THY- Euroleague

NATO, kiminle kime karşı?

02 Aralık 2017 Cumartesi

1922 yılında Kurtuluş Savaşı’yla kovduğumuz emperyalist güçlerle NATO üyeliği sonrasında beraber aynı safta olmak zorunda kalmamız, ağır bedellerden biri olmuştu. 

Sovyetler Birliği’nin İkinci Dünya Savaşı sonrası baskı ve tehditleri bizi bedeller ödemeye ve NATO’ya girmeye mecbur etmişti.

Çünkü asıl sorun ve ağır bedeller üyelikten sonra başlamıştı. 

1954 yılından itibaren, Amerika’nın NATO çatısı altında Türkiye sınırları içinde üs kurmasına ve asker bulundurmasına izin verildi. 1960’lı yıllarda bu üslerin sayısı 100′ü geçmişti.

Bizler büyük fedakârlıklar yaparken ABD ve AB üyesi müttefiklerimiz ülke olarak sanayileşip kalkınmamıza katkı sağlamadıkları gibi demokrasimizin güçlenmesine de destek olamadılar veya olmadılar.

1990 yılında dünya dengelerini bozacak değişim ve dönüşümler sonrasında ise bir ‘karşı tavır’ algısı oluşturulmaya başladı. 

Amerika ve Sovyetler Birliği’nin arasındaki rekabetin en büyük kanıtı olan Berlin Duvarı yıkıldı. 

Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesi ile SSCB’nin iç sorunları arttı ve SSCB dağıldı. 

Devamında, Sovyetler öncülüğündeki Doğu Bloku üyesi ülkelerin çoğu sosyalist rejimi bırakıp çok partili sisteme geçiş yaptılar.

Kısacası, NATO’ya karşı 14 Mayıs 1955’te kurulan askeri birlik ve dostluk anlaşması olan Varşova Paktı 1 Temmuz 1991’de bitirildi ve devamında Sovyetler Birliği dağıldı.

Böylece Amerika tek güç oldu ve NATO düşmansız kaldı. 

Yapılan konsept değişikliğiyle NATO’nun yeni düşmanı İslam ve Müslümanlar oldu. 

Asırlar boyu İslam’ın bayraktarlığını yapan Türkiye,NATO üyeliği devam ettiği halde hedef ülke kapsamına alınması o planın bir parçasıdır.

Bugün, ABD ve AB’nin Türkiye’yi baskı altına alarak diz çöktürtmek istemesinin asıl sebebi Türkiye’nin İslam dünyasına yeniden öncülük etmeye yönelmesidir. 

Terör örgütlerini silahlandırıp desteklenmesi ve krizler icat ederek karşı politikalarla Türkiye’nin çaresiz bırakılmak istenmesi, Batı emperyalizminin yeni konseptinin gereğidir.

O, ‘ÜST AKIL’ YİNE DEVREDE

NATO üyesi olan Türkiye bugün, müttefiklerinin baskısı ve tehdidi ile karşı karşıyadır.

Bunun asıl sebebi, Türkiye, % 98 Müslümanolanbir İslam ülkesi olmasıdır. 

Çünkü AB bir Hristiyan kulübü ve NATO bir Haçlı Ordusudur da ondan.

Çünkü artık Sovyet tehlikesi ortadan kalkmıştır ve kendi güvenlikleri için Türkiye’ye ihtiyaç kalmamıştır. 

…Ve bugün:

ABD’de devam eden mahkeme tiyatrosu (Zarrab davası) ve ABD tarafından icat edilen krizler, AB ve NATO ile onların kullandığı içimizdeki işbirlikçilerindevam eden Türkiye karşıtlığı ve karalama kampanyalarıaynı merkezden yönetilmektedir.

O merkez, Batı emperyalizmini yöneten ve yönlendiren o ‘üst akıl’ denen yapıdır. O kumpaslar ve sergilenen Bizans oyunları o yapının eserleridir. 

ABD’nin Rıza Sarraf üzerinden Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a operasyon çektiğini görmeyene ahmaktır. Görüp de sevinen ise tek kelimeyle alçaktır. 

NATO VE AB’DE İSLAM ÜLKESİ İSTENMİYOR

NATO’da Türkiye karşıtlığının bir skandala dönüşmesi tesadüfü bir gelişme değildir. 

NATO’da ilk CumhurbaşkanımızAtatürk ve son Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın resimleri düşman liderler olarak hedefe konması, hakaret ve aşağılamanın ötesinde NATO’nun ve Batı emperyalizminin Türkiye’ye bakışının bir sonucudur.

Ayrıca; terör örgütleri aynı zamanda NATO üyesi olan müttefiklerimiz tarafından korunmakta ve yönlendirilmektedir. Hatta bazı tehditler ise müttefik ülkeler tarafından da yapılmaktadır.

Türkiye; her zamankinden daha fazla terör örgütleri, yabancı askeri ve istihbarat servislerinin karşı operasyonları ile teknolojik boyutlu kimyasal silahların doğrudan tehdidi altındadır.

Bu tehditler karşısında kendi gücümüzü oluşturmaktan başka çaremiz yok. 

Unutmayalım ki; bize NATO başta olmak üzere hiçbir gücün faydası yok.

Biz, başkasına değil kendimize güvenmeli ve yeniden yapılanmamızı bu gerçekleri nazarı dikkate alarak gerçekleştirmeliyiz.

“Güçlü Türkiye”, milli bir devletle var olur. Milli bir devlet ise milletle ve bu milleti millet yapan değerleri yüceltmekle mümkündür.

Şimdi; milli ve yerli olma ve hep birlikte Türkiye olma zamanıdır. 

 

YORUM YAZ