Kuvvet hak da, hak kuvvette değildir

31 Ekim 2017 Salı

Kısas geçmiş semavi dinlerde de, yer almıştır.

Biz Tevrat’ta onların üzerine şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, dişe diş karşılıktır, sonuç olarak yaralar birbirine kısastır. Fakat kim bu hakkını bağışlarsa o kendisine kefarettir, kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, onlar zalimlerin ta kendileridir. (Maide Suresi 5/45)

Kur’an-ı Kerim’de de: Başkasını kasten öldüren katil için bir ceza daha bildirilir. Kim bir mümini kasten öldürürse, cezası içinde ebedi kalıcı olmak üzere cehennemdir, Allah ona gazap etmiş ve lanet etmiştir ve ona büyük bir azap hazırlamıştır. (Nisa suresi 4/93)

Buradan da açıkça belirtildiği ve anlaşıldığı gibi, bağışlama hususu öldürülenin vasisine aittir. Başkalarının öldürülenin yerine, onu bağışlama hakkı yoktur.

Bunu şunun için ele aldık: 22 Ekim Pazar günkü Akit gazetesinde, küçük  bir başlıkla sağ alt köşeden, “katillere takipsizlik kararına tepki” diye bir yazı gördüm. Çok önemli olmasına rağmen yeteri kadar gündeme gelmemiş, başka gazetelerde ise hiç bahsedilmemiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Mavi Marmara gemisine saldırarak 10 vatandaşımızı şehit eden İsrailli bazı askerler için takipsizlik kararı vermesi, tepki çekti. Akit’e konuşan STK temsilcileri, Siyonist İsrail komutanlarından hukuk nezdinde mutlaka hesap sorulmalı, bu dava böyle kolayca kapatılmamalıydı dediler.

2010 yılındaki Gazze’ye İnsani Yardım götüren Mavi Marmara gemisine saldırarak, 10 vatandaşımızı şehit eden, onlarca aktivisti de yaralayan İsrailli askerler için, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın takipsizlik kararı vermesi tepkilere yol açtı ve müminlerin kalbini derinden yaraladı. 

Ayrıca İsrail gözaltına aldığı kişilere de işkence yapmıştı, BM raporu ve Lahey savcılığının kararında, insanlık ve savaş suçu olarak kayıtlara geçen katliama takipsizlik kararı verilmiş olması, uluslararası siyaset ve birtakım maslahatlar yüzünden maalesef yine hakkın, hukukun önüne geçti.

Savcılıktan çıkan neticenin toplumu üzdüğünü kaydediyoruz ve talihsiz bir karar olarak duyurmaya çalışıyoruz. İşgal Devleti olan İsrail, bu saldırıyı bizim vatandaşlarımıza Filistin’deki Mazlum halka yardım götüren insanlara karşı işledi.

Şehitlerimiz ve gazilerimiz var, bunların yakınları vasi durumda olanlar, konuyu dava edebilmeli. AP ve AİHM şikayet ederek, ne kadar uzun sürse de davanın takibi, katil Siyonist İsrail’in dünya kamuoyunda zulümlerinin sürekli gündem de tutularak, unutturulmaması gerekir.

Diğer taraftan ABD’nin İstanbul Başkonsolosluğu’ndaki casusu Metin Topuz’un telefonuna bile dokunulması, açıktan açığa uluslararası skandal olarak Türkiye tarafına nota verilmiş ve vizeler kaldırılmıştır. Halbuki uluslararası deniz sularında, Mavi Marmara gemisine tepeden inme saldırı yaparak, hiçbir şekilde uyarı yapmadan, silahsız insanları acımasızca öldüren İsrail terörist ve Siyonist Devleti’nin, 10 kişinin ölümüne karşılık, 20 milyon dolarlık tazminat ödeyerek bu işi kapatmak istemesi ve bizim yargımızın da bu konuyu bir şekliyle fazla derine götürmeden takipsizlik vermesi üzerinde düşünülmesi gereken, bu adaletsizliği uluslararası insan hakları yönüyle karşılaştırdığımızda, bu iki olay çifte standart olarak dünya kamuoyunun önünde vuku bulmuştur. 

Acaba 10 tane Amerika ve İsrail askeri öldürülseydi, bize karşı bütün dünyada nasıl bir tepki oluşurdu. İsrail’in vahşi Siyonist komutanlarının uluslararası mahkemelerde yargılanmasına devam edilmeliydi. Siyonist İsrail devletinin ilk defa bir bedel ödüyor olması, her ne kadar Türkiye için önemli siyasi bir başarı olsa bile, bu davanın peşi bırakılmamalıdır.

Bu Allah’ın gayretine ve rahmeti ilahiye dokunur. 

Mavi Marmara hususunda hain FETO şöyle demişti: Otoriteye başkaldırmamak lazım, (Siyonist İsrail’e) hangi otorite var ki, ona itaat edilsin. İsrail otoritesini hak bir otorite olarak destekleyen ve Kimse Yok Mu Derneği’nin başındaki Mehmet Özkara, o zaman da bu hususta şöyle demişti: Biz topladığımız yardımları İsrail Büyükelçiliği vasıtası ile birlikte yapıyoruz ve dağıtıyoruz, diye utanmadan İsrail ile işbirliğini ifade etmişti.

İşte FETO işbirliği ile yapılması tavsiye edilen ve İsrail yandaşlarına dağıtılacak olan yardımları, mazlum ve mağdur Filistinli vatandaşlarımıza yapılamayacağı, FETÖ’nün emri ve kontrolü dışında yapmaya gidenlere de, açıkça bir gözdağı verilmişti.

Eğer FETÖ’nün aracılığıyla ve onun eliyle yapılsaydı, belki böyle bir engellenme ve bir katliam yaşanmazdı. Bu açıkça FETO’nun bütün dünyaya vermiş olduğu bir gözdağı mesajı ve İsrail’le yaptığı işbirliğinin açık bir kanıtı idi.

600 bine yakın Arakanlı Müslümanın, Myanmar da çamurlar içerisinde perişan olması, Akdeniz’in yüz binlerce mülteciye mezar olmasına karşılık, bütün dünyanın çifte standartla olaylara bakıp, kendi insanlarını 1. Sınıf ve kendi dışındakilere ise üçüncü sınıf görme alışkanlıkları, yakın bir gelecekte büyük tepki hareketlerine sebep olacak ve bu 1. Sınıf Zalimlere karşı, bütün dünyanın mağdur ve mazlum milletlerinin, toplu tepki hareketleri ile karşılık bulacaktır.

Bu zalimliğin karşısında, ortak kader birliği içerisine girecek olan İslam coğrafyası, elbette ki Cebri Lütfi ve ilahi sevk ile birlik oluşturacaklar ve şuurlanacaklardır.

ÇELİK NE KADAR ÇEKİÇ YERSE, O KADAR KESKİN OLUR.

 

  • hamidohamido24 gün önce
    Asrın ağlayan ( yalandan rol gereği) fasığı nin gerçek niyetini RABBİM biliyordu.Fakat fravuna verdiği gibi o haine de Allah muazzam imkanlar ve fırsatlar verdi. Ama o asrın hain deccaliAllahın lanetlediği islam düşmanı israil oğullarıyla ittifak yaptı. Fravun gibi hor ve zelil akıbetini kısa vadede bütün dünya ibretle müminler de nefretle izleyecek. İnşaAllah.