YÖK ve üniversitelerimiz FETÖ’ye kaptırılmayacak kadar önemlidir

07 Kasım 2017 Salı

FETÖ’nün devletin tüm kurumlarına yerleştirdiği, en üst makamları ele geçirdiği, 15 Temmuz darbe girişimi ile açığa çıkmıştır.

Bu kurumlardan YÖK yaptığı açıklamada, FETO temizliğini kendisinin yapmadığını, bu işi üniversitelerin yönetimine bıraktığını söylemiştir.

Üniversitelerde başta rektörlük olmak üzere, dekanlık, müdürlük, Daire Başkanlığı gibi kritik pozisyonlar, çok önceden FETO tarafından ele geçirilmiş olduğu, MİT ve Emniyet tarafından tespit edilmiş, afişe olmuş elemanlarını ihraç etmiş, böylece FETO temizliği yapılıyor görüntüsü verilmiştir.

Öte yandan FETÖ soruşturmalarını sulandırmak amacıyla, kendilerine muhalif olan, FETÖ ile hiçbir ilgisi olmayan, atıp kurtulmak istedikleri personelleri de ihraç listelerine ekleyerek, bir taşla iki kuş vurmuşlardır.

YÖK ve üniversitelerde gerçek bir FETÖ temizliği yapılmamıştır. Bana ulaşan bilgilerden de anlaşılıyor ki; YÖK ve üniversiteler hakkında şikayet ve sorunlar uzayıp gitmektedir. Ekonomik kalkınma şartı içinde üretimin vurgulandığı ve eğitim kalitesinin artırılması için her türlü fedakarlığın devletimiz tarafından yapılmaya çalışıldığı şu günlerde, üniversitelerin ne kadar önemli olduğu hususundan yola çıkarak, YÖK ve üniversitelerin tekrar tekrar gözden geçirilmesi kaçınılmazdır.

Üniversitelerde hâlâ FETÖ’cüler cirit atarken, tam gaz hiç ihtiyacı olmayan bölümlere dahi, yeni akademisyen alımları devam etmektedir. Eleman alımı için verilen kadro ilanlarının şartına bakıldığında, doğrudan alınmak istenen şahısların, özellikle (TEZ) konuları, çalışmaları yer almaktadır. Yani adrese teslim TEZ çalışma ilanları verilmektedir. Bilimsel yeterlilik yarışı olmadan, işi en iyi yürütecek akademisyeni, pek çok aday içerisinde seçmeden, hedeflenen kişiyi kadroya dahil etmek, akademik ruha uygun mudur?

Bu kadro ilanları YÖK onayından geçmekte midir?

Sayıştay her yıl yaptığı denetlemelerde yeni bölümler açıldığını, öğrencisi olmayan bölümlerde, akademisyenlerin istihdam edildiğini tespit etmiştir.

Bir üniversite ile ilgili olarak öğrencisi olmayan 72 bölümün açıldığı, kayıtlara geçmiştir. Öğretim görevlilerinin 4-5 bin TL maaş aldığı düşünülürse, Devletimiz hiç derse girmediği halde, 1-2 yıl memuruna maaş ödeyecek kadar zengin midir?

Bu kadrolara yerleştiren akademisyenlerin de, araştırılması gerekmez mi?

Ayrıca çok önemli bir diğer husus; Bimer ve Cimer’e gönderilen üniversitelerdeki yolsuzluk ve usulsüzlük dosyaları, müstakil bağımsız heyetler tarafından incelenmesi gerekirken, YÖK incelenmek üzere kendi bünyesindeki hukuk bürolarına göndermektedir.

YÖK bünyesindeki hukuk bürolarında sümenaltı ederek, hemen harekete geçilmesi gereken yolsuzluk ve usulsüzlük dosyalarını, 1-2 yıl bekleterek zamanaşımına uğratıp ve ihbar eden şahısların bağlı bulunduğu üniversite rektörlüklerine haber vererek, mobing uygulanmasına sebep olmaktadır.

Hakkında her hafta soruşturma açıp, baskılarla yıldırıp hatta görevden alma tehditleri ile etkisiz hale getirmektedir. İhbar eden şahısları, yine üniversite kurumlarına havale ederek, görevden atabilmektedir.

Diğer önemli bir husus da: Yanlış bir uygulamanın üniversitelerde başlatılmak istenmesidir. Boğaziçi Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmada, yüksek lisans ve doktora tezlerinin %34 ağır intihal, (yani bilimsel hırsızlık yapıldığı) Vakıf üniversitelerinde intihal oranının %40.6 seviyesine çıkarken, kamu üniversitelerinde bu oranın %30.1 olduğu, her 3 Tez’den birinin çalıntı olduğu haberi, basında yer aldı. Bu da Türkiye’de yapılan çalışmalarda ortaya yeni bir şey konamadığı ve çalışmaların sıklıkla birbirinin tekrarı ve kopyası olduğunu gösteriyor.

YÖK sürekli gündemde olan çalıntı ve intihal Tezler ile ilgili, neden bir inceleme yapma gereği duymamaktadır?

Doktor unvanlarının dahi şaibeli olduğu bu akademisyenler, nasıl Doçent yapılacaktır? Türkiye›de özellikle son yıllarda doktora ve yüksek lisans çalışmalarında büyük bir artış yaşanmıştır. Yılda yaklaşık 25 bin Tez yazılmaktadır. YÖK tarafından bu Tez’ler nasıl incelenmektedir?

Öte yandan sadece ülkemizde değil, yurtdışındaki üniversitelerde de, Yardımcı Doçent ve Doçent kadroları ayrı ayrı mevcuttur. Mesela ABD’de öğretim üyeliği 3 kademeden oluşur. 
a) Assistant Professor (Yardımcı Doçent’e eşdeğer)

 b) Associate Professor (Doçent’e eşdeğer) 

 c) Professor (Profesöre eşdeğer)

ABD’de Yardımcı Doçent kadrosuna atanabilmek için adayların doktoradan sonra bir üniversitede doktora sonrası araştırmacı olarak çalışmış ve bilimsel makaleler yayınlamış olmaları beklenir. Yardımcı Doçent kadrosuna atananlar, 6-7 yıl içinde yeterli araştırma yaparsa, ders değerlendirmelerinde öğrencilerden yeterli puan alır ve Üniversitelere araştırma projeleri kazandırabilirse, Doçent unvanı ile sürekli kadroya atanırlar.

FETÖ’nün akademik camiada açtığı derin yaralara henüz el atılmamış, FETÖ illetinin çözüm bekleyen çok ciddi sorunları varken, YÖK’ün şimdi de doçentliğe yükseltme safhalarını değiştirerek, inisiyatifi tamamen üniversitelere terk etme gibi garip bir teşebbüse girişmesi, son derece manidardır. Üniversite ve akademik çevrelerde inanılmaz depresyonlara ve hayretlere sebep olmuştur. Üniversite camiasını ince elekten geçirerek, FETÖ’nün en çok ihtiyacı olan üniversite kampüslerinden yeni eleman devşirmelerinin ve kadrolaşmalarının, acilen durdurulması gerekmektedir.

 

  • Haluk GezginHaluk Gezgin3 gün önce
    Üniversitelerle ilgili bir bilgi daha vereyim. "Hediye yazarlık" diye bir olay var. Doçent, yrd. Doç pozisyonundaki hoca danışmanlığında bulunan öğrenciye ya da bölümünde bulunan araştırma görevlisine makale yazdırıyor, makalede hemen hiç bir katkısı olmadığı halde kendi adını da yazdırıyor. Öğrencinin ya da araştırma görevlisinin de itiraz edecek durumu yok, yoksa hoca tezini bitirtmez ya da çeşitli zorluklar çıkarır. Çok yazarlı makalelerde çok yaygın bir olay.