Akideleri sakat olanların sadakatları olmaz/1

01 Kasım 2017 Çarşamba

Akide, kalbin şeksiz ve şüphesiz Allah’a bağlanmasıdır. Akide; tasavvurun, tavrın ve kararın Allah’ın diniyle mukayyed kalmasının garantisidir. Akidenin, akideye sadakatin kalmadığı bir yerde her şey sakatlanmaya ve sakat kalmaya mahkûmdur.

Müslümanların akideleri, Müslümanların varlık sebebidir. Müslümanlar hangi mekânda ve hangi zamanda yaşarlarsa yaşasınlar, kendi akidelerinden ve akitlerinden sorumludur. 

“Ey iman edenler! Akitlerinizi yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helâl saymamanız kaydıyla, okunacak (bildirilecek) olanlardan başka hayvanlar, size helâl kılındı. Şüphesiz Allah istediği hükmü verir.” (Maide Sûresi/ 1)

Bu âyet-i kerime, öncelikli olarak Kalû Belâ akdine, Kelime-i Şehadet akdine sahip çıkmamızı bizden istiyor. Müslümanlar olarak akidemiz bütün sözleşmelerimizin, bütün akitlerimizin miy’arı, ölçüsüdür. İmanın ölçüsüne uymayanın adı ister yasa olsun, ister anayasa olsun ve isterse başka bir şey olsun batıl ve atıldır. İmanın ölçüsü; Kur’ân’ın ölçüsüdür, Peygamberin sahih sünnetinin ölçüsüdür. Örnek ve önderimiz Hz. Muhammed (sav) uyarıyor: “Birtakım adamlara ne oluyor ki, Allah’ın Kitabında olmayan şeyleri şart koşuyorlar. Allah’ın Kitabından olmayan şart batıldır, yüz tane olsa da. Zira Allah’ın hükmü en doğru olandır. Allah’ın şartı en doğru olandır.” (bk. Buhârî, Mekâtib,1-3,5; Şurt,10,17; Nesaî, Talâk, 31; Ahmed b. Hanbel, VI,183)

Allah’ın kitabında olmayan şartları ileri sürmek, Allah’ın kitabından alınmayan, Allah’ın kitabına uygunluk arz etmeyen aksine Allah’ın kitabıyla çelişen ve çatışan yasaları ve anayasaları Müslümanlara dayatmak, batıl ve atıldır. Böyle bir şeyi sevmek ve savunmak tevhid akidesine karşı sadakatsizliktir.

Sadakat, akidenin ilk dersidir. Sadakat, imanla hayatın kurumuş damarlarına kan vermektir. Allah’a, Peygamberine, mü’minlere ve bütün insanlara karşı sadık olmayan akide sahibi sayılmaz. Sadakat İbrahim’ce bir vicdana sahip olmak ve fiilen nar-ı Nemrudu görünce yolunu değiştirmeyen İbrahim olmaktır.

Sadakat, tuğyanın olduğu yerde tufan kopmadan önce Nuh olmak ve gemide yalnız kalmaktır. Sadakat, Firavunlar kucağında büyüyen “çocuk Musa”nın çöllerde vaaz vermesi ve sine-i millete dönmesidir. Sadakat, adalete boş vermeyen Yahya’nın, adalet için baş vermesidir. Sadakat, hakikatin yüksek hatırına Sümeyye olmak ve Allah yolunda parçalanmaktır. Sadakat, iman uğrunda cennete randevulu olmaktır.

Akideden kaynaklanan sadakat; kırk Ebu Bekir içinde kırk birinci Ebu Bekir olmak değil, kırk Ebu Cehil içinde bir Ebu Bekir olmaktır!

Müslüman amel edilecek “ilm”i, Akide ve İlmine yakışan ‘’Güzel Ahlak’’ı, hayatını düzene sokacak ‘’Disiplin..’’i bir tek akidesinden alır. 

Usuldeki farklılıklarımız gayedeki birlikteliğimize engel oluyorsa, akidemizde bir sakatlık var demektir. Sadakat ile maslahat su ile yağ gibidir; hiçbir zaman birbirine karışmazlar. Onları birbirine karıştıranların akidelerinde sakatlık var demektir.

Allah için yola çıkanların yola yatmaları, yol arkadaşlarını satmaları, yolda birbirlerine tekme atmaları, Nemrudları, Firavunları görünce yoldan çıkmaları ve yollarını değiştirmeye kalkışmaları, akidelerinin sakatlığındandır. Akidenin sakatlığı; hakka vakıf olmada, hakkı kabullenmede, Allah’a, Allah’ın hükmüne, hâkimiyetine, Allah’ın şeriatine Allah’ın istediği gibi teslim olmamaktır.

Dünyanın bütün servetini terazinin bir kefesine koysalar, terazinin öbür kefesine de tek bir Kur’ân harfini koysalar, şeksiz ve şüphesiz Kur’ân’ın harfi daha ağır gelir. Bu nedenle Müslümanlar olarak dünyanın bütün servetinden vazgeçeriz ama Kur’ân’ın tek bir harfinden vazgeçmeyiz. Akideye sadakat bunu gerektirir. Tek bir Kur’ân harfi etmeyen dünya ve içindekiler hesabına nasıl akidemizi sakatlarız?

Akide, Allah’a şeksiz sadakattir ve her halükârda bizden “Sadakat, teslimiyet, kavilik, metinlik, dayanıklılk. Sebat ve gayret” ister. Akide sakatlığı Allah’a inanmakla birlikte şeriklere, şüphelere, tereddütlere kucak açmaktır. Hayatlarından sahte ilahlara ve sahte ilahların düzmece düzenlerine pay ayıranlar, akideleri sakat olanlardır.

Sağlam akideye sahip olmak bir nimettir herkese nasip olmaz. Akideleri sakat olanlarla yola çıkılmaz!

Akidede milimlik bir sakatlık, pratik hayatta kilometrelerce sadakatsizliğe tekabül eder. Müslümanların dinlerine, kitaplarına, Peygamberlerine, din kardeşlerine karşı olan sadakatsizlikleri, akidelerinde meydana gelmiş olan sakatlıktandır. Akide zamana ve mekâna göre sakıt olmayı, sakatlanmaya sala kabul etmez.

 

  • fatihfatih19 gün önce
    Sayın hocam, 1969 yılından itibaren Milli Görüş adına Erbakan hocanın huzurunda ellerini kaldırıp söz veren milyonlar sözlerinden döndü. Neden Milli Görüşçü olmuşlardı, neden söz vermişlerdi, neden sözlerini tutmadılar? Bu yaptıklarının inancımızdaki karşılığı nedir? Bu konuda bir yazı kaleme alır mısınız