Ramazan ayı maddi ve manevi hastalıklarımıza şifa ayıdır

27 Mayıs 2017 Cumartesi

Hep doktorlara maddi hastalıklarımızla ilgili test, tahlil yaptırırız. Ramazan ayında da en önemli uzvumuz olan kalbimizle ilgili bir test yaptıralım/yapalım. Bu test de kalbi/ruhî/manevi halimizle ilgili bir test olsun.

 Kalp testi yapabiliriz

Ahmed bin Hanbel’in Ömer bin Hattab radıyallahu anhtan rivayet ettiği bir hadis elimize iyi bir test mantığı vermektedir. Kendimize bu mantığı uyarlayabiliriz:

‘Sizden kimi yaptığı güzel bir iş sevindiriyorsa, kötülüğü de üzüyorsa o mü’mindir.’ Sabah namazını camide kılmaya muvaffak olan mü’min sevinmelidir; sevinebiliyorsa imanına dair iyi bir ipucu yakalamış demektir. Sabah namazını kaçıran da en azından o günü mahzun geçirebiliyorsa o da iyi bir noktadadır.

Allah yolunda infak edebilen, Kur’an’a hizmet edebilen, yetim sevindiren, cami inşa eden sevinebilmelidir. Menhiyatla iç içe yaşayan, faize bulaşan mahzun olabilmelidir. Ne sevinileceğe sevinememek ne de üzülmek gereken şeye üzülememek hayra alamet değildir. 

Kendimizi ölçebilir, ölçüm sonuçlarına göre de yol hızımızı ayarlayabiliriz.

Şüphe fırtınası eserse

İmanın şüphe kabul etmeyeceği bellidir. Buna rağmen mü’min, şüpheler içinde yüzebilir. Bu durumda eğer şüphe esastan gelen bir sıkıntıyı yansıtıyorsa durum kritiktir. Allah’a sığınmaktan başka bir çare yoktur o durumda. Dinin şeriat olarak belli bir zamandan sonraki insanlara yeterli olmayacağını vehmetmek gibi bir durum böyledir. Ama şüpheler ve zihni meşgul eden vesveseler, beyindeki hareketliliği gösterdiği için imanî açıdan bir sakınca arz etmemektedir. Hatta Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kendisinde böyle vesveseler hissettiği hâlde, içindekini söylemeye bile cesaret edemeyeceğini bildiren sahabiye, iyi bir durumda olduğunu söylemiştir. (Müslim, İman, 60-338) Çünkü şeytan, bu kişinin imanını taş atılacak meyveli bir ağaç olarak görmektedir.

Sorun, zihnin fırtınalarla karşılaşmasında değil; fırtınalara kapılmasındadır.

İmanımız ve dinimiz etrafında şüphe fırtınaları estirenleri yabana atmayalım. Onlar bizim gecemizdir. Geceler bizim iman enerjimizin belgeleridir.

Aldığı da Allah’ın Verdiği de...

Dünya hayatının en ağır imtihanlarından biri evlat kaybetmektir. Gelişmesi umutla beklenen yavruların ölümü, ölüm acısını bizzat tatmaya muadil zannedilecek kadar zordur. Yaratılmaları bir imtihan olan çocukların ölmeleri, yaşayıp kalmaları gibi bir imtihandır.

Evlat yetiştirmeyi imtihan gören anlayış sahiplerinin, onlar üzerindeki acıları da o imtihanın bir çeşidi olarak görmeleri gerekmektedir. Kadere teslim olmanın en açık göstergelerinden biri olarak doğurduğunu gömmek karşımıza çıkabilir. 

Allah’a iman etmiş ve O’nun hükmüne teslim olmuş bir mü’min için formül şudur:

‘Aldığı da verdiği de Allah’ındır. Her şey O’nun katında muayyen bir zamanladır.’

(Müslim, Cenaiz, 6/2132)

Kur’an, onun sesine kulak verenleri en can alıcı anlar için zamanında ikaz etmiş, hayatın gerçek yüzünü göstermiştir. Dünyayı tatil yeri olarak gören ve sosyal haklarını teminat altında, garantili zannedenlere karşı ‘imtihan’ kurallarını ve alanlarını vurgulamıştır. Bakara suresinin 155–156 ayetleri, mal ve can konusunda nasıl bir süreçte bulunduğumuzu ve ne yapmamız gerektiğini anlatmaktadır. Mü’min olup imtihan içinde olmak, Ramazan ayında oruçla, yıldan yıla zekâtla ve her sabah namaza kalkmakla bitirilebilecek bir imtihan değildir. Dostların, akrabaların, en yakınların ve çocukların ölümünü görmek de bir imtihandır. Sabah ezanına ilgimizin ne olacağı kadar en yakınımızdakinin kaybına karşı, mutlak hüküm sahibi olan Allah’a teslimiyetimizin nasıl olacağı da izlenecektir. İman, ‘inandım, teslim oldum’ demekle geçiştirilemeyecek kadar büyüktür.

Musibetlere duçar olmak insanın bahtıdır. Enbiya bile bundan muaf tutulmamıştır. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, insanlar arasında en büyük belalara peygamberlerin uğradığını, onlardan sonra da her insanın imanındaki seviyeye göre bela göreceğini bildirmiştir. Böylelikle kişinin imandaki iddiası ilerledikçe imtihan gördüğü alanın da genişleyeceğini haber vermektedir. (Tirmizî, Zühd, 57 (2398); İbni Mace, 4023)

Şüphesiz kulun üzerindeki belaların artması ve kulun belalara yaklaşım tarzı aynı zamanda ecrin ziyadeleşmesi, dünya hayatının ahiret hayatı için yatırıma dönüşmesi anlamına gelmektedir.

Bu anlayışı toplum bazında da düşünmemiz mümkündür. Büyük ecir beklentisi, büyük musibetlere katlanmayı, musibetleri değerlendirmeyi gerektirmektedir. Allah’ın kullarını sevmesi, onları sınayacağı musibetler indirmesi şeklinde tecelli edebilmektedir. Böyle bir tecelliye teslimiyet veya karşı duruş oldukça önemli sonuçlara sebep olacaktır.

(Tirmizî, Zühd, 57 (2396); İbni Mace, 4031)

Ebu Hureyre radıyallahu anhın rivayet ettiği bir hadiste Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz üç şey üzerinde imtihanın mü’mini Allah’a ulaşıncaya kadar kovalayacağını haber vermektedir. Bu üç şey, can, mal ve evlattır. Ancak bu kovalama bir imtihan dairesinde döndüğü için mü’mine ecir ve kefaret kaynağı olarak kazanç vesilesi olmaktadır. Katlandığı ve değerlendirdiği musibetler sayesinde mü’min hatalarından arınmaktadır:

‘Erkek ve kadın mü’mini, günahsız bir şekilde Allah’a kavuşuncaya kadar canı, malı ve çocukları üzerinde belalar kovalar durur.’ Tirmizî, Zühd, 57 (2399) 

 

  • A.bA.b6 ay önce
    Sen karşılığını dünyada bekliyon kardeş öyle olunca dünyada da bi karşılık bulamıyor.
  • Ubeydullah Karaburun Ubeydullah Karaburun 6 ay önce
    Hocam okullarda din dersi kitablarında caferiligi ehli Sünnet mezheblerle yazmışlar niye hiç bir tepkiniz yok merak ediyorum .
  • Muhammed NurMuhammed Nur6 ay önce
    Hocam çok yapıcı ve onarıcı bir yazı olmuş. Rabbim razi olsun.Dunya saadetini fani geçici şeylerde arıyoruz.Evlat mal mülk hepsinin üstünde fâni damgası var.Şahsen kendim için içimi acıtan ama gerçek mutluluk adina toparlanmama vesile olacak bir Ramazan-ı Şerif uyarısı olarak okudum ve ınş istifade ederim cümle samimi inananlarla birlikte. Uslubunuz da çok güzel Hocam Maşallah Barekallah Sübhanallah
  • bslbsl6 ay önce
    Allah’tan başka dayanağı olmayan biri İMTİHANI nasıl atlatır. Peygamber miyiz? Çamur at izi kalsın. AĞLAMAYAN BEBEĞE EMZİK VERMEZLERMİŞ. Ne kadar doğru. Kuldan istemesini bilmiyor yani YALAKALIK YAPAMIYORSA, Allah’tan başka torpili yoksa dayısı amcası yoksa, bütün adalet mekanizmaları iftiracılara çalışıyorsa, doğru söylediğinde bile inanmıyorlarsa, hakkını aradığında arama hakkın yok deniyorsa nasıl sabredilir? Allah görüyor diyerek Allah’tan korkarak yaşamana rağmen, kul hakına riyayet etmiş, herkese iyilik yapmaktan başka niyetim olmamış, hep helale harama dikkat etmiş, kimseyi kırmamaya gücendirmemeye dikkat etmiş bundan dolayı vatan haini olup iftira atılıyor, iyilik ettiklerinden bile nankörlük görmüş ve bütün hakların elinden alınıyorsa nasıl sabredebiliriz. Daha önce BAŞÖRTÜSÜ ZÜLMÜ gördüm. Bu yüzden kamuda çalışmaya ihraç yüzünden ara vermek zorunda kaldım. Üç çocuk dendi, Allah’ın izniyle dört çocuk sahibi oldum. Geçinmek zor olunca 4a’lı çalışmak zorunda kaldım. Bir süre sonra iktidar değişti tekrar kamudaki görevimize Cumhurbaşkanımızın vesilesiyle döndüm. Şimdide iyilikten başka hiçbir suçumuz olmadığı halde bir iftira ile HEMDE VATAN HAİNİ sıfatıyla ihraç edildim. İhraç edilmekle kalmadık tam emekli olabilirim derken BAŞÖRTÜSÜ yüzünden ara vermeden dolayı 23 yıl, 1 aylık çalışma sürem olmasına rağmen emeklilik yaşım 3 yıl uzadı. Uzaması da yetmedi başörtüsü zulmünden dolayı kamu dışında 4a’lı olarak çalışmamdan dolayı 3 yıl sonra emekli olduğumda kamuda 20 yıldan fazla çalışmam olmasına rağmen ihraç olduğum için emekli ikramiyesi almamda engellendi. Bu ZULÜM değil mi? Her şey ALLAH RIZASI için olmasına rağmen hem iftira atılsın, hem ihraç ol, hem de VATAN HAİNİ olarak suçlan. Üstelik çocuklarım başıma gelen zulme bakarak Müslümanlardan tiksinir hale geldi, namazlarını bıraktılar. Onlara Müslümanlığı başıma gelenlerden dolayı anlatamıyor, namazlarını bıraktıkları için ayrıca üzülüyorum. Göz yaşlarımı içime attığımda üzüldüğüm zamanlar eşime de yansıyor, içime atma git odanda istediğin kadar ağla diyerek yardımcı olup onuda üzüyorum. Korkum, göz yaşlarımda iftira atanların boğulacağına olan inancım. Onlara da üzülüyorum. Ama nasıl affedeyim. Bana yapılanların kendileride yaşamadan ölmesinler demekten kendimi kurtaramıyorum. Allah aşkına ben peygamber miyim ki bu kadar büyük zülme sabredeyim. Bütün haklarımı HELAL EDEYİM. ADI MÜSLÜMANLARDAN nefret ediyorum. Allah yar ve yardımcımız olsun.
  • MustafaMustafa6 ay önce
    Hatırlattığınız için Allah sizden razı olsun