Entelektüelizm tapınağında büyüyen putperestler (1)

05 Temmuz 2017 Çarşamba

Hilafetin ilgasından bu yana insanları annelerinden doğarken yaşlanmış, akılları önyargıların döküm kalıplarında taşlaşmış bir ülkenin vatandaşları olduk.

İslam topraklarında bilginin kaynağının vahyi yerine akıl olarak kabul edilmesi, aklın dışında hakikatin var olduğunun kabul edilmemesi, sosyal ve siyasal alanlarda görülen fitne ve fesadın ana sebebi olmuştur.

Müslümanlar olarak medeniyetimize, inanç dünyamıza ait olan “Âlim”, “Rabbanî”, “Mürşid”, “Mürebbi”, “Hadi”, “Müfti”, “Kadı”, “Fakih”, “Rasihun”, “Arif”, “Müçtehid”, “Mücahid” gibi kavramlarımız vardır. Bizi dinimizden küfre ve kâfirliğe geri döndürmek için çalışanlar bu kavramlarımızı bize unutturmak için bizi inanç dünyamıza ait olmayan entelektüel kelimesiyle meşgul ettirdiler ve halen de ettirmeye devam ediyorlar.

Entelektüel kelimesi, Müslümanlar olarak inanç dünyamıza ait olmayan bir kelimedir. “Entelektüel” ifadesi, kökeni ta Antik Yunan´a dayanan yalancı ve yabancı bir kavram. Aristo, onu (entelekheia´yı) olgunlaşmış ama bununla birlikte “sürekli bir fiil halinde” olan varlık olarak okuyordu. Aydınlanma Dönemi Fransasına geldiğimizde o, (intellectuel) “aklı merkeze alan kişi” şeklindeki anlamlandırmalara tabi oldu. Dolayısıyla entelektüelin varlık sebebi, aklı putlaştıran Batıdır. Vahyi yerine aklı gerekli ve yeterli gören putperest Fransız inkılab-ı kebirinin mahsulüdür. Entelektüel kelimesinin kökeni, Latince’deki “intellectus” kelimesine dayanmaktadır. “Intellectus” Fransızca’ya “intellect” olarak geçmiştir. “İntellect”; zihin, anlama, kavrama, düşünme ve bilme yeteneği anlamına gelmektedir. Aynı şekilde Fransızca’daki “İntelligence” kelimesi de aynı kökten gelmekte olup, “zihniyet”, “zekâ”, “anlayış” ve kavrayış” gibi anlamlara gelmektedir.  Fransızca’daki “intellect” kelimesinden türetilmiş bir sıfat olarak “intellectuel, elle” kavramı, anlama, kavrama ve bilme yeteneğine sahip olan kimseleri ifade etmek için kullanılmaktadır. Entelektüel kavramının, öncelikle Fransa kültür coğrafyasından doğmuş olması, ortaçağ Avrupa’sının yaşadığı tarihi süreç ilgilidir. Müslümanları kendileri gibi akıl putuna tapan putperestler yapmak için İslâm coğrafyasında “Entelektüelizm” denilen putperestlik tapınağını cazip hale getirdiler. Günümüzde birçok Müslüman eziklik kompleksi içerisine girerek entelektüel olmak için çırpınıp duruyor.

Asrımızda Müslümanlar arasında bilginin ve olguların mistik bir yaklaşımla çarpıtılması, nesnel, bilimsel bir araştırma ve analizin gerçekleştirilme becerisinin gösterilememesi, entelektüelizm tapınağının müdavimlerinin çoğalmasına sebebiyet vermiştir. 

Entelektüelizm tapınağında büyüyenler, dinleriyle, tarihleriyle, memleketleriyle alay ederler. Onların gözünde Batı ekberdir. Batılı filozofların sözlerini Kur’ân ayetinden, Peygamber hadislerinden daha önemli görürler. Kendilerini entelektüel kabul edenler için Kur’ân’ın ayetleri, Peygamberin hadisleri, sahabelerin sözleri, müctehid imamların içtihadları, varis-i rasûl olan ulemanın tespit ve tahlilleri, Batılı filozofların felsefi görüşleri kadar önemli değildir. Entelektüel dediğimiz, şeytandan gelen umniyelerin oyuncağı olan kimsedir. Rabbimiz uyarıyor: İş, ne sizin kuruntunuza, ne de kitap ehlinin umniyesine/kuruntusuna göredir. Kim kötü bir iş yaparsa, onunla cezalandırılır. O, kendisine Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilir.” (Nisa Sûresi/ 123) 

Entelektüelizm, medenilik kaybımızın faturasıdır. Entelül Kibriya adamların gölgesinde, dünyayı kurtaran entel niyazlara âmin diyen yapay bir gençlik yetişiyor. Sahip olduğu bilginin Rabbi kesilerek şeytan çıkarıyor günahlarının içinden.

İslâm ümmeti, beşeriyet için hayırlı bir ümmettir. Allahû Teâla bu ümmeti, medeniyet tesis etmesi için yaratmıştır. Müslümanlar her gittikleri yerde ve her fethettikleri toprakta medeniyet kurarlarken oranın örf ve kültürüne saygılı davranmış, ananelerine müdahale etmemiş, Müslümanlara silah çekmemek kaydıyla halka serbesti getirmiştir. Dillerine ve dinlerine müdahale etmemiştir. Ancak İslam’a giren yerli halk, kendisini ifade için İslam’a girmeyenlerden farklı olarak alfabesini İslam harfleriyle değiştirmişlerdir. Berberiler, İspanyollar, Arnavutlar, Boşnaklar, Yunanlar, Bulgarlar, Türkler, İranlılar, Kürtler, Çağataylar hatta Çinli, Hindistanlı, Malezyalı, Endonezyalı Müslümanlar kendi ana dillerini Arabi harflerle yazmışlar, Kendi seslerinde olup da Arap elif-bâ’sında olmayan bazı harfleri küçük ilavelerle değiştirmişlerdir. Ama kendi dinlerine bağlı kalarak medeniyetlerini inşa etmişlerdir. 

İslâm ümmeti için âlimler, medeniyet muallimleridir. Müslümanların âlimlerini idam ederek tüketmeye çalışanlar, Fransa’nın kokuşmuş “Entelektüel” kavramını Müslümanların önüne koydular. Aklını vahyin yerine geçirmiş hokkabazlarla Müslümanları baş başa bıraktılar. Kim ne derse desin batması mukadder olan Batı âlemi entelektüel kelimesini, âlim kelimesini Müslümanlara unutturmak, vahyi yerine Müslümanları akıllarını putlaştırmaya alıştırmak için İslâm âlemine dayattı. Bu dayatmanın neticesinde eziklik kompleksine kapılanlar, entelektüel kavramına manalar yükleyerek, Müslümanlar için ulaşılması gereken bir sevdaya dönüştürdüler.