THY - Kabin Kıyafetleri Lansman

İmansız tahrikler tahrip içerir

19 Temmuz 2017 Çarşamba

İslâm’ı ve Müslümanları tahrif, tahrip ve tahkir etmeyi gaye edinmişlerin sermayeleri imansız tahriklerdir. Tahrip takipçileri, imansız tahriklerin işçileridir. 

Düşmanın tahriklerini kendilerine strateji haline getirmiş olan Müslümanlar, hafif meşrebliğe kurban gitmeye mahkûmdurlar. Küresel küfür cephesinin en önemli arzusu, Müslümanları erken meydanlara çekerek figüranlaştırmaktır. Rabbimiz Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’den üzerinden uyarıyor:

“Sabret/Diren. Şüphesiz, Allah’ın va’di gerçektir. Kesin imana sahip olmayanlar sakın seni hafifleştirmesin.” (Rum suresi/ 60) 

Her Müslüman imanı miktarınca ağırdır. Çünkü iman, Müslümana düşmanında bulunmayan bir heybet kazandırır. Hafif meşreplik, iman heybetinin düşmanıdır. Düşman karşısındaki ağırlıklarını kaybedip hafif meşrep hale gelen Müslümanlar, imanlarının emriyle değil, düşmanlarının tahrikleriyle harekete geçenlerdir.

Kâfir ile aynı kefede kalanlar, kalmak için özel çaba sarf edenler, imanları küf bağlamış olanlardır. Küflü imanlarla küfrî güçler püskürtülemez.

Allah için birlikte yola çıkanlar, yolda birbirlerine tekme atarlarsa, birbirlerini satarlarsa, dinlerine ve din kardeşlerine en büyük ihaneti etmiş olurlar. Asrımızda tuğyanın zirve yaptığı bir coğrafyadayız. Tufanın kopması mukadder olup an meselesidir. Tufan kopmadan önce tıpkı Nuh (as) gibi gemilerini yapanlarımız var. Gemilerimiz var köpükte okyanus arıyorlar. Bu gemiciklerimize binenler, bir dağın bir kuyuya tohum ektiği yerde birbirlerini unutuyorlar! 

Biz Müslümanlar, iyiliğin çürümediğine, kötülüğün unutulmadığına inanan bir ümmetiz. Kardeşleri tarafından ihanete uğrayan Hz. Yusuf (sav)’in serüvenini yaşıyoruz. Derdimize derman bulanlar diyorlar ki derdinizin dermanı unut. Biz nasıl unutacağız ki, kanla yıkanıyor bizde rüyalarımız ve umut.

Dinsiz ortamlarda kalmaya razı olanlar, hayatlarını yanlışlarla ve yalanlarla dolduranlardır. Yalanlarla ve yanlışlarla dolu bir hayat yaşayanlar, hak-batıl ayrımına yanaşmazlar. Onlar için âlim ile zalim olmak birdir. Onlar dinimiz İslâm’ın mahkûmiyet günlerinin tekabülleridir. Dinimiz hâkim olmayınca ülkemize; düşman dost diye göründü gözümüze. Yenilgiler tıpkı tufan gibi çöktü bizim üstümüze!

Kervanlarımız kurt, bezirgânlarımız koyun olmuş. Kurban gidiyoruz kaktüslerin diline düşen figanlara. Yenik düşmüşüz kervanında kaybolan bezirgânlara. Zalimlerimiz zulümlerine mazeret üretmekle meşguller. Ne bu dünyada ne de öteki dünya zulüm eden zalimlerin mazeretleri geçerli olmaktır. Rabbimiz uyarıyor:

“O gün zulmedenlere mazeretleri fayda sağlamaz, Allah’ı razı edecek amelleri işleme istekleri de kabul edilmez.” (Rum Sûresi/ 57)

Zulmün mazereti olmaz. Düşmanın tahriklerinde bizim için saadet bulunmaz. Bir ülkenin mazlumları zalim olmayı bir sevda olarak, bir hasret olarak yüreklerinde taşıyorlarsa, o ülkede zulmün ve zalimliğin sonu gelmez. Zalimin karşısında zalimce dikilen zalim olur. Zulmün karşısına halimce dikilen zulüm ateşine su döken âlim olur. Zalimlerle mücadele etmeyen âlim de zalim olur!

Ümmetin kıyameti oldu ulemanın tembelliği. Mü’minlerin gözlerinde, gönüllerinde hatıra kalıyor zalimler karşısında ulemanın kekemeliği! Ulema ilim sahibi olan kimselerdir. İlmin namusu, Emr-i bi’l ma’ruf ve neyhi ani’l münkerdir. Ma’ruf olanı emretmeyi, münker olandan da nehyetmeyi terk eden âlimler, ilmin namusuna tecavüz edenlerdir.

Müslümanları kâfirlerle eşitlemek için “hoşgörü” tahrikinde bulunanlar, Allah’ın dini hususunda “horgörü” sahibi olanlardır. Bunlar Müslümanların Müslümanlar olarak var olmalarını asla istemezler. Bu nedenle diyoruz ki; kendi dinini hor gören, kendi değerlerine düşman bir neslin ortaya çıkmasına sebep olanlar, “hoşgörü” diye diye düşmansız bir nesil yetiştirmeye çalışanlardır.

Biz Müslümanlar düşmanımızın tahriklerine kapılarak düşmansız yetiştirilen nesle umut bağlamayız. Düşmanımız var, ne yapacağız? Deyip de ağlamayız. Düşmanın varlığını ganimet bilir dinimizin emrettiği şekilde hazırlık yapmaktan geri kalmayız. Necip Fazıl’ın dediğini düşmanımıza deriz:

“Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın; Gündüz geceye muhtaç bana da sen lazımsın!

Biz Müslümanlar, düşmanımız karşısında reaksiyon değil, aksiyonuz. Düşmanımızın tahriklerine kapılırsak reaksiyona dönüşürüz. Düşmanı bırakır birbirimizle dövüşürüz. Dostların sofrasında değil, düşmanın sofrasında görüşürüz.

Kâfirin Müslümanı boğmak istemesini anlarız. Onun küfrü ona bunu emrediyor diye sorgularız. Mü’minin mü’mini kırmasına gelince buna ağlarız. Nebimizden öğrendiğimiz edep gereği din kardeşlerimizin ayıplarını örtüp saklarız. Çünkü biz düşmanımızın tahrikleriyle değil, Rabbimizin âyetleriyle, Peygamberimizin işaretleriyle bir araya gelip birlikte hareket eden sadıklarız. Düşmanımızın tahriklerine kapılırsak, Rabbimize, Peygamberimize, din kardeşlerimize karşı olan sadakatımızı sakatlarız!

 

YORUM YAZ