Hac unvanlı ibadet!

13 Ağustos 2017 Pazar

Geçen hafta; sadece hac ibadeti bile esas alındığında, ibadetlerin ne kadar muhteşem hikmetler barındırdığını müşahede edeceğimizden, bütün Müslümanları bir araya getirdiğinden, Haccın, şeytana ve nefse karşı büyük bir direnç noktası olduğundan bahsetmiştim. Müslümanların sadece ‘gücü yetenlerine’ ve ‘ömürde bir kere’ emredilmiş olması tahlil edildiğinde görülecektir ki, aslına sadık kalınarak ve ihlasla yapılırsa bir hac, iyi bir Müslüman eğitimi için yetecek seviyede, bir ömre yayılacak kadar sirayeti yüksek bir ibadet olduğunu da hatırlatmıştım. Öyle veya böyle, haccın azameti tartışılmaz bir gerçektir. Hac tam bir arınmadır. Hac cennettir. Allah’ın rızasına en yakın konumlarımızdan biri hacdır.

Hac etme nimetiyle lütuf gören bir mü’min, o beldelerden gelirken eli boş gelmemelidir. Kendini ve bizi yeniliklerle donatmalıdır. Hacı efendinin gelişi ona kurtuluş, diğer mü’minlere örnek olmalıdır. Oradaki zikir ortamından dönen hacı, zikre alışmış bir dil getirmelidir. Giydiği kefen benzeri kıyafetten sonra, giyim tarzını, yeme alışkanlığını, adab-ı muaşeretini mahşer tatbikatı görmüş biri olarak değiştirmeli ve geliştirmelidir.

Telbiye ile geliştirdiği kimliğini evinde ve işinde sürdürmelidir. Telbiye eksenli düşünmelidir, konuşmalıdır.

Hacı efendi, Arafat’ta vakfe yapmış biri olarak cemaat adamı olmalıdır. Hacı efendi evine kapanmayı değil cemaatine açılmayı bilmelidir. Bize o mübarek diyardan, cemaat ve şuur getirmelidir. Gerisi onun olsun.

Genç hacı!

Haccın ihtiyarlara mahsus bir ibadet gibi bilinmesi cahillikten başka bir şey olmasa gerek. İbadet ibadettir; mükellef durumundaki her mü’min onu yapmak zorundadır. Ama ellilerine varmadan hacceden bir mü’min için yapılamazı yapmış bir insan muamelesi yapılabilmektedir. Bunun temelinde haccı ihtiyarların ölmeden önce aklanma ibadeti olarak görme cahilliği yatıyordur elbette. Yine de gencin haccına alaka gösterilmesi hoş bir tutumdur. Merakı mucip olan ise şudur:

Genç yaşında haccedene imrenildiği halde, genç yaşına rağmen sabah namazını camide eda eden bir gence neden imrenilmez? Hâlbuki o, Arş’ın gölgesinde gölgelenecek bir gençtir!

Hac gibi ne kaynaklar var!

Öyle veya böyle haccın cennete en yakın yollardan biri olduğu tartışılmaz bir hakikattir. Bunu tartışmamızın da yararı yoktur. Fakat şu sonucu da bir kenara not etmeliyiz:

Okuma yazma bilmez ninelerin bile haccın sevabına dair bildikleri malumatı, sabah namazının cemaatle kılınmasına dair müjdelere tatbik etsek, bir anlamda sabah namazı da hac gibi alaka görecektir. Genel için olmasa da mü’minlerin bir bölümü sabah namazını camide kılmayı önemseyeceklerdir. 

Hacerulesved’i görmek için gösterilen gayretin Rü’yetullah için gösterildiğini düşünmek bile heyecanlandırır.

Haccı anlatan, hac edene müjdeler vaat eden ayetler, hadisler diğer ibadetler için de söz konusudur. Cihad için hacdan çok daha fazla ayet ve hadis zikredebiliriz. Zihinlerde canlanacak pek çok ayet, hadis Allah yolunda infak edenlere vaatlerle doludur.

Sevap ve kurtuluş kaynağı sadece hac değildir.

Unvanlı ibadet

‘Hacı’, hac ibadetini yapan anlamında Arapça bir kelimedir. Aynı mantıkla namaz kılana ‘musallî’, oruç tutana ‘saim’ denmesi gerekir. Namaz kılan için, oruç tutan veya zekât veren için ismine ilave edilen bir sıfat kullanılmadığı halde, hac ibadetini eda edene ısrarla ‘hacı’ denmesi istenmektedir. Bu isteğin, söylenmemesi halinde ayıp telakkisine neden olacak kadar yaygınlık kazandığını da not edebiliriz.

İbadetlerin en güzelini eda eden sahabiler için böyle bir sıfat kullanıldığını ise görmüyoruz. ‘Hacı Ömer bin Hattab’ kaydına rastlanmıyor. Onlarca defa haccettiği bilinen Ebu Hanife için ‘Hacı İmam Azam Ebu Hanife’ sıfatlaması yoktur.

Bir Müslüman’a hacı denmesinin bir sakıncası elbette yoktur. Ama Müslüman’ın kendisine hacı denmesini beklemesinde sakıncalı bir anlayış bulunabilir. Her hâlükârda, ibadet etmenin ruhunu kavramış olan bizden daha iyilerin ‘hacılık’ dertleri olmadı. Onların biricik derdi, haccedip o hacla annelerinden doğdukları gün gibi günahsız hale gelmekti. Gerisinin varlığından bile haberleri olmadı. 

Her yapılan ibadet, Allah’ın rızasını kazanma niyetiyle yapılmalıdır. Hacda bunu hiç unutmayalım. 

 

  • İhsan Hocaİhsan Hoca3 ay önce
    Şubat 2017’de Sayın Cumhurbaşkanımıza arz ettiğim aşağıdaki yazıyı dikkate alarak binlerce mağdur Yardımcı Doçente yardımcı olmanızı istirham eder, saygılar sunarım. A-)7 Şubat 2017’de Sayın Cumhurbaşkanımıza arz ettiğim bir yazıyı sizlere sunmak istiyorum: “…Sayın Cumhurbaşkanım; Size, ‘Yardımcı Doçent’ Kadrosunda çalışan binlerce Öğretim Üyesi adına bir mağduriyetimizi arz etmek istiyorum: Emsallerimizin, ölünceye kadar atama işleminin dışında kullanmadıkları, bir ömürde bir defa, bir biçimde, Yabancı Dil Sınavı’ndan aldıkları 65 Puanını gösteren belgeyi alamadığımız için, yıllardır bulunmamız gereken Profesörlük kadrosuna bir türlü geçemedik. Emsallerimizin makaleleri varsa, bizim de var; emsallerimizin kitapları varsa bizim de var; emsallerimizin ‘Bilim Doktoru’ diploması varsa, bizim de var; emsallerimizin 20-30 yıllık üniversite hocalığı hizmeti varsa, bizim de var; ama emsallerimiz Profesör, biz Yardımcı Doçent kadrosundayız ve binlerce Yardımcı Doçent olarak 50 yaşımızı geride bırakmış olarak emekli olmak üzereyiz. Binlerce Yardımcı Doçentin anılan mağduriyetini, sizlerin yardımına ve takdirlerine saygıyla arz ediyorum. 07.02.2017…”B-)Yardımcı Doçentlik Kadrosunun Kaldırılması İle İlgili Öneriler: Yardımcı Doçentlik kadrosunda 5 yıl çalışmış olanlar Doçent yapılmalıdır. Yardımcı Doçentlik kadrosunda 5 yıl çalışmış olma süresi de dâhil en az 20 yıl öğretim elemanı olarak üniversitede çalışıp derse girmiş ve yaşı 50’yi geçmiş olan Yardımcı Doçentler de Profesör yapılmalıdır.