Allah bilir, biz bilmeyiz/1

16 Ağustos 2017 Çarşamba

Bilgide, belgede Allah ve Rasûlü’nün öne geçmemek, hiç kimseyi geçirmemek, âmentü hukukundandır. Allah’a imanı olanların diyecekleri “Allah bilir biz bilmeyiz!. Bilgimizin kaynağı Allah’ın bildirdikleridir. Allah’ın son Peygamberinin tebliğ ettikleridir”. Rabbimiz buyuruyor:

“Savaş, hoşunuza gitmediği hâlde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara Sûresi/ 216)

Ferd, aile, cemiyet ve devlet seviyesinde idarelerini Allah’ın dinine, şeriatine bırakmayanlar, “Biz biliriz, Allah bilmez” diyerek Allahû Teâla’yı yetersizlikle itham edenlerdir. “Bu dijital çağda Kur’ân nazil olsaydı bence, kanaatımca ve zannımca Allah böyle değil de şöyle buyururdu” diyenler, Allah’ın âlim sıfatını inkâr edenlerdir. Allah’ı bilmemekle itham eden ukelalardır. Allah yerine insanlara Allah’lık etmeye kalkışan tağutlardır.

İslâm’da bilginin kaynağı akıl değil, vahiydir. Kalemle yazmayı ve de insana bilmediklerini öğreten Allah’tır. Bilgi Allah’tandır, bilginin kaynağı Allah’tır. Allah bize bilgisini açmasaydı, bizi muhatap kabul edip kendi bilgisini bize aktarmasaydı, bizler şu anda bildiklerimizi nereden bilebilecektik?

Bu dünyadan Allah bilgisini, Peygamber vasıtasıyla bize ulaşmış vahiy bilgisini söküp çıkarsanız geriye iki şey kalır: Kan ve katliam. Meleklerin de ifâdesiyle insan bu iki özellikten Allah bilgisi sayesinde kurtulmuş ve insan olabilmiştir. İnsanı insan yapan, insanı yeryüzünde halîfe yapan işte bu Allah bilgisidir. Hattâ şu anda dünyada bilinen tüm sanatlar, batı dünyasındaki mühendislik, tıp gibi bilgilerin tamamı Peygamber bilgisine dayanmaktadır. Tüm sanatlar Peygamber eliyle talim buyurulmuştur. İnsanoğlu mezar kazmasını bile bilmiyordu da mezar kazıp ölüleri defnetme sanatını Allah öğretmiştir. Esasen ilmin yolu, ilim elde etmenin kaynağı üçtür. Yani şu anda biz ilmi üç yoldan, üç kaynaktan öğreniriz:

1. Vahiy. Başka hiçbir kaynaktan elde etme imkânı olmadan direkt Allah’tan Peygamberleri aracılığıyla öğrendiğimiz bilgiler. Vahye dayanan, kitaplardan elde ettiğimiz bilgiler. Allah’ın zâtını, sıfatlarını, meleği, cini, şeytanı, kulluğu, namazı, orucu, îmanı, küfrü, cenneti, cehennemi, hayatı, ölümü, hayatın ve ölümün mânâsını, âhireti, haşr’i, neşri, oradaki hesabı, kitabı biz nereden öğrendik? Vahiy olmasaydı, vahiy vasıtasıyla Rabbimiz bu bilgilerini bize ulaştırmasaydı biz bütün bu bildiklerimizi nereden bilebilirdik?

2. Akıl. Akıl yoluyla ulaştığımız bilgiler.

3. Duyu organları. Duyu organlarımız aracılığıyla elde ettiğimiz bilgiler. Bilgi kaynağımız olan bu üç vasıtanın üçü de Allah’tandır. Vahiy zaten direkt Allah’tandır. Peki, akıl kimden? Bu akıllarımızı nereden bulduk biz? Kim verdi onu bize? Kendimiz mi bulduk? Kendimiz mi imal ettik onu? Hayır hayır, o da Allah’ın bize bir lütfudur. Akıl dediğimiz ve kendisiyle kimi bilgilere ulaştığımız şey bizim kendi kendimize elde ettiğimiz, kendi kendimize ulaştığımız, kazandığımız bir şey değildir. Onu da bize veren Allah’tan başkası değildir. Kaldı ki eğer Allah’ın vahyi olmasa tek başına akıl da bir şeye yaramaz. Duyu organlarımız da Allah’tandır. Onları bize veren de Rabbimizdir. Yani duyularımızın hareket noktaları, istinatları mevcut yasalardır. Cenab-ı Hakk’ın yeryüzüne koyduğu, soğuk, sıcak, yağmur, kar, fizik, kimya yasalarıyla hareket eder duyular. Meselâ su yüz derecede kaynar, şu derece soğukta donar. Güneş ısı ve ışık verir, uçak şöyle kalkar, gemiyi su şöyle kaldırır, yukarıdan atılan bir cisim yerçekimi kuvvetiyle şöyle düşer, ateş yakar, hava, sesi titreşimler halinde iletir gibi Rabbimizin yeryüzünde koyduğu bir kısım yasalar vardır. İşte bize yine Allah tarafından verilmiş olan duyu organlarımızın hareket noktaları bu mevcut yasalardır. Kaldı ki zaten aynen akıl gibi duyu organları da vahiysiz bir işe yaramamaktadır. Aklın ve duyu organlarının fonksiyonlarını sona erdirmenin en kestirme yolu, vahiy ile irtibatlarını koparmaktır. Vahyi ile irtibatı kesilmiş akıl ve duyu organları bilgiye ulaşmak yerine cehalete kurban giderler. Akıl ve duyu organları için fıtri olan vahye tabi olmalarıdır. Aklın ve duyu organlarının daimi kılavuzları vahiydir. Vahyin yerine ve önüne geçirilen akıl putlaştırılmıştır. Kendi akıllarını veya başkalarının akıllarını vahyin fevkinde görenler, Allah’tan başkasına tapanlardır.

 

  • İhsan Hocaİhsan Hoca3 ay önce
    Şubat 2017’de Sayın Cumhurbaşkanımıza arz ettiğim aşağıdaki yazıyı dikkate alarak binlerce mağdur Yardımcı Doçente yardımcı olmanızı istirham eder, saygılar sunarım. A-)7 Şubat 2017’de Sayın Cumhurbaşkanımıza arz ettiğim bir yazıyı sizlere sunmak istiyorum: “…Sayın Cumhurbaşkanım; Size, ‘Yardımcı Doçent’ Kadrosunda çalışan binlerce Öğretim Üyesi adına bir mağduriyetimizi arz etmek istiyorum: Emsallerimizin, ölünceye kadar atama işleminin dışında kullanmadıkları, bir ömürde bir defa, bir biçimde, Yabancı Dil Sınavı’ndan aldıkları 65 Puanını gösteren belgeyi alamadığımız için, yıllardır bulunmamız gereken Profesörlük kadrosuna bir türlü geçemedik. Emsallerimizin makaleleri varsa, bizim de var; emsallerimizin kitapları varsa bizim de var; emsallerimizin ‘Bilim Doktoru’ diploması varsa, bizim de var; emsallerimizin 20-30 yıllık üniversite hocalığı hizmeti varsa, bizim de var; ama emsallerimiz Profesör, biz Yardımcı Doçent kadrosundayız ve binlerce Yardımcı Doçent olarak 50 yaşımızı geride bırakmış olarak emekli olmak üzereyiz. Binlerce Yardımcı Doçentin anılan mağduriyetini, sizlerin yardımına ve takdirlerine saygıyla arz ediyorum. 07.02.2017…”B-)Yardımcı Doçentlik Kadrosunun Kaldırılması İle İlgili Öneriler: Yardımcı Doçentlik kadrosunda 5 yıl çalışmış olanlar Doçent yapılmalıdır. Yardımcı Doçentlik kadrosunda 5 yıl çalışmış olma süresi de dâhil en az 20 yıl öğretim elemanı olarak üniversitede çalışıp derse girmiş ve yaşı 50’yi geçmiş olan Yardımcı Doçentler de Profesör yapılmalıdır.