Hıristiyan köktendinciliği

07 Kasım 2017 Salı

İçinde bulunduğumuz çağın uluslararası siyasette Müslüman toplumlarla alakalı olarak önem arz eden sorularının başında İslam ve demokrasi ilişkisinin nasıl olduğu geliyor. Kimileri ikisi arasında tutarlılık olduğunu iddia ederken diğerleri İslam’ın içinden çıkarılacak bir toplumun demokrasi ihtiva edemeyeceği kanaatindedir. Birinci kampta olanlar şûra ve istişarenin önemine vurgu yaparak, Medine şehir devletinin işleyişine atıfta bulunurlar. İkinci kamptakiler muhalifleri gibi felsefi bir tartışmaya girmekten ziyade ampirik olan üzerinden konuşur ve Müslüman ülkelerin bizzat durumunu referans alırlar. Otoriter rejimlerle yönetilen Müslüman ülkeler onlar için en önemli örnektir, tezlerini savunabilmek için. Oysa Batı destekli, sırtını Batının güya medeni siyasetine dayamıştır mevzubahis otokratlar. Mısır’ın Mübarek’i ve şimdiki Sisi’si Batı demokrasilerinden almadı mı gücünü... Ya Tunus’taki caniler... Cezayir’dekiler... Afrika’daki sözde rejimler için de durumu farklı değildi.

Bütün bu gerçekliklere rağmen Batı medeni, Doğu; ki burada İslam ülkelerini özellikle kastediyoruz medeniyetten uzak addedildi. Tam bu noktada da bütün Müslüman ülkelerin aynı kefeye konmadığını da vurgulamak lazım. İran’daki insan hakları ihlalleri uluslararası arenanın dikkatinden kaçmazken Suudi Arabistan için söylenecek iki çift lafları olmadı. Afganistan’ı, kadınlarının burkalarından kurtarılmak adına işgal ederken, başını örtmek isteyen kadınlarına her türlü ezayı cefayı reva gören Tunus’a ve Türkiye’ye bir asır boyunca susarak destek verdi. Ne de olsa ezilen Müslümandı ve bu onları ilgilendirmezdi ve hatta ne de iyi oluyordu. Myanmar’daki Müslüman soykırımını ateşleyen budist rahiplerin açıktan açığa kustukları nefreti, ötekiler siyasi doğruluğun arkasına sığınarak yapıyorlardı. Tüh katliam mı oldu, gelecektik yapacaktık derken havalara bakıyor, milyonlarca Bosnalıyı Sırb canilere elleriyle teslim ediyorlardı. Nedense müdahaleler zaman alıyor, hiç istisnasız geç kalıyor, Müslüman çığlığı boğucu sessizliğin içinde eriyip gidiyordu.

Bakınız bu hafta Amerika’da iki terör saldırısı gerçekleşti. Biri New York’ta diğeri Texas’da. Biri sokakta diğeri bir kilisede. İkisinden de onlarca masum insan hayatını kaybetti, bir o kadarı yaralandı. İkisi de nefretin, tahammülsüzlüğün sonucuydu. İkisinde de katil genç yaşlardaydı. İkisi de erkekti. Ama bir farkı vardı saldırıların. Biri terör eylemi olarak addedildi diğeri değil. Hangisi diye sorsam ve bugünkü başlıktaki ifadeyi göz önüne alarak ikincisi yani kilisede gerçekleşen saldırı diyebilirsiniz. Ama hayır, tam tersi New York’ta bisiklet sürücülerine ve yayalara arabasını süren kişi terörle ilişkilendirilirken diğeri yani elinde silah, bir pazar ayini sırasında kilisede dua eden insanları katleden adam basit ve kişisel bir saldırı yapmışçasına algılandı. Sebep? Birincisi Müslüman, ikincisi Hıristiyandı da ondan...

Batı dünyası eğri oturup doğru konuşmadığı sürece ürettiği canavar bir gün gelecek kendini de yiyecek...

 

  • İhsan Hocaİhsan Hoca13 gün önce
    Merve Hanım; YÖK’teki Doçent ve Profesörlerin, Yabancı Dili puan getiren bir konu olarak değil de aşılması gereken bir baraj olarak kullanıp, Yardımcı Doçentlerin önünü kesmek adına onlara bir darbe daha vurmamaları için, birkaç gün içinde açıklanacağı dillendirilen Doçentlik kriterleri konusu açıklanmadan önce anılan mağduriyeti gidermek bağlamında konuyu gündeme taşımanızı rica ediyorum.