Vefatının 79.yılında “İslam Şairi” Mehmed Akif

28 Aralık 2015 Pazartesi

İ

slam Şairi Üstad Mehmed Âkif, 1873 yılında İstanbul’un Fatih ilçesi, Sarıgüzel semtindeki bir evde doğdu. Babası Arnavutluk’un İpek Kasabası’nın Susişa köyünden Nureddin Ağa’nın oğlu (Temiz) Tahir Efendi, annesi ise Buharalı bir şeyhin torunu olan Emine Şerife Hanım’dır.

Üstad Mehmed Âkif, mütareke yıllarında (1918) buhranlı günler yaşadı. İstiklâl Harbi başlayınca kurtuluş ümidiyle, İstanbul’dan Anadolu’ya geçti. Kastamonu’dan başlayarak câmilerde vaazlar vererek, halkı “Milli Mücadele”ye iştirak etmeye (katılmaya) teşvik etti.İslam Şairi Üstad BaşyazarMehmed Âkif’in “Milli Mücadele”de halka verdiği Vaazlar ve Hitabeler günümüze de ışık tutmakta ve Müslüman Türkiye’nin yolunu aydınlatmaktadır:

“Ey cemaat-i Müslimin! Memleketlerinizi kurtarmak için devam eden mücahedatınızda bir noktaya son derece dikkat etmelisiniz: Bu hareketlerin, bu himmetlerin sırf müdafaa-i din ve vatan gayesine müteveccih olduğu yâr u ağyâr nazarında tamamiyle anlaşılmalıdır. Fırkacılık, menfaatçilik, kavmiyetçilik gibi hislerden külliyen müberra olduğuna yakındakilere, uzaktakilere tamamiyle kanaat gelmelidir. Bu kanaati zerre kadar sarsacak bir harekete, bir söze kimse tarafından meydan verilmemelidir. Hususi emeller, hususi içtihatlar yine hususi olarak sahiplerinin kafasında, kalbinde kalmalıdır. Çünkü gaye birdir. Efrad tarafından o müşterek gayeye karşı gösterilecek ufacık bir inhiraf son derece muhtaç olduğumuz vahdeti temelinden sarsmaya kâfidir. Onun için bundan son derece sakınmalıdır.” (Karesi Zağnos Paşa Camii Vaazı, Sebilü’r-Reşad Gazetesi,12 Şubat 1336)

“Maarif, maarif!.. Bizim için başka çare yok; eğer yaşamak istersek her şeyden evvel maarife sarılmalıyız. Dünya da maarifle, din de maarifle, ahiret de maarifle… Hepsi, her şey maarifle kaim. Bizim dinin cehalete tahammülü yok, cahiller eline geçince mahvolur.” (Fatih Camii Vaazı, Sebilü’r-Reşad Gazetesi,7 Rebiü’l-evvel 1331)

“Türklerin yirmi beş asırdan beri istiklâllerini muhafaza etmiş bir millet oldukları tarihen müsbet bir hakikattir. Halbuki Avrupa’da bile mebde-i istiklâli bu kadar eski zamandan başlayan bir millet yoktur. Türk için istiklâlsiz hayat müstahildir. Tarih de gösteriyor ki Türk, istiklâlsiz yaşayamamıştır!..”

(Sebilü’r-Reşad Gazetesi, 437-438/21 Ağustos 1335(1919),s.175.) 

Müslümanlar için hakk-ı hayat ancak birlik ve beraberlik ile mümkün görünmektedir. Eğer Müslümanlar yaşamak istiyorlarsa cemaat arasında nifaka, şikaka, dargınlığa, küskünlüğe, ayrılığa-gayrılığa meydan açabilecek en ufak sözlerden, en ehemmiyetsiz görünen hareketlerden bile çekinmelidirler! Yeis ve ümitsizliğe düşmek İslam dinine göre küfür telakki edilmiştir. Bunun için Müslümanların Allah’ın merhamet ve yardımından ümit kesmemesi, tek tek üzerlerine düşen görevleri yaptıktan sonra vaad edilen kurtuluşu beklemeleri gerekir. Başta din, namus ve vatan olmak üzere bütün varlığımız tehlikeye düşmüş, düşman kapılarımıza dayanmıştır! Bu durumda yapılacak şey, ayrılık-gayrılık gibi küçük meseleleri bir tarafa bırakmak ve el birliği ile bu namert istilâyı bir an önce geri püskürtmektir!”(Sebilü’r-Reşad Gazetesi, 458/12 Şubat 1336(1920), s.183-186.)

“Düşmandan asla dost olmaz, düşman hiçbir zaman mahrem-i esrar kabul edilemez!.. Düşmanın bizden istediği, herhangi bir vilayet veya sancak değil, doğrudan doğruya başımız, boynumuz, hayatımız, saltanatımız, Devletimiz, Hilâfetimiz, Dinimiz ve imanımızdır! Bu yüzden artık aklımızı başımıza almanın zamanı gelmiştir; çünkü artık çekilip gitmek için arka tarafta bir karış yerimiz yoktur!”(Sebilü’r-Reşad Gazetesi, 464/ 25 Teşrin-i sâni,1336(1920), s.249-259/ Sebilü’r-Reşad,C.18, s.464 )

“İstiklâl Marşı bir daha yazılamaz. Onu ben de yazamam. Onu yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lazım. Allah; vatanımızı, istiklâlimizi tehlikeye düşürüp yeniden bir İstiklâl Marşı yazdıracak günleri göstermesin…

İslam ve İstiklâl Marşı’mızın büyük şairi Mehmet Akif Ersoy, 1936 yılı yaz ayı başlarında, vatan hasretine dayanamayarak Mısır’dan İstanbul’a ağır hasta olarak döndü. Nişantaşı’ndaki Sağlık Yurdu’na yatırıldı. Orada bir ay kaldı. Beyoğlu’ndaki Mısır Apartmanı’nda kendisine ayrılan dairede bir müddet ikamet etti. Daha sonra Alemdağı’nda bir çiftliğe nakledildi.

27 Aralık’ta Mısır’dan dönüşünün altıncı ayında vefat ederek, Allah’ın rahmetine kavuştu.Bayezid Camii’nde kılınan Cenaze Namazı’ndan sonra, Müslüman Türk gençliğinin omuzları ve elleri üstünde Edirnekapı Şehitliği’ne götürülen cenazesi, çok sevdiği dostlarından Babanzâde Ahmed Naim’in yanındaki mezara defnedildi (gömüldü). Taceddin Dergâhında yazdığı büyük şiiri “İstiklâl Marşı”nı, “Kahraman Ordumuza” ithaf etti ve bu muazzam şiiri, Sebilürreşad’ın baş sahifesinde intişar etti. (17 Şubat 1921)