Hz. Ömer’in anlattığı Nuşirevan adaleti

02 Ocak 2018 Salı

İslam dini öncesinde, Nuşirevan ismindeki İran hükümdarının, adaleti ve yüksek faziletleri çok geniş kitlelerde duyulmuştur..

Peygamber Efendimiz (SAV)in, “Keşke Nuşirevan da benim ümmetimden olsaydı, ben bu adil hükümdar zamanında doğmuşum” dediği rivayet edilir. 

Hz. Ömer’in Nuşirevan’ın adaletini dile getirdiği ve yaşadığı bir olay vardır: Amr Bin As Mısır valisi iken, şehrin en görünen yerine çok büyük bir cami yaptırmak ister. Fakat caminin köşelerinden biri, Musevi vatandaşın arazisine taşar. Yahudi’ye ne kadar para teklif ederse etsin, arazisini satmaya razı olmaz. Bunun üzerine Amr Bin As, arazinin ortalama değerinin 2 katı miktarı verir ve arazinin hakkı budur diyerek, Yahudi’nin rızasının hilafına araziye el koyar.

Yahudi seni Halifeye şikayet edeceğim diyerek oradan ayrılır, Mekke’ye gider. Halifeyi sora sora bulmaya çalışır. Bir ağacın dibinde başının altına kerpiç koymuş uyuyan bir adam görür, uyandırıp ona sorar Halife kimdir? Benim der Hz. Ömer, Yahudi önce inanamaz, etraftan geçen insanların selam sana ey Halife diye selam ettiklerini görünce ikna olur ve çok şaşırır.

Durumunu Halifeye anlatır: Ömer de orada bulduğu bir kemik parçası üzerine, Nuşirevan bizden daha mı adildidiye yazar ve adama verir, bunu valiye göster, o gereğini yapar der.

Yahudi yazılan şeyden bir şey anlamaz ve iyice umudu kesilmiştir. Ama diyecek bir şey olmadığı için, olur der ve Mısır’a geri döner. Mısır’da bu kemik parçasını Amr Bin As’a gösterince, hemen arsasının kendisine geri verileceği söylenir. Olaya bir anlam veremeyen Yahudi, kemikteki yazının hikmetini sorar? 

Bunun üzerine Amr Bin As anlatmaya başlar: İslamiyet’ten önce Ömer ve ben beraber İran’ın başkentine develerimizi satmaya gitmiştik. Gece bir handa konaklamaya karar verdik. Hancı paranızı ve develerinizi ücret karşılığı bana emanet edin, yoksa çalınabilir dedi. Biz ise düşük bütçeli tüccarlar olduğumuz için buna yanaşmadık. Develerimizi hana bağladık, altın keselerini de yastıklarımızın altına koyarak uykuya daldık. Sabah uyandığımızda develer de, altınlar da yoktu.

Bu durumu Hancı’ya sorunca: Ben sizi uyarmıştım dedi, Mahallenin güvenlik sorumlusuna bizi gönderdi, o da Hancı’ya emanet etseydiniz, beni ilgilendirmez dedi başından savdı. Bunun üzerine adaletiyle nam salmış Nuşirevan’ın huzuruna çıkmaya karar verdik ve durumu Nuşirevan’a anlattık.

Nuşirevan, peki develeriniz ve altın keseleriniz güvende değilken, niye uyuyordunuz diye sordu? 

Ömer, biz sizi ve idarecilerinizi uyumuyor biliyorduk, onun için rahat rahat uyuduk dedi. Amr, Ömer’in bu cevabının kellelerine mal olacağını düşünürken, hükümdar bu cevabı çok beğendi. Hey çölün Arap çocukları doğru söylüyorsunuz, halkımın huzuru için benim her zaman uyanık olmam gerekir dedi. 

Olayı araştırmak için bir hafta süre istedi ve o hafta boyunca sarayında bizi misafir etti. Bir hafta sonra Nuşirevan bizi huzuruna davet etti. Artık develerimiz bulunmuştu ve keselerimiz de oradaydı, içindeki altınlar da tamdı ve Nuşirevan’a teşekkür ederek, çok adil olduğunu söyleyerek, işimiz halloldu artık müsadeniz ile gidebiliriz dedik. Nuşirevan, şehirden biriniz Doğu, biriniz Güney kapısından çıkın dedi, o zaman daha adil olduğumu göreceksiniz. 

Ömer, kendi çıktığı kapıda Nuşirevan’ın oğlunun asılı olduğunu gördü. Sebebini sorunca, hırsızlarla işbirliği yaptığını öğrendiği için, Nuşirevan kendi oğlunu da astırmıştı.

Amr Bin As da Doğu kapısından çıkarken, o kapıda birinin asılı olduğunu gördü. Bu adam kaldıkları yerin güvenliğinden sorumlu kişiydi, hırsızlık olayında kusurlu olduğu için asılmıştı. 

Bütün dinlerin aslı, hukuktaki eşitlik ve adalettir. (Birisinin dediği gibi: İmanın seninle Allah arasında, bana senin insanlığın gerek demişti.)

Nuşirevan’ın bu kadar adalet hususunda hassas ve ölçülü olmasına rağmen, çok yakınında ve devletinin içinde kendi menfaati uğruna yanlış yapanları, en sert şekilde cezalandırması ve çok iyi seçerek görevleri ehline vermesi hususu, bu hikaye ile açık bir şekilde anlatılmıştır. Her dönemde bu prensipler ve hassasiyetler geçerlidir. 

Günümüzde de, Cumhurbaşkanımız bu mücadelede, YALNIZIM FAKAT KARARLIYIM sözleri, aynı Nuşirevan gibi bu manayı ifade etmektedir. 

En yakınında olan Abdullah Gül, Bülent Arınç ve Ahmet Davutoğlu, devlet yönetiminde yol arkadaşları olarak, tam bir sadakat ve vefa örneği olacak davranışlarla, ülkenin ve milletimizin bekası ve milli mücadelesinin verildiği bu ortamda, açık kararlı ve net duruşlarıyla omuz omuza olmalı, FETO, CHP ve HDP’ye güç kazandıracak ve onların değirmenine su taşıyacak davranış ve söylemlerden kaçınmaları gerekirdi.

Gönül isterdi ki, şahsi kırgınlıkları ve küskünlükleri bir tarafa bırakıp, ülkemizin ve İslam dünyasının selameti, birlik ve beraberliği adına Sahabe-i Kiram anlayışı ile (kendileri zaruret içinde bulunsalar bile, onları kendi nefislerine tercih ederler, kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendileridir.) Haşr 9

Bu ayet mealinden açıkça anlaşılacağı gibi, maddi, manevi, mevki ve makam hususunda da, kardeşini nefsinin üstünde tutmak, onu kendinden üste çıkarabilmek ve tercih etmek, gerçekten içinde bulunduğumuz şartlarda, çok zor bir iş ve ancak erdemli kişilerin yapabileceği bir davranıştır. 

Allah bu güzel hasletleri ve ahlakı cümlemize nasip etsin.

 

YORUM YAZ

  • Emin ErsoyEmin Ersoy3 ay önce
    Keyifle okudum.Menkıbelerle günümüz olaylarıyla süslerseniz daha güzel olacaktır.