THY- Euroleague

Yarından Haberler

26 Kasım 2017 Pazar

 

Yarının haberlerini Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden dinlemeliyiz. Bize dün namaz, abdest, ahiret, cennet-cehennem öğreten anne-babamız ve öğretmenlerimiz bu dünyada mümini bekleyen gelecek haberlerinden de parçalar öğretselerdi -keramete ihtiyaç duymaksızın- şimdi yaşamakta olduğumuz fitnelere çok daha hazırlıklı olacaktık. Hiçbir kazancımız olmasa en azından zihnen çökmemiş bir neslimiz olacaktı. 

   Bugünün anne-babaları, vakıf sorumluları ve Müslümanlık adına heyecan taşıyanları yarınki nesle Resûlullah aleyhisselamın yarına dair haberlerini iletmezler, Müslümanlığı sadece oruç tutmak ve Allah dostlarına ait menkıbeleri dinlemek olarak lanse ederlerse, çok geçmeden insanlar kendini bile kurtaramayan ve Müslümanına hayrı görülmeyen İslam’a güvenlerini kaybedeceklerdir. Yarınki neslin İslam’a, Allah’ın azametine ve kudretine, kâinatta Rabbimizin planlarına dair gerçekleri hafif görmeye kalkmasının sorumlusu, Resûlullah aleyhisselam yaşanacak din, gidilecek ahiret ve müstakbel haberleri verdiği hâlde bunları doğru şekilde aktaramayanlar olacaktır. Bundan Allah’a sığınırız.

Müslim’in 186. hadis-i şerifinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, günümüzün sürekli karamsarlığa sürükleyen ve her yanı darmadağın edilmiş İslam dünyasından bunalan Müslümanına yeni bir şeyle karşılaşmadığını bildirmektedir: “Aman ha, acele edin. Yapacağınızı yapın. Gece karanlığı gibi fitneli günler gelecektir, hazır olun. O fitneli günlerde insanlar sabah evlerinden mümin olarak çıkıp akşam kâfir olarak dönebilecekler, akşam evine mümin olarak girdiği hâlde sabah kâfir olarak çıkabilecektir.”

Bunu söyledikten sonra da ona can veren ashabının gözüne bakarak şöyle devam etmiş: “O günlerde insanlar beş kuruş etmeyecek şeyler için dinlerini satabileceklerdir.” 

Efendimiz aleyhisselam bu cümleleri, Mekke’yi fethedip muzaffer bir komutan olarak girdiği, gönderdiği gençlerin şehir şehir fetihler gerçekleştirdiği bir zamanda dile getirmiştir. Hâlbuki öyle bir zamanda söylemesi beklenen çok daha parlak bir gelecek, rahat bir zaman vaadiydi belki. Gelin görün ki öyle bir zamanda bile rahatlıklar ve kolaylıklarla dolu bir gelecek tasarımı çizilmemiştir. Böyle bir tasarım şimdi bol keseden vaatlerde bulunarak sadece etrafından insanlar dağılmasınlar diye cennet gibi bir vaadi sunanların işidir.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden öğrendiğimiz bazı prensipleri maddeler hâlinde zikrederek bu dönemde alınacak tedbirlere dair hazırlık yapabiliriz:

1- Müslümanlığı, cenneti, aile huzuru ve ibadeti açısından umutsuzluğa düşen mümin değildir. Rabbimiz Yusuf suresinin 87. ayetinde, “Allah’tan umudunu kesen kâfirdir” buyuruyor. Hatta kırk kişinin katili olmuş oğlunun bir daha düzelmeyeceğini düşünen baba bile bu kanunun altında kalır. Kalpler Allah’ın elindedir ve umutsuzluğu düşünmek, ‘Allah yapamaz’ manasına gelir. “Allah’ın yaratmasından umut kesenler kâfirlerden başkası değildir.”

2- Resûlullah aleyhisselam bize açıkça şunu söylemiştir: Sabreden kazanacak.

İmtihanımızın adı namaz, oruç, çocuk eğitimi, İslam devleti kurmak, hilafet ilan etmek vs. olmaktan ziyade sabırdır: “Dikkat edin, önünüzde çileli günler var. O gün sabretmek avucunun içinde ateş tutmak kadar zor olacak. Ama sabredenler kazanacak.” 

(Ebu Davud, 4341) Çocuğuna, siyasî manevralara, tavır koyan-kimlik değiştiren dostlarına, dün dini anlattığı hâlde bugün sulandırılmış dinin propagandasını yapanlara, ekonomik krizlere, hastalıklara ve dertlere karşı hazır olduğun gün sen kazandın demektir. Sabır yalnızca hastanede çile çekerken bekleyebilmek de değildir. Dokuz yüz elli sene sonra geminin karaya oturduğu günü beklemeye sabır denir. Kur’an hikâye kitabı değildir.

3- Peygamber aleyhisselam kanun koyuyor: “Herkes arkadaşının dini kadardır. Kiminle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin.” (Ebu Davud, 4833; Tirmizî, 2378)

Bir insan, telefonunda en son görüştüğü yüz kişinin ortalamasıdır. Herkes bugün değilse yarın arkadaşının rengine boyanacaktır. Bulaşıcı hastalığı bulunan biriyle oturup kalkmadığı gibi, dinini sulandırmış biriyle oturup kalkmamak da kuraldır. Böylesiyle ticaret yapmamak da lazımdır. İnsan Allah’la bir aradayken, Allah ile sorunu olan biri orada olmamalıdır.

4- Ömer radıyallahu anh, Resûlullah aleyhisselamın dinin her konusu hakkında açıklama yaparak dünyadan ayrılmasıyla ilgili olarak, “gece ile gündüz arasında bir fark kalmadı” demiştir. Bunu da dikkate alarak şu hadis-i şerife dikkat kesilelim:

“Benden sonra büyük tartışmalar göreceksiniz. Dinin içinde ihtilaflar göreceksiniz. Birbirini kıran Müslümanlar göreceksiniz. Size tavsiyem, benim ve raşit halifelerimin yolundan devam etmenizdir.” Demek ki ‘ne bu yahu, hocalar birbiriyle savaşıyor!’ deyip dertlenmek ve etrafına dert yanmak boş bir lakırdıdır. Efendimiz aleyhisselam, görüldüğü üzere hocaların birbirini kıracağını haber vermektedir, şu an yaşanmakta olanlar gizli şeyler değildir. Böyle manzaralarla karşılaşan Müslüman, ‘fabrika ayarlarına’ dönerek, kendisini tartışmaların içinde bırakan vakıflardan, cemaatlerden, kişilerden uzaklaşmalıdır. Bu ümmetin fabrika ayarı olan ashab-ı kirama yapışmalı, bir bütün olarak onları örnek almalıdır.

5- Bütün gücünle fitneden, kavgadan, huzursuzluktan uzak duracaksın. Buharî’nin 3601. hadisinde şöyle buyrulmaktadır: “Benim ümmetim fitneler-kargaşalar görecektir. O günlerde oturan, yürüyenden daha hayırlıdır. Yürüyen, koşandan daha hayırlıdır. Koşan, sıçrayıp gidenden daha hayırlıdır.” Ve ardından, başını belaya sokmaması için mümine bir de ikaz geliyor: “Fitneyi arar bulursanız size yapışır.” Bu ikaz nerede lazımdır? Mesela bir hocaya gidip kışkırtıcı sorular sormak, “filanca Müslüman mıdır?” demek bu ikazın hedefindedir. Bu bela aramaktır. Bela arayan tip olmamalıdır. Mümkünse daha çok oturmalı, kulak tıkamalıdır. Ümmetimizin sorunsuz alanları herkese yeter de atar.

6- Sahabe-i kiram, Resûlullah’a kurtuluşun nasıl mümkün olacağını sorduklarında şu cevabı almışlardır: “Diline hâkim ol.” (Tirmizî, 2406) Çok konuşma! Bunu “tweet atma!” diye de anlamak gayet mümkündür. Zaten herkesin dili tweet oldu artık, tweet kesilirse dil de kesilmiş olacaktır. Efendimiz aleyhisselam, belasını aramayan müminlere evine kapanıp günahlarına tövbe ve istiğfar ile meşgul olmayı tavsiye etmektedir.

7- Veda Hutbesi’ndeki son cümlelerden biri: Müslümanın Müslümana kanı, malı ve şerefi haramdır. Müslümanın kanını dökmekten uzak durulduğu, hırsızı olmaktan sakınıldığı gibi şerefine leke sürmekten de kaçınılmalıdır.

8- Gün ibadet günüdür: “Her şeyin birbirine karıştığı gün ibadet etmek, sağlığımda bana hicret etmek gibidir.”

Müslüman olup Yemen’den ta Medine’ye gelen birini nasıl ki Allah Teâlâ, Kur’an’ında anarak karşıladıysa bugün de kimsenin camiye devam etmediği zamanlarda namaz için camiye gitmek, tesbih çekmeyi herkesin tarikatların işi sandığı zamanlarda tesbih ile meşgul olmak, Kur’an okumayı iş hâline getirmek tıpkı Resûlullah’ın yanına hicret etmek gibidir.

Bu kuralların ışığından şunu anlamaktayız ki bugün herhangi bir genç kardeşimiz, ibadeti-zikri-haramlardan kaçışı-cihat anlayışıyla hepimizin ayağına kapanacağı kadar mübarek bir genç olabilir. Bunun olamayacağını, ‘o dönemin geçtiğini’ söyleyen de Allah’ın rahmetinden umut kesmiş, küfrün bataklığına yaklaşmış bir dil taşımaktadır. Allah’ın kapısını kapatmak hainliktir, kimse o kapıyı kapatamaz. Kıyamet fitnesine rağmen meyvesini veren İslam dinidir. Bizim ümmetimizin karakteri böyledir. 

Peygamber’imiz aleyhissalatu vesselama bu sahne bin dört yüz sene öncesinden bildirildiği için de böylelerini “kardeşlerim benim” diye bağrına basmıştır. Böyle dediğini duyan ashabı merak ve hayret içinde, “biz senin kardeşlerin değil miyiz?” diye sorduğu zaman da “siz benim arkadaşlarımsınız” buyurmuştur, “benim kardeşlerim, beni görmediği hâlde görmek için can atan müminlerimdir.”

Bu dönem, fırsatların yoğun olduğu bir dönemdir. Her dakika ve pozisyon cennet demektir. Yeter ki insan, kâfirlerle bir arada olmayı ölüm gibi kabul etsin ve fitnelerden uzak durmaya gayretli olsun. Müslümanlar arasında şeytanın kışkırttığı tartışmalarda mesafeyi korumak, lüzumsuz soru ve sorgulamalarıyla vakit tüketmemek de bu hassasiyet damarının parçalarından biridir. Matem tutmaya ihtiyacımız yoktur. Buharî’nin 3641. hadisinde buyrulduğu üzere, ümmetin içinde cihadı ayakta tutmaya çalışıp protestolardan etkilenmeyen mücahit bir neslin kıyamete kadar var olacağı kesindir. Onlar sancağı Allah’a teslim edecekler, kıyamet de bundan sonra kopacaktır.
Nurettin Yıldız




 

Mezhep imamlarının nazarında hadislerin değeri

İmâm-ı Azam Ebû Hanife (r.a.) şöyle demiştir: “İçlerinde hadîsle meşgul olanlar bulunduğu müddetçe insanlar salâh içersindedirler. Ne zaman ilmi, hadisin dışında ararlarsa o zaman bozulurlar! Allah’ın dîniyle ilgili bir konuda şahsî görüşünüze göre hüküm vermekten sakınınız, sünnete tâbî olunuz. Kim sünnetten ayrılırsa sapıtır.”

İmâm Şâfiî (r.a.) de şöyle demiştir: “Resûlullah (s.a.v.)’den bir hadîs rivâyet ettiğim halde, o hadisten başka bir hükme varırsam, beni hangi gökyüzü gölgelendirir, hangi yeryüzü beni taşır!”

Bir gün İmâm Şâfiî (r.a.) bir hadis rivâyet eder. Buhârî’nin şeyhlerinden el-Humeydî: “Bu hadîsi kabul ediyor musun?” der. İmâm Şâfiî (r.a.): “Sen beni belimde zünnarla kiliseden çıkarken mi gördün (ben müslüman değil miyim) ki Resûlullah (s.a.v.)’in bir hadisini duyup da onu kabul etmeyeyim?” cevabını verir.

İmâm Mâlik (r.a.)’in sünnetle ilgili şu benzetmesi ne kadar güzeldir: “Sünnetler Nûh’un gemisidir; kim o gemiye binerse kurtulur, kim binmezse boğulur.”

İmâm Ahmed b. Hanbel (r.a.) de şöyle demiştir: “Kim Rasûlullah (s.a.v.)’in hadîsini reddederse, o kimsenin helak olmasına ramak kalmıştır.”

Bu sözlerin tek bir nokta üzerinde durduğunu görüyoruz, o da: Resûlullah (s.a.v.)’in sünnetine sarılmanın zarûri oluşur. Kim sünneti öğrenir de onunla amel ederse, onun kazançlı ve kurtuluşa eren kimselerden olduğu, her kim de sünnetten yüz çevirirse, bunun hüsrân ve doğru yoldan ayrılma alâmeti olduğudur. Müslümanın kalbinde ve aklında -onların ilimde imâm olduklarına inanması yanında- bütün hak mezhep imâmlarına karşı böyle bir düşünce yerleşirse, o takdirde o kimsenin; her biri sünnete yaklaşmak için gayret sarf etmiş olmakla birlikte o imâmların şer’î hükümlerde niçin ihtilâf ettiklerini araştırmasında bir mahzûr yoktur.

 

 

YORUM YAZ