Doçentlik oyunu, FETO’nun kullanabileceği bir tuzak mı!!

02 Kasım 2017 Perşembe

15 Temmuz öncesi FETÖ yapılanmalarıyla ehliyetsiz öğretim üyeleriyle doldurulan üniversitelerin derdi yetmiyormuş gibi, YÖK şimdi de doçentliğe yükselemeyenlere yeni çare arayışlarına girmiş. Üniversite semtlerinin para karşılığı bitirme ödevleri, yüksek lisans ve doktora tezleri yazan bürolarla dolduğu, intihalin artık yadırganmadığı bir ülkeden bahsediyoruz. Bu arada akademik camiamızın yüz akı gerçek ilim adamlarımızı elbette peşinen tenzih ederiz. Bu arada şunu da belirtmek isteriz ki; dünyanın her tarafındaki üniversiteler de, yardımcı doçentlik ve yardımcı profesörlük unvanlarıyla görev yapan kadrolar vardır.

Üç ay öncesine Türkiye genelinde, binlerce yardımcı doçent kadroları açılmıştı.

Hali hazırda bir adayın doçent olabilmesi için önce her biri yurt içi veya yurtdışında belirli puan değerleri taşıyan kitap ve makaleler yayınlamış olması gerekiyor. Bu kriterleri tamamlayan adaylara akademik saha ve ihtisaslarına göre Üniversitelerarası Kurul tarafından tarafsız bir jüri belirleniyor.Bu jüri üyeleri adayın eser ve çalışmalarını birbirlerinden habersiz olarak inceleyerek, olumlu veya olumsuz yönde birer rapor hazırlıyorlar. Eser değerlendirme aşaması, çoğunluğun görüşüne göre geçer veya geçmez olarak sonuçlanıyor. Buraya kadar her şey gayet uygun görünüyor.

Doçent adayı şayet eserler aşamasında jürinin olumlu görüşünü kazanmışsa, bir süre sonra, jüri adayı sözlü sınava davet ediyor. İşte dananın kuyruğu bu ikinci sınavda kopuyor. Eğer aday görünüş ve cilası ne kadar yerinde olursa olsun sunduğu eserleri kendisi hazırlamamışsa, jürinin çapraz sorgulamaları karşısında foyasını gizleyemiyor ve doçentliğe yükseltilmesi mümkün olmuyor.

YÖK ne hikmetse geçtiğimiz yıllarda, türlü entrikalarla iyice zayıflayan üniversitelerin bel kemiğini oluşturan bu sözlü jüri sorgulamasını ortadan kaldırarak, birilerinin önünü açmak istiyor. Bu sayede Türkiye gibi ahbap çavuş ilişkilerinin çok yaygın olduğu bir ülkenin üniversitelerinde öyle veya böyle eser sahibi olmuş herkes için doçentlik unvanının kapıları sonuna kadar açılacak. Üstüne üstlük akademi dışından gelenlere de bu yolla doçentlik unvanının dağıtılacak olması da düşünüldüğünde, çok yakında YÖK sayesinde semt pazarları gibi doçent pazarlarının kurulacağını söyleyebiliriz.

Bizde akademik yükseltilme kriterlerini kolay yoldan tamamlayabilmek için oluşturulan yollar saymakla bitmiyor. Bunlardan Türkiye’de en meşhuru Enformatika ve bu kapatılınca apar topar onun yerine kurulduğu söylenen Waset hakkında basın ve sosyal medyada yazılanlar yenir yutulur türden değil. Tokyo’dan Kuala Lumpur’a kadar dünyanın her yerine uzanan akademik konferanslarla bağlantılı görünen bu kuruluşlara parayı bastıran akademisyen adayı, milletlerarası bilim konferanslarına katılmış ve hakemli dergilerde yazı yayımlamış gibi görünebiliyor. 

Afrika’da yahut Malezya, Hindistan ve Pakistan gibi ülkelerde güya akademik dergiler yayımlanıyor ve dünyanın itibarlı üniversitelerince ismi dahi duyulmayan bu dergilerde imzası görülen makale yazarlarının büyük bir kısmı ne hikmetse Türk akademisyenler imiş. (Büyük bir ihtimalle bu yolu en çok FETÖ elemanları kullanıyor.) FETÖ’nün sadece GATA’daki akademik yükseltmeler için 10 adet hakemli dergi kurmuş olması dahi manzaranın vahametini gözler önüne sermeye yeter.

FETÖ’nün başı çektiği bu gibi düzmece hileli yollarla akademik puan yükseltmeleri yıllarca bol keseden toplanmış. Acaba YÖK bu gibi dergilerde yazıları çıkıp da günümüzde doçent ve profesör unvanlarını kazanmış öğretim üyeleri hakkında hangi araştırma ve soruşturmaları başlatmış? Bunun sorgulanması gerekmektedir. 

FETÖ’nün akademik camiada açtığı derin yaralara henüz el atılmamışken, YÖK’ün şimdi de doçentliğe yükseltilme safhalarından ikincisi ve en önemlisini kaldırarak, inisiyatifi tamamen üniversitelere terk etme gibi garip bir teşebbüse girişmesi son derece manidardır.

Her ne hikmetse YÖK her zaman olduğu gibi yapmak isteyip de cesaret edemediği işleri, birilerine söyleterek icraatını sürdürmek istiyor. Yarın bu uygulamanın pis kokuları etrafa yayıldığında (Bize gönderilen talep ve görüşler doğrultusunda hareket etmiştik) diyerek işin içinden sıyrılma planları yapıyor. Esas olarak alınması gereken, doçent ve profesör kadrolarının çokluğu değil, nitelikli kadroların çokluğu çoğaltılmasıdır.

Geriye dönük doçent ve profesör kadrolarının, diplomalarının, tezlerinin, dil imtihanlarının incelenmesi ve yeniden ele alınması, yeni eleman kazanmaktan daha önemlidir.

Pek çok üniversitede, talebesi olmayan bölümler için açılmış kürsülerin hocalarına, 2-3 yıldır boşuna maaş ödenmektedir. 

Yazık oldu bu ülkemin üniversitelerine.

 

  • ali hanali han14 gün önce
    Tebrikler iyi yazı olmuş. Bedavadan doçentlik dağıtımı bu başka bir şey değil.