Tarihi gerçeklerden korkmak

04 Kasım 2017 Cumartesi

“Bir tarihçinin kendi görevini yapması hangi ülkede ve hangi hukuka göre suçtur?” Soranlara, “o hukuk bizdedir ve o ülke benim ülkem” demeye utanıyorum. 

İtiraf edeyim ki, bir tarihçinin yazılmış bir mektubu sansürsüz yayınlamasının suç olduğunu ben de yeni öğrendim.

Cezalandıran Hakim’in dalga geçer bir tavırla “Bıçak sırtı bir durumdu, yandaki mahkeme beraat verebilirdi, ben ceza verdim” şeklinde bir ifade kullanabileceğini ise hiç mi hiç düşünmemiştim. 

Konu şu:

Derin Tarih dergisinin Mayıs 2017 tarihli 62. Sayısı, Latife Hanım’ın Boston’da çıkan bir ABD gazetesindeki mektubunu kapağa taşımıştı. Bakırköy Basın Savcılığı tarafından derginin Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Armağan, hakkında açılan davada 5816 sayılı “Atatürk’ü Koruma Kanunu”na muhalefetten 1 sene 3 ay ceza aldı. 

Gerekçe ‘’Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret’’ etmiş olmak (mış). 

 Oysa işin özü şudur:

 Aslında burada Latife Hanım yargılandı. Zira MustafaArmağan’ın yaptığı sadece Boston Sunday Advertiser gazetesinin 21 Şubat 1926 tarihli nüshasında çıkan haberi Türkçeye tercüme ederek yayımlamaktan ibarettir. Dergide yer alan ifadeler tamamen Latife Hanım’a ait. Dolayısıyla gerçekte mahkûm edilen Armağan değil, Atatürk’ün resmi eşi Latife Hanım oldu.

MAHKEMELER DEĞİL, TARİHÇİLER KARAR VERİR

Onun bizce bilinmeyenlerini eşi tarafından ortaya koyan bir mektubu sansürsüz yayınlamak nasıl hakaret sayılıyor anlamış değilim. 

Yanlışı veya doğrusu yayınlayan kişiyi değil, o mektubu kaleme alan eşine aittir. Kaldı ki, o mektup yıllar önce yayınlanmıştır.

Keşke, kişiye özel hazırlanan o kanuna “Onun yüce hatırası için yalan konuşmak, yazmak ve ona yazılan mektuplar ile onu eleştiren makalelerin ancak övücü ifadelere dönüştürülerek yayınlanması caizdir” ibaresi eklenseydi. 

…Ve yine “Latife Hanımın Mustafa Kemal’e yazdığı mektuplar devlet sırrıdır ifşa edilemez” maddesine yer verilseydi. 

İşte o zaman biz de Mustafa Armağan’a “Kardeşim tarihi gerçekleri boş ver. O mektubun aslını değil de Mustafa Kemal’i yücelten ifadeler ilave ederek ve bazı kısımları çıkartarak yayınlamalıydın. Çünkü buyruk böyle” şeklinde çıkışırdık.

Beyler, medeni dünyanın kabul ettiği genel hukuk kaidelerinden birisi de “kişiye özel kanun çıkarılamaz” kuralıdır. 

Devlet kuran bir lider kendi halkıyla mahkemelik olmamalı. Gereksiz savunmalar ve hukuk dışı sahiplenmeler ile onun kanunlarla korumaya alıp fikir ve haber alma özgürlüğünü mahkûm etmek, hem tarihe hem de o liderin kendisine yapılabilecek en büyük yanlıştır. 

Bu yanlış tavır o lideri halkına sevdirmez halk içinde tartışılır hale getirir.

Burada halkın nasıl düşündüğünü dile getiren Ülkücü Ozan Arif’in şiirinden bir paragrafa yer vermek isterim.

Ârif der ki; hakkı ile övelim... 
Sakız mıdır ağzımızda gevelim..? 
Atatürk’ü Fâtih gibi sevelim... 
Fakat zorla taptırmayın efendim..!

Yeri gelmişken bir tarihi gerçeği de burada hatırlatmak isterim: ABD ve bazı AB üyesi ülkelerinde çıkarılan özel yasalarla “Anadolu’da Ermeni soykırımı yapılmadı” demek suç sayılmaktadır. 

Türkiye tarafı olarak “Tarih hakkındaki hükmün ancak tarihçiler tarafından verilebileceği ve bu konularla alakalı olarak kanun yapıcılar tarafından cezai müeyyideler getirilemeyeceği” şeklinde itirazda bulunulmuştur.

Aleyhimizdeki o hukuk skandalına “tarihi konular tarihçilere bırakılmalı” itirazında bulunurken, kendi hukukumuzda onun tersini uygulayarak bir tarihçinin cezalandırılması açık bir çelişki değil midir?

Karar üst mahkemeden dönmezse 15 ay boyunca her hafta karakola ‘tekmil’ vermesi gerekecek. 

Bu ceza Mustafa Armağan’ın şahsında derin tarih dergisine ve tarihi gerçeklere vurulmuş derin bir darbedir.

Bir milletin tarihi gerçekleri öğrenmesi en doğal hakkı değil midir?

Yine sormak isterim; 

Beyler, benim atam suçlu mu ki onu kanunlarla koruyorsunuz?

Geçmişiyle övünen bir millet olmamız hasebiyle tarihi gerçeklerle yüzleşmekten hiçbir zaman kaçmamışız. 

Korkularla tarihi gerçeklerin üstünü örtmek veya karanlıkta kalmış tarihi gerçekleri gün yüzüne çıkartan tarihçileri mahkûm etmek Türk yargısına yakışmamaktadır. 

Unutmayın ki, bir millet ancak adalet ile ayakta kalır. 

Adalete güvenini kaybeden toplumların geleceğe güvenle bakması elbette ki mümkün değildir. 

Bir milletin güçlü olması, her şeyden evvel adalete olan güvenin tam olması ve yargının tarafsızlığından şüphe duymaması ile mümkündür.

Kararı kabullenemiyorum.

Çünkü, bu hukuki değil, siyasi bir karar ve de hukuk skandalıdır..

 

  • AliAli20 gün önce
    Sayın yazar doğruları söylemek çok zor bu durum karşısında ne yapılabilir allah yardımcımız olsun