Öğretmenlerimiz ve eğitim dâvamız.. 

24 Eylül 2017 Pazar

Öğret mene, 

Öğret mene. 

Doğruyu öğret mene. 

Öğretmen’e, 

Öğretmen’e, 

Men köle Öğretmen’e. 

Öğretmen ki, bir mumdur, 

Erirken aydınlatır. 

İşte o aydınlığı, 

Her zaman öğret mene… (Muhsin İlyas Subaşı) 

Türkiye’nin en büyük ve en önemli davâsı Eğitim (Maarif) davasıdır. İslam Bilginleri “Terbiye”yi şu şekilde tarif etmektedir: “Bir cemiyette yetişmiş neslin, henüz yetişmeye başlayan nesle fikirlerini ve hislerini vermesi, bir şeyi kademe kademe tedriç ile kemâle eriştirmektir.” Terbiye kelimesinin kökü ise yüce Allah’ın isimlerinden biri olan “Rab” kelimesidir. “Efendi, sahip, mürebbi, düzene koyan, tedbir eden, nimet veren demek olan Rab kelimesi, Kur’an-ı Kerim’de; 965 defa anılmıştır. Kur’an’da 2799 defa tekrarlanan “Allah” isminden sonra, en çok zikredilen “Rab” ismidir. 

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in ilk emri; “oku” diye başladığı gibi, “(Habibim) de ki, hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer Suresi, 9), “Rabbim, ilmimi arttır” (Taha Suresi, 114) âyetleriyle Müslümanlar ilme ve öğrenmeye teşvik edilmiş, İslâm Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v); “İlim öğrenmek, kadın-erkek her Müslümana farzdır.” “Ben bir Muallim (Öğretmen) olarak gönderildim” (İbn-i Mâce, Sünen) buyurarak, “Eğitim- Öğretim”in önemine ve vazgeçilmezliğine işaret etmiştir.. İslam Eğitim Tarihine baktığımız zaman, Müslümanların ve İslam Devletlerinin “Eğitim- Öğretime (Maarife) büyük önem verdiklerini görürüz. İslam Eğitim kurumlarının başlıcalarını; “1-) Mescid-Câmi, 2-) Mektep-Küttab, 3-) Ulemâ Evleri, 4-) Medrese-Külliye” olarak sayabiliriz. “Beytü’l-Hikme”leri (M.832), “Medreseleri” (M.1035), “Nizamiye Medreseleri’ni” (M.1066), Dârü’l-Fünûn’ları, “Sahn-ı Semân Medreseleri’ni” (1460), “Süleymaniye Medreseleri’ni” (1520) kuran, bu eğitim müesseselerinde sayısız bilim ve fikir adamlarını yetiştiren Müslümanlar, bilim, teknik  kültür, sanat, edebiyat, mimari v.b. alanlarda “İslam Medeniyeti” ile dünyaya örnek olmuşlardır.

Üstad Mehmed Âkif Ersoy, öğretmenlerde bulunması gerekli vazgeçilmez özellikleri ise şöyle ifade etmektedir: 

“Demek ki atmalıyız ilme doğru ilk adımı, 

Mahalle Mektebi’dir işte en birinci adım. 

Muallim ordusu derken çekirge orduları, 

Çıkarsa ortaya artık hesap edin zararı. 

“Muallimim” diyen olmak gerektir imanlı, 

Edepli, sonra liyakatli, sonra vicdanlı. 

Bu dördü olmadan olmaz: Vazife çünkü büyük.” 

Osmanlı Devleti’nde Tanzimat devrinde açılan ve zararlı etkileri görülen “Yabancı-misyoner Mektepleri (Okulları)” hakkında şunları söylüyor: “Biz ne hamiyetsiz (gayretsiz) adamlar ve ne vazifesiz babalarız ki, mevcut mekteplerimizi işe yarar hale getirmeye, yahut yeniden esaslı müesseseler yapmaya hiç yanaşmıyoruz da geleceğimizi teşkil edecek çocuklarımızın eğitimini, o geleceğin hayalinden bile ürken bir takım yabancılara bırakıyoruz! Zengin, orta halli, züğürt elhâsıl hepimiz mektepsizlikten, hepimiz maarifsizlikten şikâyet ediyoruz. Fakat hiçbirimiz bu derdin çaresini bulmak istemiyoruz… ” (Sırat-ı Müstakim, C. 5, no, 108, 29 Eylül 1910) 

Üstad Mehmed Âkif, “Öğretmenlik Mesleği”neverdiği değeri ise şu veciz sözleriyle ifade etmektedir: 

“-Halkalı’nın ilk Müdürü, ilk hocaları oranın Ziraat Mektebi haline gelmesi için ne alın teri dökmüşlerdir? Ben orada Baytarlığa (Veterinerliğe) ait dersler okurken, ne mübarek Hocalarımız vardı, hâlâ ne iyi talebesi var!” (Mehmed Akif (2), M. Orhan Okay, Millî Eğitim, Nisan 1989, Ankara, s, 15 v.d.) Üstad Mehmed Âkif, istiklâl ve istikbâlimizin teminatı olacak gençlere de şöyle seslenir:  

İhtiyar amcanı dinler misin, oğlum Nevruz? 

Ne büyük söyle, ne çok söyle; yiğit işde gerek. 

Lâfı bol, karnı geniş soyları taklid etme, 

Sözü sağlam, özü sağlam adam ol, ırkına çek.” 

Kimse evlâdını câhil komak ister mi ayol, 

Bize lâzım iki şey var: Biri mektep, biri yol.” 

Büyük Türk Şairi Bahtiyar Vahapzâde ne güzel söylüyor: 

Yarıya bölünür günüm, saatim, 

Vakit benim servetim, benim varımdır. 

Muallimlik benim günüm, hayatım, 

Şairlik en yüce duygularımdır.” (1) 

Saygıdeğer ve fedakâr öğretmenlerimizin “Öğretmenlik Mesleği”ne gerekli önem verilmeli, Türkiye’nin temel direkleri olan öğretmenlerimizin maaşları arttırılmalı ve konut ihtiyaçları mutlaka karşılanmalıdır! Vesselam.  

(1) Daha geniş bilgi için bkz. “Türkiye’nin Millî Eğitim Bakanları ve Eğitim Dâvâmız” (1-2), Gerger Yayınları, İstanbul, 2017, 

İletişim: www.gergerkitap.com /  

e-posta: [email protected]

 

  • Oğuzsoylu Oğuzsoylu 1 ay önce
    Öğretmen, nedir kime öğretmen denir, önce bunun bir sınırını çözelim, eti senin kemiği benim demiş büyüklerimiz en büyük yanlış bu çünkü bundan kuvvet alan zalim köyüme öğretmen olmuş gariban köy çocuğunu sıra dayağına çekiyor hemde beş parmağını birleştirip sopayla vurma pozisyonuna getirtip 12 sağ 12 sol elin beş parmağı uyuşuncaya kadar dayak atan kişi öğretmenmidir, 73 yılındaki öğretmen Gevher Acar 78 yılında S. Bağrıaçık, E. Kayaduman ben onlara hakkımı helal etmiyorum edemem de öldülersede rahmet dileyemem .