FETO’nun 2002 yılında gördüğü rüyası ve kendi yorumu

30 Kasım 2017 Perşembe

FETO kendi gördüğü rüyalarını şaşı bakışıyla veya başkalarının gördüğü rüyaları kendi yorumuyla anlatarak etrafına topladığı meczupları, peygamberleri gördüğünü ve onlarla temas halinde olduğunu gerçek hadiseler gibi bu rüyalarla yönlendiriyor ve onları narkozlamaya devam ediyor.

Değişik yerlerden özenle seçilip yazılarak kendisine gönderilen rüya ve yorumları Barbaros Kocakurt’a vererek, yıllar öncesinden kitaplaştıracak şekilde toplattırıyordu. Zannediyorum bir dua kitabı gibi elden ele dolaşmaktadır.

FETO pek çok kimsenin uydurduğu ve meczupların gördüğü rüyaları, hakikat gibi enjekte etmektedir. Tıpkı 1970’li yıllarda henüz dini tam anlayamayan, 15-16 yaşındaki ortaokul lise talebesi seviyesindeki çocuklara, Eshab-ı Bedir ve Uhud diye hazırlamış olduğu Sahabe-i Kiram’ın isimlerini, sabah akşam dua kitabı olarak okutması ve ezberlenmesi gibi, İslam’da hiçbir şekilde cevazı olmayan böyle bir usulü bidat olarak bastırmış ve yaygınlaştırmıştır.

Gizli bir şirk-i ifade eden bu usül, hiçbir ilahiyatçı tarafından tepki ve tenkit almamıştır. Elbette büyük saygı ve sevgi duyduğumuz Sahabe-i Kiram’ın Peygamber Efendimize yakınlığı ve İslam dinine olan katkıları başımızın tacıdır. Fakat hiç kimse kutsanacak kadar dokunulmaz ve ilahlaştırılacak değildir. Rüyalarda, rüyayı görenin yorumuyla kendisini bağlar. 

Gülen’in 2002 yılında görmüş olduğu ve kendi internet sayfasında yayınlanmış olan rüyasının yorumu şu şekildedir.

 (Rüyamda Bursa Ulu Cami’de hutbe okuyacakmışım, hiç adetim olmadığı ve şimdiye kadar hiç yazılı hutbe okumadığım halde, cebime yazılı bir hutbe koymuşum. Hutbeyi açıp az bakıyorum ve kendi kendime ben böyle bir şey yapmadım, yazıya bağlı kalırsam ayağımda zincir varmış gibi hissederim, ben serbest konuşmalıyım diyorum.)

Sonra düşünüyorum, camiden içeriye giriyorum, camide ciddi bir tamirat varmış. Cuma mı, bayram mı bilemiyorum. Zemin toz toprak içerisinde, burada nasıl namaz kılarız, bir başka yerde kılalım diyerek, cemaati dışarıya çıkarmak istiyorum, benimle birlikte dışarıya çıkmak isteyenler oluyor, ben de çok kızıyorum. Burada bu şartlarda hutbe okumam diyorum. Hutbe metnini oradaki bir arkadaşa veriyorum. Bu hutbeyi götür, falan adama ver diyorum. Ben gidiyorum başlarının çaresine baksınlar diyorum. Sonra caminin önünde sağa sola gidip geliyor, dolaşıyorum. Caminin etrafındaki iskeleleri görüyorum, duvarları tamir ediyorlar. Konuşmalarından öyle anlıyorum ki; bunu konuşturursak, kalabalık cemaat gelir, yapacağımız bu işi daha rahat yaparız diyorlar. Orada figüre edilip kullanılmaya çalışıldığımı anlıyorum

Hutbeyi okumadan cuma namazını kılmak için başka bir yere gidiyorum, uyanınca da şöyle bir tabir aklıma geliyor. Bazı insanlar bir yerde bir kısım oluşumlar için bizi kullanmak istiyorlar. Beni de orada figüran olarak kullanmayı arzu ediyorlar, herhalde onlara alet olmamamız işaret ediliyor. Evet, tehlikeli hususlardan biri de iyi zannettiğimiz bazı şeylere farkına varmadan, alet olmaktır veya başkalarının bazı tavırlarını, kendi çıkarlarına göre değerlendirilip bizi alet etmesidir. Mesela biz sürekli hoşgörü deriz ve ona göre davranırız, çünkü onun faziletine inanmışızdır, ama başkaları bizim bu iyi niyetimizi bir yerde değerlendirirler ve kullanırlar. Bazen de biz çizgiyi tutturamayız, haddi aşar ve görüşüp tanıştığımız insanların hatırına, dinin hiç hoş görmediği şeyleri bile, normal kabul etmeye başlarız.

Oysa hoşgörüde esas olan insanın kendi değerlerine bağlı kalması, fakat başkalarını da kendi konumunda kabul etmesidir. Yoksa hoşgörü insanın kendi değerlerinden taviz vermesi, başkalaşım geçirerek onlar gibi olması demek değildir. FETO burada açık bir yorumla ihanete düştüğünü, ihanet için kullanıldığının bir iç muhasebesini yapıyor. Fakat 2002 yılında yapmış olduğu ve kendinin yorumladığı bu ihanet çukurundan dönme niyetine hiç yanaşmıyor.

Bile bile ihanete devam etmek üzere 2002’den, 2017’ye kadar ihanet çizgisinde çalışmalarını ve etrafındakileri de ateş çukuruna doğru sürüklemeye devam ediyor. En son yapmış olduğu 20 Kasım 2017’de Nesli Cedid ve Diriliş’in esasları konuşmasında, 2002 yılındaki yapmış olduğu rüya tabirinden sonraki pişmanlık konuşması ve açıklaması gibi, bir nedamet ve bir pişmanlık arz etmesine rağmen, pişmanlıkla beddua arasında zikzaklarına devam ediyor.

Konuşmasının ortasında acaba hata edip, birilerini kıskandırıp, (yani Türkiye devletinin) önüne mi geçtik veya onları hesaba katmadan çok ileri şeyler mi yaptık derken, konuşmanın sonunda en dehşetli bedduasına tekrar amin diyenlerin arasında yapıyor.

Yaptığı işin doğruluğuna bu kadar inanıp peşine taktığı bu kadar ahmak insanı, dünyanın en riskli işlerini atıp, vatana ihanete yönlendiriyor. Hiç kimse, kendinden ve yaptığı işlerden bu kadar emin olamaz. 

Bütün dünyaya İslam›ı ve Kur›an›ı sadece kendisinin yayma ve tebliğ görevi ile vazifeli olduğunu iddia edemez. Herkes kendi gücüyle yapabileceği kadarından sorumludur. İnsanları böyle İslam’ın kırmızı çizgilerini, haram ve helalleri çiğneterek, dünyayı kurtarmak görevi ile görevli imiş gibi gaza getirip, olağanüstü ihanetlere sürüklemek, yanlışları doğru gibi göstermek, kutsi bir dava imajı vererek yanlışları helal olarak ikna etmek, şeytanın dahi cesaret edebileceği bir olay değildir.

 

  • BünyamineBünyamine1 ay önce
    Nurettin AbiyazdıkçaFETO nunyorumcuları bu sayfaları kirletiyorlar