerini giderecek bir güce maalesef sahip değiliz.

Uzun yıllar Sırpların baskılarına büyük bir direniş gösteren Boşnak, Arnavut ve diğer azınlık Müslümanlar hâlâ uluslararası topluluğun desteğine muhtaçlar.

Bugün Balkanlar’da, tarihçi Kemal Karpat’ın tahminine göre 10-11 milyon civarında Müslüman yaşıyor. Bu da toplam nüfusun yüzde 18’ine tekabül ediyor. Arnavutluk’ta Müslüman Arnavutlar yüzde 70’le, Bosna Hersek’te Boşnaklar yüzde 40’la, Kosova’da da Arnavutlar yüzde 90’la çoğunluğu oluşturuyorlar. Bu ülkelerden sadece Kosova’da 15 bin civarında küçük bir Türk azınlık var. Makedonya’da ise Türklerin sayısı 100-150 bin kadar ve toplam nüfusun yüzde 4’ünü oluşturuyorlar. Buradaki Arnavutlar ise nüfusun yüzde 25’i. Romanya’da 110 bin, Yunanistan’da 140 bin Türk yaşıyor. Türklerin en yoğun olduğu ülke ise Bulgaristan. 7 milyonluk toplam nüfusun yüzde 10’a yakını Türk, ancak sayıları 300 bine yaklaşan Müslüman Pomaklar ile 350 binden fazla Romanlar bu orana dâhil değil. Onlarla birlikte ülkedeki Müslüman nüfus Kemal Karpat’a göre en az 1,5 milyondan fazla. Sırbistan ve Karadağ’da ise Boşnak, Arnavutların oluşturduğu azınlıklar var.

Genel tabloya baktığımızda dünden bu güne, Balkanlar’daki Müslüman nüfusunun yüzde 35’i sürülmüş, yüzde 27’si kıyıma uğramış. Osmanlı’nın yıkılışı ve Yeni Dünya Düzeni sonucunda eski Yugoslavya dönemi soğuk savaş yılları bizim Balkan Müslümanlarıyla aramıza çok kalın duvarların örülmesine sebep oldu.

Sovyetler dönemi ve sosyalist Yugoslavya, Balkanlar’da bıraktığımız Müslüman toplumların dini, ahlaki, kültürel ve milli değerlerinin çok ağır tahrip edildiğine şahit olduk.

1992 Yugoslavya’nın dağılmasıyla tekrar Balkan Müslümanlarıyla soydaş ve dindaş halklar ile bir araya gelme fırsatını yaşadık.

Son 25 yıl birbirimizi daha yakından tanıma fırsatını bulurken bu tanışma, tanıma faslını maalesef etkili ve faydalı bir sürece oturtamadık. Balkan halkları Yugoslavya’nın dağılmasıyla birlikte Batı dünyasının çok yakın ilgi odağı haline geldi ve kısa sürede siyasi ve ekonomik yörüngesine oturtulmaya çalışıldı.

Balkanlar’ın eğitimli genç nüfus potansiyeli AB’nin genç nüfus ihtiyacı çerçevesinde ciddi politikalarla değerlendirilmeye alınmaktadır.

Bugün birçok Balkan ülkesi AB üyesi olmuş, ya da serbest ve süreli dolaşım hakkına kavuşturulmuştur.

Osmanlı döneminde çekilmek zorunda kaldığımız Balkanlar’a 1992 Bosna savaşı ve Yugoslavya’nın dağılmasıyla yeniden “merhaba” dedik lakin Balkanlar’daki soydaş ve dindaş toplumlara yönelik acil, orta ve uzun vadeli etkili politikalara ihtiyacımız var.

Son 10 yıl Balkanlar’da resmi ve sivil kurumlarımızın faaliyetlerinin varlığı her ne kadar sevindirici bir durum olsa da politik ve stratejik hamlelerimiz çok zayıf.

Bölgenin ciddi ekonomik sorunları Balkan genç nüfusunu Batı’ya göçe zorlarken sosyokültürel dengelerini çok ciddi şekilde tahrip etmektedir.

Balkanlar’daki kurumlarımızın yürüttüğü iyi niyetli faaliyetler ve projelerin uzun vadeli stratejik bir planlamaya ihtiyacı var.

17-25 Aralık ve 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü Türkiye’nin iç ve dış politikasını olumsuz bir şekilde etkilerken bundan Balkan’lardaki faaliyetlerimiz de nasibini almış görülüyor.

Batı dünyasının özellikle Türkiye’ye karşı geliştirdiği politik baskıların Balkanlar’da da ciddi bir izdüşümüne şahit olmaktayız.

Balkanlar’da mevcut resmî kurumlarımızın bu süreçte çok daha aktif olması gerekirken gözle görülür bir durağanlık söz konusu.

2007 yıllarında Balkanlar’da kültürel ve siyasi açılım faaliyetlerimizi bugün ile kıyasladığımızda arada çok ciddi bir fark var.

Türkiye’nin yeni bir Balkan politikasına ihtiyacı var. Bu politik yol haritasının siyasi, kültürel ve sosyal ayağının orta ve uzun vadeli şekilde yürütülmesi gerekiyor.

Balkan politikamızın hükümetler politikasından ziyade uzun vadeli devlet politikası şeklinde oluşturulması kaçınılmaz bir durumdur.

 

  • SelçukSelçuk29 gün önce
    Türkiyede muhalefeti engelleyip avrupanın karşısında tek vücut durursak AB ye şeriatı getirebiliriz!