Kendi silahını üreten bir Türkiye

25 Ekim 2017 Çarşamba

Türkiye, ‘3238 sayılı Savunma Sanayii Hakkındaki Kanun’ gereği modern bir savunma sanayinin geliştirilmesi ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin modernizasyonunu hedeflemiştir.

Savunma Sanayiinde milli projeler devam ederken, Türkiye silah ihtiyacını başta NATO ve diğer birçok ülkeden temin etmeye devam etmiştir. 

Süreç içinde hem milli savunma hamleleri hem de ihtiyaç teminini sürekli olarak engelleyenler olmuştur.

Maalesef ki, bu engellemeler düşman değil, dost bildiklerimiz ve NATO içinde müttefikimiz olan ülkeler tarafından yapılmıştır ve de yapılmaktadır.

Başta ABD ve Almanya olmak üzere çok sayıda Batılı ülkenin Türkiye’ye silah ambargosu uyguladığı veya silah satışını askıya aldığı hatta bazı şartlara bağladığı bir gerçektir. 

ABD, Almanya ve Fransa başta olmak üzere NATO üyesi ülkeler, Türkiye’ye silah satışını engelleyemez. 

Çünkü, “NATO müttefiki olan ülkeleri arasında silah ticareti engellenemez” ilkesi bulunmaktadır. Ayrıca askeri yardımlaşma yükümlülüğü mevcut. 

NATO ülkeleri kendi aralarında bu yükümlülükleri yerine getirirken, Türkiye söz konusu olduğunda her türlü hukuk ve yükümlülükler hiçe sayılmaktadır.

NATO ve AB üyesi devletlerin ülkemize yönelik bu düşmanca tavırları karşısında yeni seçenekleri değerlendirmek en tabii hakkımızdır. 

Rus, Çin, Hindistan başta olmak üzere NATO üyesi olmayan birçok ülkedeki savunma sanayii devlerinin Türkiye ile savunma işbirliği konusunda işbirliğine hevesli olduğu gerçeği dikkate alınmalı. 

MİLLİ SAVUNMA SANAYİ

Milli Savunma Sanayii konusunda maalesef çok geç kaldık. 

Oysa cumhuriyetin ilanından kısa bir süre sonra milli savunma sanayiinde Nuri Paşa’nın kurduğu silah ve mühimmat fabrikası ile Ortadoğu pazarına giriş yapmıştık. 

Ancak çok ilginçtir Nuri Paşa, Arap-İsrail geriliminde Müslüman ülkelerin silah ve mühimmat ihtiyacını karşılamaya niyetlenince Sütlüce’deki fabrikasında yaşanan esrarengiz bir patlama sonucunda hayatını kaybetti. 

Böylece ilk özel savunma sanayi şirketimiz tarih oldu. 

Üstelik bu olaydan kısa süre Türkiye, İsrail’i tanıdı ve NATO’ya dahil oldu.

Siyasi kaoslarla zayıflayan ekonomimizin sebep olduğu iktisadi kısıtlamalar her alanda olduğu gibi Milli Savunma Sanayimizi geliştirmemize de mani oldu.

Ancak son yıllarda siyasi iradenin kararlılığı ve düzelme yoluna giren ekonomimiz ile her alandaki kalkınma hamlelerimiz içinde milli bir proje olarak Milli Savunma Sanayi’nin önemsenip çalışmaların devam ettiğine şahit oluyoruz. 

Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın özel talimatlarıyla Türk hükümetinin yerli savunma sanayisini geliştirme kararlığı fevkalade olumlu bir gelişmedir. 

Bu konuda geçmiş uygulamalardan farklı olarak, ileri teknoloji ve yeni yatırımların teşvik edilmesi de aynı derecede önemlidir. 

Kendini yenileme kabiliyeti bulunan, üretim potansiyeline sahip yerli özel sektörün önündeki bürokratik engellerin kaldırılması katılımı artırmıştır.

Bütün bunlar önemli ancak yeterli değildir.

Üretim için asıl önemlisi Ar-Ge faaliyetleri ve silahların üretilmesini sağlayacak entelektüel ve düşünebilen üretici bir toplum olmaya yönelmeli.

HAK VE HAKLILIĞINI KORUMAK İÇİN

Unutulmasın ki, haklı olmak yeterli değildir. 

Çünkü, günümüzde “hak haklının değil, hak güçlünündür” ilkesi geçerlidir. 

Dünya siyasi tarihinin akışına fikirler ve haklı öneriler değil, silah ve ekonomik gücü olanlar yön vermektedir. 

Hulasa, ülke olarak küresel düzeyde ve bölgesel alanda sözü dinlenen bir ülke olmak istiyorsak, emperyalistlerin ihanetlerini sonlandırıp, zalimlere karşı mazlumun hak ve hukukunu korumak istiyor isek, işte o zaman ekonomik kalkınmanın yanında nükleer başlıklı füzeleri rampalarına yerleştiren bir ülke olmalıyız.

Yani dışa bağımlı değil, kendi silahını üreten ülke olma yolunda Milli Savunma Sanayimizi tamamlamalıyız.  

 

  • Hy-hyHy-hy1 ay önce
    Asyadaki birçok ülke esasında Rus,Çin,Hint,pakistanda genel anlamda rus teknolojik altyapısı kullanılır.Japon ve korede amerikan ve kendi teknolojileri vardır.Tayvanın bile uçak gemisi vardır.