Allah dini darlarımıza din nasip etsin

13 Eylül 2017 Çarşamba

Müslümanlığımızla iftihar etmek nasıl hepimizin ise, Müslümanlığımıza hizmet etmekte öyle hepimizindir. Dine hizmeti dinde olmayan zümreye yani “din görevlileri”ne havale ediyorsak, dini darlık bizi teslim almış demektir.

Ağaç olmak için tohumun çektiği çileye, acıya talipli olmayanın güzellikler dünyasında yeri olmaz. Çünkü güzellikler, acıların çocuklarıdır. 

Kişinin bu dünyada kendisinden başka Müslüman görmemesi, her Müslümana kâfir gözüyle bakması; dindarlık değil, dini darlıktır. Dini darlık; bağnazlıktır, dilde ukalalık, dinde fukaralıktır. 

Dinin bütünlüğünü dışlamak, dinin dışında kalmaktır. Allahû Teâla toptan İslâm’a girmemizi ve İslâm’ı bir bütün olarak kabul etmemizi bizden istiyor.

“Ey iman edenler! Hepiniz topluca İslâm’a (İslâm’ı parçalamadan, bölmeden bütününe) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.” (Bakara Sûresi/208)

Din, ilahi bir bahr-ı ummândır. Dindarlık ise, bu ilahi bahr-ı ummânın kendisi değildir. Dindarlık, herkesin kabı ve kapasitesi kadar iman, hikmet ve hakikat denizinden avuçlayıp içebildiğidir.

Dindarlık denildiğinde dinin bütünlüğünden taviz vermemek akla gelir ve de gelmelidir. Eksik ve yanlış bilgiler üzerine bina edilmiş dindarlık, dini darlığı beraberinde getirir. Dini darlık, kişinin din sahibinin belirlediği çerçeveyi küçültme yetkisini kendisinde görmesidir. İslâmiyet görünmek değil, olmaktır. Kim ne için, ne kadar bulandırırsa bulandırsın, dinimizin, tüm atılan iftiralardan beri olduğuna ve bütün güzelliklerin dinimizde var olduğuna imanımız tamdır. Zira “İslâmiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez, gündüz gibidir, göz kapamakla gece olmaz. Gözünü kapayan yalnız kendine gece yapar.”

“Dindarlık”, İslâm’ı bir bütün halinde yaşama hassasiyetini ifade etmek için kullanılır. Dindarlık, tavizkârlığa gelmeyen, yanaşmayan Müslümanlık demektir. Acı da olsa ülkemizde İslâm dinine yapılan muamele, Demokrasiye yapılan muamele seviyesinde olduğunu itiraf etmeliyiz. Herkes nasıl ki kendi keyfine göre bir demokrasi tarifi yapıyorsa, İslâm’a da aynı muamele yapılıyor. İslâm keyfi yorumlara tabi tutuluyor. Altını çizerek diyoruz ki; ülkemizde İslâm’ı kendi keyfi yorumlarına malzeme yapan ilahiyatçıların tamamı dr., doç., profesör de olsalar dini dar kimselerdir. Rabbimizden temennimiz bu dini darlara din nasip etmesidir. 

Dindar olmak, tasavvurda, tavırda, kararda Allah’tan gelmiş olan din ile ve dinin asla değişmez ve değiştirilemez ilkeleriyle mukayyet olmak demektir.

İslâm Dinini yaşayan ya da “yaşıyorum” diyen insanları bekleyen en büyük tehlike dini darlıktır. Dini darlık; kişinin kendi hevâ ve hevesine göre İslâm dininin çerçevesini daraltması veya genişletmesidir. Dinin çerçevesini Allah belirlememiştir. Din va’zetmede, dine hudud, sınır çizmede Allah ile beraber kendilerine de bir pay ayırmaya kalkışanlar dindar değil, Allah’ın dinine muhtaç olan dini darlardır. 

Allah’ın dinini anlarken ve Allah’ın dinini yaşarken, farklı yorumlarla, sadece kendi düşüncesine göre, belli kalıplar içerisinde yaşayan ve dini, yaşadığından ibaret sanan insanların tamamı dini dar olanlardır. Allah’ın dinine dar bir kalıp ile dar bir çerçeveden bakıp yaşamaya çalışan, inanç esaslarına göre yaşamak değil¸ yaşadığı gibi inanç esaslarına inanan insanlar, bu çağın dindarları değil, dini dar olanlarıdır. 

Müslümanlar dini darlıktan kurtulup İslâm’a bir bütün olarak girseler, İslâm’ı bölmeden, parçalamadan Rasûlüllah (sav)’in örnek ve önderliğini esas alarak yaşayabilseler, sair dinlerdeki insanlar İslâm’a girmek için birbirleriyle yarışırlar. Dini dar olanın hayatı, İslâm’a girmek isteyenler için bir pusula değil, İslâm’a ve İslâm’a girmek isteyenlere kurulmuş bir pusudur.

Türkiye’de dini darlara sağlanan imkânlar dindarlara sağlanmamaktadır. Âmentü esaslarını bangır bangır inkâr ettiklerini haykıranlar, belediyelerin konferans salonlarında keyifle sahâbelere ve müctehid imamlara hakaretler edebilmektedirler. Dindarların din konusunda itibar görmediği, din(i) darların şaşaalı bir şekilde kabul gördüğü ve referans olarak alındığı bir zamanda yaşıyoruz. Ülkemizde medya aracılığıyla din adına her zaman her konuda hiç susmadan konuşmayı vazife addeden sözde din âlimleri(!) maalesef bu dinin asıl kendilerinden korunması gereken insanlar olduklarını bilmeliyiz. Dünyadaki Müslümanlarla ilgili imajın oluşmasında, adı geçen insanların payı büyüktür. Din ve dindarlık adına yaşananların, dinimize ne kadar uyduğunu bilmek zorunluluğu bütün Müslümanlara vazifedir. 

Dini darlığın beraberinde getirdiği tekfirdir, tezyiftir, tahkirdir. Dinde müfessirlerin, muhaddislerin, fakihlerin, mürebbilerin konuşmalarını mahkûm ederek yok sayarak dini Kur’ân mealciliğinden ibaret sayanlar, bu ülkenin, bu çağın din(i) darlarıdır. Hz. Peygamber (sav)’i Kur’ân’a hapsedip Peygamber yerine İslâm ümmetine Peygamberlik yapmaya kalkışan dini darlara Allah din nasip etsin!..

 

  • AdemAdem2 ay önce
    Maşallah dılınıze sağlık hocam