AĞAÇ AŞ

Tefekkür için bir âyet bir hadis

02 Nisan 2017 Pazar

Ayet: ‘Elini boynuna bağlayacak kadar cimri olma! Büsbütün de saçıp savurma, yoksa kınanmış ve üzülmüş bir hâlde ortada kalırsın!’ (İsra, 29)

Hadis: ‘Sevdiğini dengeli sev, bir gün aranız açılabilir. Nefret ettiğinde de dengeli ol, bir gün sevdiğin biri olabilir.’ (Tirmizî) 

Denge Noktalarımız

 İnsanlarla ilişkiler dengede tutulmalıdır. Anneden değerli eş, evlattan değerli arkadaş, babadan değerli ortak olamaz. Takva üzerinden seviye yükselebilir ama bir anadan doğmak, evlat olmak, baba olmak başka şeydir. Rahim bağı çok ciddi korunmalıdır. Sevdiğimizi sınırsız sevmemiz yanlıştır. Düşmanlık ettiğimize de sınırsız ve bir daha dönüşü olmayan seviyede düşmanlık etmek yanlıştır. Yarına bir dostluk veya buğz kapısı açık bırakmak gerekiyor. İtidal en güzelidir. Allah için sevmek, Allah için buğzetmek bir hedeftir; o hedefe koşmalıyız. Allah’a tevekkül etmekle, esbaba yapışmak, üzerine düşeni yapmak arasında iyi bir denge kurulmalıdır. 

 İbadetlerde bile abartı yanlıştır. Aç kalma pahasına, çocukları yok sayma pahasına nafile ibadet doğru değildir. Doğru olan, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem gibi yaşamaktır. Bir görevimizi diğerine ezdirmemiz de İslamca değildir. Çocuklarımızın fakruzaruret içinde kalmalarına sebep olacak işlerden uzak durulmalıdır. Onların, bizden sonra zengin kalmaları, fakir kalmalarından daha hayırlıdır. Sadaka verirken bile bunu gözetmeliyiz.

 Dünyamız ahiretimizi ezmesin, ahiret görüntüsünde de dünyamız kaybolmasın.

 Karşımızdakini tenkit etmek hakkımızdır ancak tenkidimiz, tenkit edilecek işe olmalıdır, kişinin kendisini tenkitten uzak durmalıyız. Tahminle, duygusallıkla, gruplaşma gereği tenkit olmaz. Tenkit belge ile olmalıdır.

 Selefi salihinin ibadet ve benzeri alanlardaki büyük başarısını imrenmeden izlemek mümkün değildir. Bize aktarılan bilgilerin yarısını hatta üçte ikisini mübalağa kabul etsek bile selefi salihinin himmeti bizim standartlarımızı aşmaktadır. Bir yandan beş on çocuk büyütürken bir yandan da ülke ülke cihat veya ilim yollarında yürüdüler. Gündüzlerini bir işte gecelerini seccadede geçirdiler. Zahit ama tok yaşadılar. Sılayırahimde kusur etmediler. Biz ise onca teknolojik fırsatlara rağmen ne ibadette ne de sosyal ilişkilerimizde bir mesafe kat edebiliyoruz. Camide yuvarlanıp gitme tarzında bir ibadet telakkisini İslam’ın bizden beklentisi olarak anlamamız yanlıştır. İbadet, köhneleşme, itilmişliği benimseme olmamalıdır. İbadette de bir program olmalı, öncelikliler, önemliler ayrımı yapılmalıdır. Her şeyden önce farzlar gözetilmelidir. Ardından da kabiliyet ve imkânlar gözetilerek nafile ibadetlere yer verilmelidir. Nafilelerin farzların yerine oturtulması hata olduğu gibi nafilesiz kalmak da hatadır. Güçlü bir irade ile ibadete süreklilik kazandırılmalı, ibadeti aksatmayı mazur görme yerine ‘İbadetsiz olmaz!’ anlayışını benimsemelidir Müslüman. 

İbadet ciddiyeti ve istikrarı da hiçbir şekilde aile ilişkileri başta olmak üzere, maişet temini, sosyal görevler ve cihat gibi alanları da kısmamalı, mazeret üretme nedeni olmamalıdır.

İbadetin namazla, oruçla sınırlı olmadığını da bilerek davranmak gerekmektedir. Allah’ın rızası kazanılan her şey ibadettir. Sılayırahim de bir ibadettir. Emribilmaruf bir ibadettir. Cihat bir ibadettir. Bunların bütününü kuşatan bir idrak içinde bulunulmalıdır ki İslam’ın kapsamlılığı yaşanmış olsun.

Bir Müslüman, dinini ‘din görevlileri’ diye bir kadroya devredemez. 

Din herkesindir, herkes dininin görevlisidir. Aksi takdirde imanımızın en tabii gereklerinden birinde ihmalkâr duruma düşeriz. Dinimiz için bir şeyler yapma arzumuz yani vakıfçılığımız, hocalığımız, yazarlığımız veya her neyi dinimize hizmet için yapıyorsak o, bizim aile düzenimizde, ibadetimizde, sosyal şahsiyetimizde aksamaya neden olmamalıdır. Bir yapıp bir yıkmayı, bir kaldırıp bir indirmeyi dine hizmet adı ile yapamayız.

Allah’a davet adamı olmak, hiç gülmemek değildir. Dünya nimetlerinden kopmak değildir. Bilakis ahiret ile dünya arasında dengeli olmaktır. İnsanlara din hizmeti ulaştırırken onların içinde erimeyecek bir çizgi tutturmak da önemlidir. Cihat, Allah için yapılması gerekeni yapmaktır. Bu, yeri gelir söz olur, yeri gelir infak olur, yeri gelir eylem olur, yeri gelir buğzolur, yeri de gelir vuruşma olur. Neyin ne zaman ve nerede gerekeceğini bilememek çıkılması zorunlu bir cehalet bataklığıdır. 

Mal ve Müslüman bir araya gelmelidir ama Müslüman malı kullanmalı, mal Müslüman’ı kullanmamalıdır. Malı olan ama ona esir olmayan bilakis malını Allah yolunda infak için kullanan seviyeli ve onurlu Müslüman’dır. Mal, yeryüzünde Müslüman’ın elindeyken hayrın kapısıdır. Müslüman da hayır insanıdır. Müslüman, malını cebine, kasasına koymalı ama kalbine koymamalıdır. Malı elde edebilmek için iffetinden taviz vermemeli, dinini verip mal almamalıdır. Malın en ağır imtihanlardan birini oluşturduğunu bildikten sonra mal ne büyük bir nimettir.

İslam’a kendisi gibi bakmalıyız. Sadece bir tarikat penceresinden, bir vakıf bülteninden, bir önderin izinden bakılacak kadar küçük bir alanda değiliz. İslam, olduğu gibidir, Kur’an kadar geniştir. Hayatı kuşatmak için vardır. İnsanlarla kaynaşmakla onların içinde kaynayıp gitmek arasındaki uçurumu tespit etmeye mecburuz. Allah’ın Şeriat’ına aykırı olmamak kaydıyla eğlenmek, dinlenmek dindendir. Eğlenmek ve eğlendirmek de bu pencereden bakıldığında sevap işlerdendir. Müslüman’ın eşini, çocuklarını eve hapsetmesi bir ibadet değildir. İffetimizi koruyarak, israftan kaçınarak, yorganla ayak arasında denge kurarak; onların da dünyanın yeşilliklerini görme, deniz kenarında derin bir nefes alma hakları vardır.

Babaların evde çocukları ile oturma saatleri düzenlemeleri görevleridir. Evlerinde özlenen babalar ya da evlerini otel olarak kullanan babalar, Sünnet eğitimli, Sünnet’e uygun yaşayan babalar olamazlar. Allah yolunda cihat etmeyi, hizmeti, ashabı kiramın hicretlerini örnek göstermeye yeltenmeyelim. Durumumuzla durumlarını kıyas bile edemeyiz. 

Spor bile bir denge unsurudur. Göbekli Müslüman görkemli Müslüman değildir. Hareketli, sıhhatini koruyan, yarın dağlarda Allah için yürümeye hazır Müslüman, Allah’ın daha çok sevdiği Müslüman’dır. Merdiven çıkamayan Müslüman’dan uzayı fethedecek Müslüman mı beklenir?

 

 

 

YORUM YAZ