• SON DAKİKA...
  • Başbakan Binali Yıldırım konuşuyor - CANLI
Son Dakika... Son Dakika... Son Dakika... Son Dakika... Son Dakika... Son Dakika... Son Dakika... Son Dakika... Son Dakika... Son Dakika... Son Dakika... Son Dakika... Son Dakika... Son Dakika... Son Dakika... Son Dakika... Son Dakika... Son Dakika... Son Dakika... Son Dakika...

Algı yönetiminin en son örneği

Başlığı okuyanlar ilk anda Türkiye’nin iç siyaseti ile ilgili bir şeyler okuyacaklarını düşünebilir. Algının yönetimi iç siyasetimiz kadar dünya siyasetinin de önemli ve fakat ahlak dışı bir aracı bu çağda...

Günümüz dünya siyasetinde tam anlamıyla çok heyecan verici şeyler oluyor. Hayırdır diyorsunuz birçoğunuz sanırım. Bizim göremeyip de yazarın gördüğü nedir diye düşünüyor olabilirsiniz. Heyecan kelimesini kullanmamın sebebi olan biteni entelektüel dünya, felsefi tartışmalar ve bunların gündelik hayata yansımalarında insanı derin derin düşünmeye itecek bir ortamın oluşmuş olması. Oryantalizmin canlı canlı karşımızda duruyor, aramızda yaşıyor olması. Bunu şimdi neye borçluyuz diyecek olursanız hemen söyleyelim, Türkiye’nin sınırları içerisinde barındırdığı Suriyeli sığınmacıları için verdiği mücadele! Mücadele diyorum çünkü savaşırcasına canla başla mücadele ediyor “onlar” için, “öteki” adına.

O Avrupa ki sığınmacılara yardım etmek şöyle dursun onları ortadan kaldırmada, kapılarını onlara kapatmada veya elinde kolunda, bankada, yastık altında nesi varsa el koymakta hiçbir beis görmüyor, işte o Batı, o Avrupa, şimdi Türkiye’ye zamanında vermiş olduğu sözü tutmamak için postkolonyal eleştiriyi hak eder nitelikte, tepeden bakıcı tavrı içinde algı yönetimi yapıyor.

Bununla mı kalıyor, hayır! Verdiği sözü de tutmuyor Avrupa! Bununla mı kalıyor, hayır! Algıyı yöneterek olanı biteni kendi istediği gibi lanse ediyor. Bu arada sözünü tutma çabası var mı, hayır. Bilakis, Türkiye’yi karalıyor, karaladıkça hem sözünü tutmamak adına kendince zaman kazanıyor veya zaman öldürüyor, hem de Türkiye’yi dünya siyasetinde kendi istediği yere yerleştirmeye çalışıyor.

Açıklayalım. Artık hepimizin bildiği gibi ülkemizde 3 milyonu aşkın mülteci var. Bunların önemli bir kısmı Suriyeli, ama bunun dışında Afganistan’dan tutun, Mısır’a kadar birçok ülkeden sığınmacı var. Sadece geçtiğimiz yıl ülkemizde doğmuş olan Suriyeli bebeklerin sayısı yüz elli bin. Türkiye’nin bebekleri diyor Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız bu yavrulara. Türkiye’ye, bize, bir ensar muhacir hassasiyeti ve samimiyeti içinde Erdoğan’ın Türkiyesine emanet edilmiş bebeklere. Milli Eğitim Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, AFAD, Göç Genel Müdürlüğü vs. hepsi onlara amade, birlik içinde çalışıyorlar. Türkiye onlara arkasını dönmeyen, onları Akdeniz’in soğuk sularına terk etmeyen, Avrupalı Macar gibi çelme takıp, düşürmeyen, tam aksine şefkat kucağını açan tek ülke. Müslüman Türkiye çünkü. Esed’in zulmünden kaçan Suriyelinin acısını içinde hisseden tek ülke çünkü.

Avrupa’nın tutumu ise tam oryantalizmin göbeğinden gelip ulaşıyor bize. Kapılarını kapatan Avrupa kendini üstün gören “Avrupa ırkı” diyelim istemiyor “Suriyeli Arabi.” Bu, burası Avrupa, burası beyaz, Hıristiyan, seküler olanların kıt’asıdır demekten başka bir şey değil oysa. Aslında bunu da sakladıkları söylenemez. Açık açık ifade etmekten çekinmeyecek kadar da yüzsüzler.

Ama burada da kalmıyor iş, bir adım daha öteye giderek; Türkiye’yi fırsatçı davranmakla, dilencilik yapmakla itham edebiliyorlar. El insaf! demekten başka söz bulamıyorum.

 

YORUMLAR
600

Dikkat: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

Merve Kavakçı
Merve Kavakçı Tüm yazıları için tıklayın »