THY- Güney Avrupa Haziran

İran halk ayaklanmasının arka planı

02 Ocak 2018 Salı

İran’daki muhafazakâr akım, 1979 yılında gerçekleştirilen devrimden bu yana iktidarın mutlak kontrolünü elinde tutuyor. Öte yandan, reformistler liderleri Kerrubi ve Mir Musavi’nin 2009 yılından bu yana mevcut rejim tarafından hapiste tutulmaları nedeniyle “yarı reformist” olarak gördükleri Ruhani’yi kerhen de olsa desteklemek zorunda kalmışlardı. Buradaki amaç, muhafazakâr kanadın kazanmasını engelleyerek siyaset alanında bir atılım elde etmek ve bir nebze olsun rahat nefes alma umudu taşıyordu. Ancak İran’ı yönetenin Ahmedinecad veya Ruhani olması devleti asıl yönetenlerin Humeyni’nin temelini attığı Şii temellere dayanan ‘mezhepçi vesayet’ ve ‘devrim muhafızları’ olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Ahmedinecad’ın politikalarına karşı 2009 yılında, sokaklara çıkan reformistlerin sloganı, “Ne Gazze ne de Lübnan, İran için canımız feda…” vurgusuydu. 

İran halkının büyük kesimi sefaletle boğuşurken ülkenin zenginliğinin yurtdışında başka akımlara akmasına neden olan ve evin içini görmezden gelen yönetime yönelik bir öfke patlamasıydı. Aslında o söylemlerin üzerinden çok sular aktı. Nitekim Gazze, yıllardır Suriye’deki tutumu nedeniyle İran’dan herhangi bir destek alamıyordu. Lübnan Hizbullah’ı ise masraflarını İran’ın kesesinden karşılamasına yönelik itiraza rağmen, halkın asıl isyanı insanca yaşam, adalet ve özgürlük talebinde bulunan Suriye halkına yönelik acımasızca katliama girişerek yüzbinlerce masumu katleden Esad’a onlarca milyar dolar akıtan zihniyete yönelmiş durumda.

Sokak gösterileri, yaptırımların çıkmazından kurtulmak ve ekonomik koşulları iyileştirmek için “nükleer” anlaşmaya dayanıyor olsa da asıl mesele rejimin petrol gelirlerindeki düşüşe ve ekonomik bozukluğa rağmen Suriye krizine destek vermeye devam etmesi yetmezmiş gibi Irak ve Yemen’deki Husi çeteleri desteklemeye devam etmesindeki ısrarın halkın üzerinde bıraktığı umutsuzluktan kaynaklanıyor. Özetle siyasi gidişatın umut vermemesi, baskıcı totaliter rejime isyan, giderek devleşen ekonomik çöküntü, işsizlik ve molla sınıfına tanınan ihtişamlı imtiyazlar halkın isyanının ardındaki en belirgin gerekçeler.

Sokaklara yansıyan öfke, vesayetçi sınıfa karşı sivil bir isyanın ötesine varmıyor. Reformist hareketin zayıflığı ve muhafazakarların elinde bulundurduğu güvenlik gücü mukayese edildiğinde protestoların İran rejiminin istikrarını bozacağını ve rejimin ciddi güçlük çekeceğini söylemek zor, ancak protestoların verdiği mesajlar okumak isteyenler için açık görünüyor. Hamaney’in olanları görmezden gelmesi zordur ve eğer doğru okursa, şu anki protesto dalgalanmalarının, yakın zamanda kitlesel bir patlamaya veya orta vadede başka bir patlamaya neden olması sokakta tıkanıklık anlamına gelecektir. Bu da dışarıda birçok cephede savaşan rejimi ciddi anlamda zorlayacak ve göstericilerin taleplerine kulak vermek zorunda kalacaklardır.

Hali hazırdaki rejimin Suriye macerasının, devrimden bu yana aldıkları en kötü karar olduğu, bölgedeki korkunç katliamların, akan kanların önemli derecede müsebbibi oldukları ve bölgeyi çok büyük maliyetli bir çatışma alanına dönüştürdükleri gerçeği kendi yakalarından düşmeyecek bir kâbus olarak karşılarında durmaktadır.

 İran halkının çoğunluğu, halkın en temel ihtiyaçlarını karşılayamama pahasına Arap coğrafyasında genişleme maceralarında ülkelerinin zenginliklerini israf etmekten hiç memnun olmamıştı. Öyle görünüyor ki, İran, Esed’i desteklediği Suriye’deki karşı devrimin bedelini ödemeye başladı.

 

YORUM YAZ