Arap generalleri ve İsrail...

13 Şubat 2018 Salı

Son yüzyıllık geçmişte 57 İslam ülkesinin kalbine bir hançer gibi saplanan İsrail ve emperyalist güçler asıl gücünü kimden alıyor dersiniz? Suriye askerleri Rus ve İran ittifakıyla Halep, İdlip ve Guta’ya ölüm yağdırıyor. Irak güçleri, ABD ile Musul ve Anbar’ı yerle bir etti. Bölgedeki Arap ittifak güçleri Husilerle birlikte Yemen’i harap etti. Mısır ordusu İsrail ile birlikte Sina’yı bombalıyor. Coğrafyamız işbirlikçi generaller eliyle emperyalistlere teslim ediliyor. Suriyeli yazar ve TV programcısı Dr. Faysal Kasım, çoğu darbeyle iş başına getirilmiş asker kökenli yöneticilerin İsrail karşıtı söylemlerini deşifre eden analizinde Sahte düşmanlığın ardındaki sıkı ittifakı yorumluyor:

Arap generallerinin İsrail düşmanlığı sizi aldatmasın. Onların düşmanlıkları iç siyasete yönelik yüzeysel bir düşmanlıktan öteye gitmez. Çoğu zaman söylemlerinin eylemlere dönüşmediğini görürsünüz. Çünkü düşmanmış gibi davranan generaller, fiiliyatta kimsenin kılını bile kıpırdatmasına izin vermezler. Bu düşmanlığı harekete geçirmek isteyenlere de büyük cezalara ve acı sonuçlara katlanmak kalır. Yapılan sadece kitleleri uyuşturmak için bir hap içirmek ya da patlayıcı yüklerini gerçek bir savaşa hazırlamak yerine, boş havaya savurmak gibi bir şey…

On yıllar boyunca İsrail karşıtı görüntü verenlerin skandal bir tiyatro oynamaktan başka bir şey yapmadıkları gerçeği için çok sayıda kanıt mevcut. Generallerin rejimleri düşmana hakikatte düşman olsaydı, kendi halkına çok farklı şekillerde davranırlardı. Ama onları onurlu duruştan, meydan okuma bilincinden, direnişten ve değerlerinden yoksun bırakıp onlarca yıl boyunca ağır botları altında inlettiler. Zorba generaller toplumlarımızı askeri çizmeleriyle koyunlaştırıp adeta köleleştirdiler. Herhalde düşmanlarımız Arap yöneticilerine bu çok değerli güzellikleri için son derece minnettardır!

İsrailli yazar Aluf Benn, “İsrail’in bölgesel politikası, Arap diktatör generaller eliyle kurulan rejimlere ve korku politikaları üzerine kuruludur. İsrail bu rejimleri kendisini Arap sokaklarındaki çetelerin gazabından koruyan doğal bir koruma görevlisi olarak görür” diyen Aluf, ABD’yi “kontrolsüz demokratikleştirme” girişimlerine karşı uyarmayı da ihmal etmiyor. O halde İsrail bütün gücüyle askeri dikta rejimlerin devamından yana duruyor. İsrail liderleri, bölgeye hükmetmek için tüm siyasi, askeri ve ekonomik stratejilerini bölgedeki askeri diktatörlükleri destekleme üzerine planladılar. Dolayısıyla, İsrail ve faşist askeri rejimlerin, bu halkları ezik tutmak konusunda ortak bir çıkarları var. Kendilerine sunulan koltuğun ve kurdukları düzenin devamı için halklarıyla savaştıkları sıkı bir ittifak…

Bu faşist askeri rejimler zulümde ne kadar çok başarılı olurlarsa satrancı oynatanlar tarafından siyasi performans puanları o kadar yüksek verilecek, koltuk süreleri o oranda uzayacaktır. Elbette bu derecelendirmenin şartlarından biri de yönetilen halkın az gelişmişlik, yoksulluk, değerlerine yabancılaşma, direnme kabiliyetinin zayıflaması, yolsuzluğun yaygınlaşmasının artırılması yarışıydı. Böylece İsrail sahada tek güç olmaya devam edecekti.

Gayretler boşa gitmemiş, nihayet meyvesini vermiş, İsrail bu bölgede bir super power/süper güç haline gelmişti. Diğer ülkeler ve askeri rejimler ise taşan halklar karşısında varlık mücadelesi veren kırılgan ve parçalı oluşumlara dönüştü.

İsrail ya da Amerika›nın generalleri bırakıp Arap liberallerden yana olacaklarına inanmaları saçmalık ve saflıktan öte bir şey değildir. Bölgemizde İsrail’in ve Batı’nın isteyeceği son şey, demokrasinin yayılması ya da güçlenmesini desteklemektir. İnanın bana, daha fazla zalim bir alternatif bulmadıkça İsrail herhangi bir Arap diktatör rejimini devirmeyecektir. Demokrasi İsrail ve Batı için kırmızı çizgidir!

Amerika ve İsrail’in bölgeyi demokratikleştirmek ve totaliter rejimlerden kurtarmaya çağıran aldatmacalarından büyülenenlerin gözünden perdeyi kaldırmak için, bir zamanlar İsrail’li politikacı tarafından söylenenleri hatırlatmak isterim. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla komünizme karşı Arap ülkelerindeki sosyalist yayılma tehlikesi karşısında görevinin nihayete ermesinden sonra İsrail’in bölgedeki rolünün ne olacağı soruldu. İsrailli yazar Aluf Benn’in sözlerine tam olarak karşılık gelen sözlerle yanıtladı: “Önümüzdeki süreçte İsrail’in en önemli görevlerinden biri askeri rejimleri yıkılmaya karşı korumak”. Yani herhangi meşru bir halk devrimi ya da toplumsal kalkışmalardan.

Suriye rejimi buna bir örnektir. Suriye askeri rejimi ile Siyonizm diktatörlüğü arasında açık bir ittifak vardır. Şaşırmayın! “Sevgili” düşmanımızın tek endişesi generallerimizi, bozguncularımızı, işkenceci subaylarımızı ve milli servetimizi satanları korumaktır! Bunun aksini söyleyen yalan söylüyor.

Arap ülkelerinin hapishaneleri özgürlük aşığı, halk ve vatan sevdalısı gerçek aktivistlerle doludur. Dolayısıyla ülkelerinizi bu askeri tiranlığın boyunduruğundan kurtarıp sonsuza kadar gömene kadar ülkenizin özgürlüğünü kurmayı hayal etmeyin. Çünkü bu rejimler İsrail’in en büyük koruyucusu ve garantörüdürler.

 

YORUM YAZ

  • Hak yolHak yol6 gün önce
    Şimdi bu yalanların perde arkası yavaş yavaş görülmeye basladimi,bunlar konusuldumu birde göstermelik bir iki etkisiz saldırı yaparlar birbirlerine hipnoz devam etsin diye nitekim İsrail ile irain yıllardır böyle
  • ??????6 gün önce
    Bize de darbeye kalkıştılar bunun için
  • M.EminM.Emin6 gün önce
    Keser döner sap döner, gün olur devran döner.. selâmlar, sevgiler...
  • utkuutku6 gün önce
    Kalemine sağlık muharrem bey, acı ama gerçekçi bir yazı.....
  • 6 gün önce
    Allahım İsrail'i ve onu destekleyen zalim diktatörlerive destekçilerini kahru perişan eylesin