THY - İmaj

FETO ben Mehdi ve Hz. İsa değilim diyor

03 Ocak 2018 Çarşamba

Bazı gazetelerde, FETO din mi değiştiriyor diye atılmış başlıklarla köşe yazıları gördüm.

İlahiyat camiasından da, bu konunun satır aralarında neyin kastedildiğini soranlar var. FETÖ’nün 1998’de Vatikan’da papaya verdiği mektubun içindeki bir maddede, açık seçik üç dinin okutulacağı, Harran’da bir üniversite açma teklifi vardı. Burası Türkiye devletinin müdahale etmeyeceği başlı başına müstakil bir toprak parçası üzerinde, üniversite görüntüsü altında, Vatikan benzeri bir yapılanma olacaktı, FETO bu teklifini papaya açıkça yapmıştı. 

Buna fırsat bulamadığı için, Türkiye’den dışarıya gittiğinde bu çalışmasını hayata geçirmek için ABD’de ve Avustralya’da 1,5 milyon dolar vererek, iki kilisenin içerisinde açmış olduğu Gülen kürsüsü adı altında işbirliğine gidip, Hıristiyanlar, Yahudiler ve Gülen Müslümanlığı’nın okutulduğu, üniversiteler zaten çoktan hayata geçirilmişti.

FETO’nun şimdi yapmak istediği, İtalya’da ve Avrupa’da yine üç dinin birlikte okutulduğu, kendi İslamiyet’ini, kendi anlayışını ve ütopyasını sunmak üzere hareket ettiği yeni bir üniversite daha açmak faaliyetidir. Zaten bunun adımları üç, beş sene önce Amerika’da ve Avustralya’da kiliselerin içerisinde aynen uygulanmıştı.

FETÖ’nün ne yapmak istediğini anlatmak için kısa bir açıklamada bulunayım. FETO kesinlikle Mehdi’lik ve Hz. İsa olma iddiasında değildir. Yıllar önce kendisi için Hz. İsa olduğunu yayan meczuplardan, Mehmet Tabanca ve Hüseyin Gemici, FETO tarafından çağırıldı, azarlandı ve örgütten bir müddet tart edildi. 

Daha sonra yazmış olduğu Sızıntı dergisinin baş yazısında ve Prizma 2 kitabının 168. sayfasında, Kutbul Aktap yazısı ile kendini adres gösteren, esas maksadının ne olduğunu anlatan, kâinat imamı manasına gelen yazısını yazdı.

Haşa!!! FETÖ diğer peygamberlerin üstünde olduğunu, Hz. Musa, Hz. İsa ve Peygamber Efendimizin bütün dünyayı kapsayan ortak bir din anlayışını başaramadığını,kendisinin ve etrafındaki meczupların bu işi yapmakla görevli olduğu sapık misyonu ile bütün geçerliliği ortadan kalkmış, tahrif olmuş dinler ile içini boşaltarak İslamiyet’i de onların seviyesine indirip, haçlı zalim ABD’nin ve Avrupa hainlerinin memnun olacağı bir dine, insanları evrimleştirerek davet vazifesini yerine getirmektedir.

Eğer Türkiye’deyken yurt dışına çıkmadan, FETÖ avucumuzun içinde bulunduğu sırada önlem alınmış olsaydı, bugün bu kadar geniş bir coğrafyada hareket imkânı bulup, müritlerini de kaçırıp, sapkın din anlayışını bütün dünyaya saçamazdı. 

Yıllar önce nasıl ki APO ve PKK meselesini Türkiye’de önceden okuyup, tapu memurluğu bile yaptıktan sonra yurtdışına rahatlıkla kaçıp, Suriye’de uzun süre ikamet eden ve PKK’yı bütün alt yapısıyla orada kuran ve Türkiye’nin başına bela eden, daha sonra ABD tarafından yakalanıp, Türkiye’ye teslim etmesine gerek kalmazdı.

Yine Adil Öksüz’ü de yakaladıktan sonra, elimizden kaçırılması sonrasında, dizimizi dövmeye başladık.  

1998 yılında bütün kamu kuruluşlarındaki FETÖ’nün % 90-95 civarında hâkimiyetini göremeyip, 1997 yılında da Vatikan’a gittikten sonra, ABD’ye kaçmasını göremedik ve avucumuzun içindeki FETÖ elebaşısını kaçırdık. Keşke buna dikkat etseydik, önleyici stratejileri alabilseydik ve kontrolü elimizde tutabilseydik.

Bugünden itibaren önleyici tedbirlerimizi alalım, yurtiçi ve yurtdışı FETÖ mücadelesinde çalışacak kadrolarımızı yetiştirelim. 5 yıllık, 10 yıllık, 20 yıllık FETÖ, Siyonizm ve Masonluğa karşı, yapacağımız harekâtın planlarını yeniden hazırlayabilsek, kozmik odadaki ele geçirilen ve kaybettiğimiz bilgi ve belgeleri yeniden planlayalım, yeni kadrolarla bu işin üzerine tekrar gidelim.  

Mevlana’nın Mesnevi’sinde anlattığı gibi, kuşun akıl verdiği ahmak adam durumuna düşmeyelim.

İşte bu hikâyelerden birinde; minik serçe hile ve tuzakla yakalanmıştı. 

Kendisini yakalayana dedi ki: Efendi sen hayatın boyunca pek çok koyun, sığır eti yemişsindir, benim şu küçücük etimle mi doyacaksın, beni serbest bırak da, sana kıymetli üç öğüt vereyim, hayatın boyunca çok işine yarar.

Birinci öğüdümü, senin avucunun içindeyken vereyim. 2. öğüdümü karşıki bahçe duvarının üstünde vereyim. Üçüncü öğüdümü de ağacın üstüne konunca söylerim.

Elindeyken vereceğim birinci öğüt şudur: Olmayacak şeyi kim söylerse söylesin inanma. İkinci öğüt: Geçmiş ve gitmiş bir şeye gam çekme. Üçüncü öğüt ise: Ağacın dalına konduktan sonra dedi ki, içimde 10 dirhem ağırlığında çok kıymetli, eşi bulunmaz bir inci vardır, seni de, çocuklarını da saadete kavuştururdu, fakat kısmetin değilmiş.

Bunun üzerine avcı, feryadı figan etmeye koyuldu, kuş avcının bu hareketi üzerine sakın geçmiş bir şeye gam çekme demedim mi dedi. 

Mademki elinden gitti, neden gam çekiyorsun sözümü anlamadın mı, yahut sağır mısın, sonra bir de sana olmayacak şeye sakın aldanma demedim mi dedi ve devam etti. Aslanım kendim 3 dirhem gelen bir serçe kuşu iken, içimde 10 dirhemlik inci nasıl bulunabilir. Adam kendine geldi ve peki dedi. Haydi, üçüncü öğüdü de söyle dedi. Kuş bu öğütleri tuttuğunda, üçüncüsünü sana tekrar bedava söylerim.

Gaflet ve uykusuna dalmış bir bilgisize öğüt vermek, çorak bir yere tohum ekmektir. Yahut çölü sulamak gibi boş bir uğraştır. 

Kıssadan alınacak hisse, insanoğlunun hangi makam ve mevkide olursa olsun, nasihat ve telkine muhtaç olduğunu, ona anlatmaktadır. 

Allah bizlere yaşadığımız hayat içinde ve yöneticilerimize, yönetimleri sırasında yaptıkları işler de bu nasihatlerden ibret alıp, gerçekleri düşünerek ve görerek, hareket etme ferasetini ihsan eylesin.

 

YORUM YAZ