Ahmet Taner Kışlalı ve Hablemitoğlu cinayetinin sorumlusu FETÖ’dür

23 Kasım 2017 Perşembe

6-7 Ağustos 2017 tarihli Sözcü Gazetesinde iki gün üst üste yayımlanan, Genelkurmay askeri başsavcılığı tarafından; 2006 yılında Nurettin Veren’in Genelkurmay’da vermiş olduğu 8 saatlik kaybolan görüntülü ifade kasetinin bulunduğu manşette yer almıştı. 

Kaybolan kasetin, 11 yıl sonra bulunması manşetlerde yer almasına rağmen, ilgililerden hiçbir şekilde bu kasetle ilgili ne şahsıma, konuyla ilgili bir soruşturma başlatılmadı ve açıklama yapılmadı. 

17/25 ve 15 Temmuz darbe hareketlerinden 3-5 ay veyahut 2 yıl evvelden fark etmiştim ve ayrılmıştım diyen, ucuz kahramanlar ve tatlı su gazetecileri, FETO itirafçıları pek çoğu keramet göstermiş gibi ortada gezerken, 2006’da kesin bir kanıt olan Nurettin Veren’in 8 saatlik kasetinin bulunması, neyse ki hâlâüstü örtülmek ve geçiştirilmek isteniyor.

Halbuki satır aralarına dikkatle bakılırsa görülecektir ki; Savcı Zekeriya D’nin Nurettin Veren’in ifadesini aldıktan kısa bir zaman sonra, başsavcının açıklamasına göre FETO tarafından ahlaksızca kurulmuş bir kaset kumpası ile görevinden ayrıldığı ifade ediliyor.

Başsavcının söylediği gibi; Genelkurmay’a gitmek üzere yola çıktığım zaman, uçağa binmeme bir saat kala açık bir tehdit aldım. Telefondaki kişi bana; Nurettin Veren eğer buraya gelip konuşursan, Hablemitoğlu ve Ahmet Taner Kışlalı gibi infaz edilirsin dedi. Bu numaranın nasıl onların eline geçtiğini, bu beni arayan şahsın kim olduğunu, Genelkurmay’daki beni davet eden şahsa söyledim. Daha önce Genelkurmay’a ait dinlenmeyen bir telefon numarası vererek, bana da bölge dışından aramamı söylemişlerdi. Güya dinlenmemesi gereken bana verdiğiniz bu numara birilerinin eline geçmiş, şantaj ve tehdit aldım deyince, araştıralım size bildirelim dendi ve bir müddet sonra, aramanın Keçiören tarafında bir ankesörlü telefondan yapıldığını söylediler. 

Daha sonra iki subay arkadaşımızı gönderip güvenliğinizi sağlayarak, sizi aldıralım dediler. Güvenim sarsıldığı için, kendim randevusuz bir şekilde gidip konuşmak üzere, Genelkurmay giriş kapısına talimat vermelerini, hüviyetimi gösterip Genelkurmay merkezine gelebileceğini söyledim ve gittim.

İşte bu vermiş olduğum 8 saatlik ifade kaseti ile FETÖ’nün pek çok gizli yapılanmasını 2006 yılında söyleyerek, ileride olacak 17/25 ve 15 Temmuz darbelerinin önüne geçmek üzere canımı ortaya koyarak, açık uyarılarda bulunmuştum. 8 saatlik görüntülü bu ifade maalesef hiçbir işe yaramadı ve değerlendirilemedi.

11 yıl aradan sonra bu esrarengiz kaset ortaya çıktı, bu arada altını çizerek şunu da söylemek istiyorum.

Arayanların Genelkurmay’dan olduğu kesin, itiraf ettikleri en önemli konu da şudur: Ahmet Taner Kışlalı ve Hablemitoğlu gibi infaz edilirsin sözünden anlaşılıyor ki; FETÖ adına arayan esrarengiz kişi bu cinayetleri de işlemiş. Üçüncüsü, dördüncüsü, hatta sonuncusu da sen olursun gibi bir tehdidi düşündürüyor. Bu bir itiraftır, FETÖ’nün AHMET TANER KIŞLALI ve HABLEMİTOĞLU cinayetlerini işlediğinin açık bir itirafıdır.

Medyanın 11 yıl sonra bulduğu kaseti, Devletin üzerine gitmeyip üzerini örtmeye çalışması, çok düşündürücüdür. Kasetin şu anda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı adli emanette bulunduğunu biliyorum ve içeriğinin Cumhurbaşkanımıza ve kamuoyuna açıklanmasını talep ediyorum.

40 klasör olan bu çok önemli açıklamalarımın ilgililer tarafından soruşturulmasını istiyorum.

11 yıl sonra bulunan kasetimin, kripto FETÖ’cüler tarafından yok edileceğinden endişeliyim. Yine tekrarlıyorum, hiçbir ilgili makamdan bu kasetin incelendiğine dair bir bilgi almadım ve benim çağırılıp sorgulanmadığımı buradan bütün kamuoyuna açıklıyorum.

 

  • İhsan Hocaİhsan Hoca1 ay önce
    Doçentlik ve Profesörlük için adil kriterler: Ana İlke: Hiçbir alan baraj değildir; bütün alanlar saygındır ve puan getirmektedir; bu bağlamda 100 puanı olanlar Doçent; 150 puanı olanlar Profesör olarak atanırlar. Şöyle ki: 1-) Kişinin aldığı yabancı dil puanı. artı (+) 2-) Kişinin öğretim elemanı olarak hizmet yıllarının toplamına verilen hizmet puanı. artı (+) 3-) Kişinin hayatı boyunca yayınlamış olduğu bilimsel makalelerinin toplam puanı. artı (+) 4-) Kişinin yazdığı bilimsel kitaplarının toplam puanı. artı (+) 5-) Kişinin yaptığı diğer bilimsel çalışmalarının puanı = 100 puan ediyorsa kişi Doçent; 150 puan ediyorsa kişi Profesör olarak atanır. Şimdi soruyorum: Bu öneri mi adil, yoksa yabancı dilden 65 puan alanları Doçent ve Profesör yapıp; kitapları, makaleleri olsa bile, yabancı dilin 65 puanlık barajının altında kalanları Yardımcı Doçent olarak emekli etmek mi daha adil? Her vicdan sahibini bu konuda düşünmeye ve karar vermeye davet ediyorum.